Nasıl onu geri çekmek için

Mükemmel fotoğraf çekmek için pahalı ekipmana ihtiyacınız yok. ... Bende olduğu gibi üçüncü bir ışığınız varsa onu, ürünü aydınlatmak için yukarıya ve nesnenin hemen arkasına yerleştirin. Bu, şekil vermeye yardımcı olur. ... Photoshop Nasıl Kullanılır görmek için sayfamı ziyaret edebilirsiniz. Kredi notunu yükseltmek için yapmanız gerekenler… Kredi notunu yükseltmek için yapmanız gerekenler… Kredi notunun yüksek olması, bankalardan ihtiyaç duyduğunuz kaynağı temin etmenizi kolaylaştırır. Kredi notumu nasıl yükseltirim diye düşünüyorsanız, öncelikle bu adımları izleyin. Pozitif enerjiyi çekmek geçmişinizi unutmak ya da gömmek anlamına gelmez; onu kabul etmek ve size öğrettiği dersler için ona teşekkür etmek anlamına gelir. Böylece, bu sefer hayatta daha fazla bilgi ve olgunluk ile ilerlersiniz. Odağınızı değiştirin. Eğer pozitif enerjiyi çekmeyi gerçekten istiyorsanız, olayları görme biçiminizi bir kontrol etmelisiniz. su anda ayni seyleri yasiyorum. 1 haftadir hersey cok güzel ilgili anlayisli arar sorar yazar merak eder. dün aksam yazdim. bu sabah sadece günaydin mesaji geldi. ki bütün aksam ve gece online idi whatsapp de. anlam veremedim. birden bire neden? anlayamiyorum. bugün de mesajlastik cok kisa. aradim aricam seni sonra dedi musait degildi. 6 saat oldu hala tik yok. ne bir mesaj ne bir arama ... Konuşmanızın ilk saniyelerinin çok önemli olduğunu hatırlayın. Dinleyicilerin dikkatini çekmek için yalnızca yarım dakikanız var. Bu yüzden İngilizce’de bir sunuma nasıl başlayacağınızı bilmiyorsanız, başarısı ispatlanmış olta taktiklerinden birini kullanmakta tereddüt etmeyin. aşkı kendine çekmek için dua ... hevesle çıkmaya başladığım erkek arkadaşımı aslında pek sevmedigimi farkettim ama o beni delicesine seviyordu onu üzmek içimden hiç gelmiyordu yaptığım araştırmalar sonucu bu tarz durumlarda vefk ,celp vs. yapildigini öğrendim ama etrafta çok dolandırıcı vardı iyi bir araştırma ... Okumadıysan mutlaka geri dönüş yapıp o yazıları okumanı öneriyorum. Bir şey itiraf edeyim. Biraz komik olacak ama yazarken aklıma geldi… Bundan yıllar önce (daha lisedeyken), geçirdiğim bir ayrılık sonrasında ben de o kişinin tekrar ilgisini çekmek için internette araştırmalar yaptım. Bazı insanlar, bunu geçmişten biriyle yapıyor. Bağ kesmeyi yapıyor ve o kişi onu geri arıyor. Çünkü, enerji temizleniyor. Bağ kesme çalışmalarında bu hep olur, geçmişteki kişi geri arar. Sizinle bağlantı kurmaya çalışır. Eğer, görüşmeye devam etmezseniz, enerjiniz temizlenir ve yeni bir şeylerle ilerleyebilirsiniz. Bu bağlamda aklınıza yatan ve sizin işinize o an ne yarayacaksa onu tercih edebilirsiniz. Kredi Kartından Nakit Avans Çekmek. Nakde çok sıkıştığımız anlarda hali hazırda bir kredi kartımız var ise oradan nakit ve ya taksitli nakit avanslar çekebiliriz. Bu işlem için her bankanın ayrı ayrı faiz oranları bulunmaktadır. EFT Geri çekme, yani eft işlemlerini doğru yaptığınız halde EFT geri çekmek istiyorsanız bankanızın müşteri hizmetlerini arayarak eft geri çekmek istediğinizi, eft’nin yanlış yapıldığını ifade edebilirsiniz, Müşteri hizmetleri durum kaydını alır, ve karşı bankaya EFT giden bankaya bildirir, karşıda ki banka da ...

Arzulardan arın. Esrarengizi gör. Arzulara bürün. Arzu uyandıranı gör.

2020.09.13 21:39 karanotlar Arzulardan arın. Esrarengizi gör. Arzulara bürün. Arzu uyandıranı gör.

_Kalpteki incelik ise sevgi yaratır. Sözlerdeki incelik güven yaratır. Düşüncedeki incelik derinlik yaratır. Bunlara sahip olan insan ise her zaman kendini aratır. _Bir ülkede saraylar ne kadar çoksa, halk o ölçüde fakirleşmiştir. Saraydaki lüks ve pahalı şeyler ne kadar fazlaysa, tahıl ambarları o kadar boşalmıştır. Başkalarının yoksullaşması üzerine kurulmuş olan bu gösteriş, Haydutların yağmadan sonraki böbürlenmelerinden başka bi şey değil. Buna hırsızların cakası denir. Yol, bu değildir. Budur işte sahte YOL. _Halk açsa Bu üsttekilerin fazla vergi yemelerindendir. Halkı yönetmek güçse bu üsttekilerin her işe karışmasındandır. _Tasalanma sebebim bir bedenimin olmasıdır, Bedenim olmasaydı tasalanacak neyim kalırdı?" _İnsan ne kadar çok bilirse hükmedilmesi o kadar zor olur. Bu nedenledir ki eğiterek hükmetmek isyan getirir, cahil bırakarak hükmetmek mutluluk. _Sadece kendiniz olmak ile mutlu olduğunuzda ve kendinizi kimseyle kıyaslayıp, yarışmadığınızda, herkes size saygı duyacaktır _Kutlu kişinin kendi kalbi yoktur. Yetmiş iki milletin kalbidir onun kalbi. O kendi çocukları gibi bakar hepsine. İyilere iyiyim Kötülere de iyiyim. Çünkü iyiliktir ERDEM. Dost olana dostum Dost olmayana da dostum. Çünkü dostluktur ERDEM. Kutlu kişi sükûnet içinde yaşar. Geniş kalbi dünyaya açık. _Kutlu kişi isteksizliği ister. Değerliye değer vermez. _Mutsuzsanız geçmişte. Endişeliyseniz gelecekte. Huzurluysanız şu an da yaşıyorsunuz. _Brahman rahibi: “Komşunun tanrısını kendi tanrından çok sev!” _Görmek istemeyenden daha kör kimse yoktur. _Zorlanan bir şey, eninde sonunda eski durumuna geri dönecektir. _Başkalarını anlamak olgunluk, kendi kendini anlamak ise daha üstün bir olgunluktur. _Kayıp bazen kazançtan daha fazla yarar sağlayabilir. _Su gibi olmalısın. Kırılmamak için bükül. Düz olmak için eğril. Dolmak için boşal. Parçalan ki yenilen. _Bir insan, doğduğunda yumuşak ve güçsüzdür; öldüğünde, sert ve bükülmez. Bitkiler canlıyken yumuşak ve esnektir; öldüklerinde sert ve kuru. Bu yüzden sertlik ve bükülmezlik, ölümün yoldaşlarıdır, yumuşaklık ve narinlik hayatın yoldaşları. Yumuşaklık sertliğe, dirençsizlik kuvvete karşı zafer kazanır. Biçim alabilen şeyler sert olan şeylerden üstündür. _Zekice olmayan bir davranışa dahi zekice karşılık ver. _Konuşmadan önce düşün; Gereği var mı? Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi? Sessizliği bozacak kadar değerli mi? _Küçük kafalar kişileri, büyük kafalar fikirleri konuşur. _Bilge kişi kendi kişiliğini en sona koyar ama yine de en öndedir _En büyük iyilik su gibidir: sudaki iyi herkese yarar. Su bu iyiliği umursamadan yapar. _Kazanmak yada kaybetmek, hangisi daha iyidir? En iyi lider insanların ancak varlığından haberdar olduğu liderdir. _Tao Karıncayla imparator arasında fark gözetmez. Rahmetini iyiden de kötüden de esirgemez. _Dünya olduğu gibi olağanüstü güzel. _İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte. _Doğal olan güzeldir. İnsan içinden öyle geldiği için iyilik yapmalıdır, ödül beklediği için ya da cezadan korktuğu için değil. İçten gelmeden yapılan şeyler de uyum getirmez.
_Tao soyuttur. Ne yükselirken parlaktır ne de batarken karanlık. Tarif edilemez ve anlayışımızın ötesindedir. Başlangıcı ve sonu yoktur._Onu adlandırdık mı, onun sonsuzluğunu yitiririz. Çünkü her söylenen söz, her verilen ad şeyleri “Kendisi olamayandan” ayırır. _Su, TAO’nun simgesidir. O, yumuşak ve uysal, ama taşı yenecek kadar güçlüdür. En ince aralıklara bile sızar. Karşılık beklemeden çevresine hizmet eder. Her zaman en altta, insanların hor gördüğü yerlerde kalır. Bu yüzden de toplayıcı, birleştirici olur. Her yerde çevresiyle uyum sağlar. İçinde bulunduğu kaba uyar. Yine de hiç bir zaman kendi doğasını yitirmez... _Tao, her şeyin kaynağı olan “HİÇLİK”tir. HİÇ iken Bir oluruz. Bir’ken İki oluruz. İki iken Üç oluruz. Üç’ten bin bir tür oluruz. Hiçlik, karşıtlıklar dünyasının kaynağıdır. Birinin içinde ötekinden, erkekte kadından, kadında erkekten, ışıkta gölgeden, toprakta güneşten bir şey vardır her zaman. Her şey karşıtıyla vardır. (Ying Yang.) Tao içerdiği yol olma niteliğinin yanı sıra rehber olmasıyla, aslında aynı anda yapan ve yapılmakta olan gibi iki kavramı içinde barındırır: Hem yönetmen hem aktör, hem besteci hem melodi, hem seyrüsefer cihazı hem seyrin ta kendisi. Üstün insana Yol'dan söz etsen, gayretle işe sarılır. Nasipsize söylesen vay haline, kahkahaya güler. Gülmeseydi, yol, yol olmazdı. İnsanlar yeryüzünü izler, yeryüzü gökleri, gökler Yol'u izler. Yol ise olanı. _ Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar Göğün-yerin işaretlerinde. Ben bilgelik ararım Zaman ve dünyanın işaretlerinde. _ Kimileri mucizeleri kutsal sayar. Ben mucize olmayanı kutsal sayarım… _Uyanmış insan işlenmemiş cevheri görür. _Bilge, gece içinde bir okyanus gibi, durgun ve sessizdir ama bir kış rüzgarı kadar yakıcıdır. Bilge kişi bulutlar gibi sürüklenir, belli bir yeri olmadan. yeni doğmuş bir bebek gibi kendini ifade etmeye çalışmaz. Bilge kişi bilir ki kişi yenilerek yenebilir ve yenerek yenilebilir. Bilge kişi kendine önem vermez, ama başkalarının ihtiyaçlarını duyumsar o alçakgönüllü ve utangaçtır, böylelikle diğerlerinin kafasını karıştırır.çocuk gibi görünür ve dinlenir. Bilge kişi kafasında yenmeyi kurmaz ki yenilsin, bir şeye sarılmaz ki yitirsin. bilgenin yolu kurnazlığa kaçmadan çalışmaktır. _Büyük iyilik su gibidir. Doğal olarak akar. Reddeden insana bile faydası olur. Tao gibidir. Bilge kişi de su gibi yaşar, arzusuz ve alçakgönüllü, entelektüel düşünceli, sevecen, adildir. Bilge kişi sessizce çalışır. Ne övgü ne de şöhret aramaz. Uyuyan bir bebek gibi nefes alır ve uyumu gözetir. _Tao yaratır ama saygınlık istemez ve yol gösterir ama karışmaz. Tao seyahat etmeden de bilinip gözlenebilir; ondandır bilge kişinin bakmadan her şeyi görmesi. Her nesne tao nazarında birer küçük evrendir; dünya kainatın küçük evreni, ulus dünyanın küçük evreni, köy ulusun küçük evreni; aile köyün küçük evreni, ve bedeni kişinin ailesinin küçük evrenidir; tek bir hücresinden galaksiye kadar…
Karar aklın durması halidir; karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar; çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz. _Kalite bir erdemdir! O kendini; mekandaki yaşantıda, düşüncedeki derinlikte, sevgideki cömertlikte, İfadelerdeki gerçeklikte İdaredeki düzende eylemdeki etkide doğru zamandaki doğru harekette gösterir. _Kendini bilen bilge. Başkasını bilen bilgilidir. Kendini yenen kudretli. Başkasını yenen kuvvetli Halinden memnun olan zengindir. Nefsini yenen iradeli. Yerini korumayı bilen kalıcıdır, Ölüp de yok olmayan ölümsüz. _Edimsizliğin her şeyden el etek çekmek, eylemsizlik demek değil, tutkulu, hırslı eylemlerden, doğadaki dengeye ters eylemlerden uzak durmak demek. İçine kapalılık demek değil, ukalalık, gevezelik etmemek, çevresine yaşamı ve tutumu ile örnek olarak yol göstermek demek. _Kutlu kişinin bu sınırsız iyiliği karşısında herkesin ağzı açık kalır. _Hep hiçlikte kalanlar görür onun özünü. hep varlıkta kalanlar görür onun yüzünü...” _Edimsizlik, yaşamın akışına aykırı olan eylemlere girişmemektir. _Ezecekler mi birini. Büyütürler onu alabildiğine. Zayıf mı düşürecekler birini. Güçlendirirler onu alabildiğine. Yok edeceklerse birini. Geliştirirler onu alabildiğine. Alacaklar mı elindekini onun. Ona verirler önce bol bol. Budur görmek görünmezi. Yumuşak yener serti. Zayıf yener güçlüyü. Çıkarma balığı derinden. Sırdır düzen. Ele verme sırrını. _Eskinin yetkin ustaları Özlü ve gizemliydiler. Derindiler erişilip bilinmez. Kışın bir ırmağı geçer gibi Çekingen, Komşuların gözü altında gibi Dikkatli, Konuklar gibi sakıngan, Eriyen buz gibi geçici, İşlenmemiş balçık gibi şekilsiz, Vadi gibi geniş. Sis gibi bulanık… _YOL'u yitirmeyen doygunluğu aramaz. Doygunluğu aramayan kalır dolmadan. Hep açık yeni yetkinliğe. _Fazla söz boşa zahmet. İyisi mi içindekini tut içinde. _Su gibidir yüce iyilik. İyidir ki su Binbir türe yarar verir dayatmasız. İnsanların hor gördüğü yerlerde. _En yüce hakanların varlığını Bilmezdi halk. Ne sakıngandı değerli sözleri. İşlerini görürlerdi onlar ve yoluna girerdi. Sonrakiler sayıldı ve sevildi Sonrakilerden korkuldu _Ahlak yok olduğunda doğru davranış biter ve çıkarcılık ortaya çıkar. Çıkarcılık; düzensizliğin başlangıcıdır. _Beş renk gözü kör eder, beş sesse, kulağı sağır. Beş çeşni, tat alma duyusunu köreltir. Fazla düşünmek zihni zayıf düşürür, arzular ise kalbi öldürür. Denge ve ihtiyaç önemlidir. _Bir şeyi daraltmak istiyorsan, Önce onu genişletmelisin. Bir şeyi zayıflatmak istiyorsan, Önce onu güçlendirmelisin. Bir şeyden ayrılmak istiyorsan, Önce onunla birleşmelisin. Bir şeyi almak istiyorsan, Önce onu vermelisin. Buna “ ince kavrayış” denir. _Lao Tse ise toplumdaki çürümenin ahlak dersi verme ve politik önlemler almayla giderilemeyecek kadar derin olduğunu düşünüyordu. Tersine, tüm töreler, kurallar, ahlak, politik girişimler kötülüklerin asıl kaynaklarıydı, insanların doğallıklarına dönmeleri, her türlü tutku ve bencillikten kurtulmaları, toplumsal norm ve değerlerden vazgeçmeleri gerekiyordu. _Derler ki, tüccarın iyisi malını öyle saklarmış ki, onu gören yoksul sanırmış. Arif ve ERDEM’li kişi de odur ki, gören budala sanır, iyisi mi, Siz vazgeçin şu gururlu, hırslı, kibirli halinizden, bırakın şu yakışıksız çabalarınızı “Emirlerle yönetip cezalarla düzenlersen halk yılgın ve utanmaz olur. ERDEM’le yönetir ahlakla düzenlersen halk utanmayı öğrenir ve iyiye yönelir.” Ama gerek “ahlak”, gerekse “yönetme” ve “düzenleme” çabalarının kendisi huzursuzluğun asıl kaynağı Lao Tse’ya göre! _ Asıl tehlikenin büyüğü, asıl sakınılması gereken şey “hortlaklardan” da önce, insanlığa hizmet etme aşkıyla hortlaklara savaş açan kutlu kişiden gelebilecek zarar. _Günümüz yönetimlerinin “tüketim olanakları verip halkı pasifleştirmek” ve “basit halkı bilgisiz bırakmak; aydınların ise gözünü yıldırıp eyleme girişme cesaretini kırmak” türü yöntemlerini kaçınılmazlıkla anımsatıyor bunlar! _Doğru yaşamayı bilen Geçsin ülkeyi bir uçtan bir uca. Rastlamaz tek gergedana kaplana. Geçsin bir ordunun içinden. Ne zırh yarar ne kılıç. Gergedan bulamaz boynuz saplayacak yer. Kaplan bulamaz tırnak geçirecek yer. Kılıç bulamaz keskinliğini gömecek yer. Neden? Çünkü ölümlü yanı yoktur onun. _Yücelerden bilge YOL’u duyunca. İzler onu uyumla. Alçakçalardan bilge YOL’u duyunca Güler ağız dolusu Ve gülmezse bil ki Doğru YOL değildir o. _Bütün keskinlikleri körelt, Bütün düğümleri çöz, Her şeyi birbirine kat. Sır olan Ayniyet, işte buradadır. Sen, ona yaklaşamazsın, Onsuz da yapamazsın. Ona bir hayrın olmaz, Zararın da olmaz. Ona şeref veremezsin, Onu aşağılayamazsın da. Dünyada hiçbir şey onun kadar asil olamaz. _Nesnelere ve kavramlara verdiğimiz anlamlar arzuları ve amaçları doğururlar. İyi ve kötü, alçak ve yüksek, aydınlık ve karanlık gibi. Bu anlamlardan kopmamız arzu ve amaçlarımızdan ayrılmamız sonucu eylemsizliğe varırız. Eylemsizlik bir kere kavrandığında uyumlu yaşama geçiş kapısı açılır. Geçmişin pişmanlıkları ve gelecek kaygısı ve planları gibi gerçek yaşamdan koparan etkiler aynı zamanda insan yaşamında bir tür dengesizlik hali yaratır. Uyumlu yaşam ve doğal akış insanın içinde bulunduğu an ile bütünleşerek yaşamasını sağlar. Bu uyuma yolu izlemek denir. Yol anlamına gelen tao kelimesiyle kastedilen budur. _Kimileri mucizeleri kutsal sayar ben mucize olmayanları kutsal sayarım. Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar. Ben bilgelik ararım. _Olgunlaşır varlıklar. Sonra dönerler kaynaklarına. Kaynağa dönmek huzur demek. Huzur amaca varmak demek. Amaca varmak sonsuzluk demek. Sonsuzluğu kavramak aydınlık demek. Sonsuzluk kavranmadı mı Uyumsuzluk gelir. Sonsuzluğu kavrayan hoşgörülüdür. Hoşgörülü demek adil. Adil demek egemen. Egemen demek kutsal. Kutsal demek YOL'da YOL'da demek kalıcı… _Kutlu kişi örnek olur dünyaya. Çevresine ışık saçmaz ve aydınlanır. Kendisine değer vermez ve yüceltilir. Kendini övmez ve yarar verir. Kendini öne koymaz ve kalıcılaşır. Çünkü savaşmayanla Kim savaşabilir dünyada _Biliyorsam biraz doğru YOL’da yaşamı. Tek korkum yolu yitirenlerdendir. Sapanlardan dar sokaklara doğru. YOL dururken _Sağlam kök salan sökülmez. Sıkı tuttuğun çalınmaz. _ERDEM’le dolu kişi Benzer yeni doğmuş bebeğe. Yılan çıyan sokmaz Vahşi hayvan saldırmaz Alıcı kuş paralamaz İncedir kemikleri kasları yumuşaktır ama Yine de sımsıkı yapışır tuttuğuna Erkek dişi nedir bilmez ama Yine de kalkar pipisi Çünkü dopdoludur hayat tohumuyla _Keskinliğini körelt. Karmaşalarını çöz. Parlaklığını sönükleştir. Tozuna karış dünyanın. Budur gizli Bir’e varmak. Buna erişeni Ne sevgi yaralar ne soğukluk Ne kazanç yaralar ne kayıp Ne saygınlık yaralar ne utanç Ki en saygın olur göğün altında _Baştaki sakin ve edimsizse Halk dürüst ve temiz olur Baştaki zeki ve kurnazsa Halk hilekâr ve güvenilmez olur _Büyük ülkeyi yönetmek Küçük bir balık kızartmaya benzer. _Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. _Ayaksız yürümek. Kolsuz dövüşmek. Saldırısız yenmek. Silahsız durdurmak. En büyük talihsizliktir küçümsemek düşmanı. Küçümseyen korkarım yitirir hazinesini. _Bilmediğini bilmek büyüklüktür. Bildiğini bilmemek eksiklik. _Emretmeden yönetebiliyorsanız lidersiniz. Lider ol, ancak efendi olma. _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. _Kendi aczinden onur duymaya kuvvet denir. _Henüz gülümsemeyi öğrenmiş bir bebek gibi. durgun ve ifadesizim, _Eğer ki halkın korktuğu biriysen, Sen de halktan kork _Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez _Üç hazinem var: Sadelik, sabır ve merhamet. _Bahar gelir ve çimenler kendiliğinden yeşerir. _Diğer insanların hakkınızda ne düşündüğünü kafanıza takarsanız,daima onların kölesi olursunuz. _Dostlarını kendine yakın tut, düşmanlarını daha da yakın. _Düşüncelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin. _Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. _Gerçek bilge aydınlanmanın amaç değil, anlam olduğunu anlar. _Eğer pes edebilirsen güçlüsündür. Kötülüğe iyilikle karşılık ver. _Bir aile iç ahengini yitirdiği zaman “hayırlı oğullar”dan söz ederiz. Bir devlet kargaşaya sürüklendiği zaman sadık devlet adamları”ndan _Dünyadaki herkes güzeli güzel olarak bilir Ve çirkinlik de bu yüzden vardır. İşte böylece, Varlık ve yokluk birbirini doğurur, Zor ve kolay birbirini tamamlar, Uzun ve kısa birbirini şekillendirir, Yukarı ve aşağı birbirini doldurur, Sesler ve tonlar birbiriyle uyuşur, Önce ve sonra birbirini izler. _İnsanların onay vermesini önemserseniz, onların mahkûmu olursunuz. _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. Düşlerini endişe ve korkuyla sularsan, yaşamını boğan yabani otlar biçersin. Düşlerini iyimserlikle, çözümlerle sularsan, başarı biçersin. _Kalbinizde yeşil bir ağaç bulundurun, belki şakıyan kuşlar gelir. _ Erdeme haiz olanlar kusur aramaz. Kusur arayanlar erdeme haiz değildir _ Orada oturup sessizce tefekküre dalarak Zihnini temizleyebileceğini mi sanıyorsun? Bu, zihnini yalnızca daraltır, temizlemez. Tam uyanıklık akışkandır ve uyumludur; Her zaman ve mekanda vardır. Gerçek tefekkür işte budur. Dünyadan uzak durarak kim saflığa ve basitliğe erişebilir. Tao temiz ve basittir Ve dünyadan uzak durmaz. Neden basit şekilde ana-babanızı onurlandırmıyor, çocuklarınızı sevmiyor, kardeşlerinize yardım etmiyor ve en yüce doğruyu anlamak yerine, elinizde sıradan yöntemler bulunduruyorsunuz? Bu, gerçek saflık, gerçek basitlik ve gerçek ustalık olacaktır. _Bilmek ama yine de bilmediğini düşünmek en büyük hünerdir. Bilmemek ama bildiğini düşünmek ise hastalıktır _Zeka, bilgelik demek değildir. _Bir ağacın güzelliği hiçbir zaman kelimelerle ifade edilemez; bunu anlayabilmek için onu kendi gözlerinle görmelisin. Dil, bir şarkının melodisini yakalayamaz; onu anlayabilmek için kendi kulağınla işitmelisin. _Ermiş kişi yönetirken: Kalplerin boşalmasını ama karınların doymasını sağlar. İstekleri zayıflatır, ama kemikleri kuvvetlendirir. İnsanları daima alimlikten ve arzudan yoksun bırakır ve alimler bir eyleme geçmeye cüret edemez. Yaptıkları bundan ibarettir ve işte böylelikle düzensiz bir şey kalmaz. _Büyük işler başarıp şeref kazandıktan sonra bir yana çekilmesini bilmeli. _Büyük bir milleti yönetmek küçük bir balık pişirmek gibidir; fazla kurcalarsanız mahvedersiniz. _Sonsuz Tao, ne anlatılabilir olan, ne de ad verilebilir olandır. Her şeyin durmaksızın dönüştüğü ileri sürülerek, ona ad vermekle.. _Taoist cinsel uygulamalar - Özlerin Birleşmesi. Uzun yaşama ve ölümsüzlüğe ulaşmasının yöntemlerinden biri genç yaştaki bakirelerle cinsel ilişki kurmaktır. Tavsiye edilen 14 - 16 yaş aras..Chang Taoist cinselliğin yaşlı erkek - genç kız ilişkilerinde hayata geçirilebileceğini belirtirken, genç erkeklerin ise gençler yerine yaşlı kadınlarla ilişki kurmasının daha avantajlı olduğunu ileri sürmektedir _Konfüçyüs bir gün suyun içinde çırpınan adamı kurtardıktan sonra. coşkun suların içinde sağ kalmayı nasıl başardığını sormuş. 'Çok kolay!' demiş adam. 'Akıntı beni aşağı çektiği zaman daldım, yukarı ittiği zaman da su yüzüne çıktım.'" sertliğe karşı yumuşaklığın, tutkuya karşı tutkusuzluğunu, hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörünün, erkeğe karşı kadının yanını tutan bir öğreti bu. _ Hiçliğe dönendir Biçimlenmemiş biçim Aslı olmayan resim Karanlıktır kaostur _Ah daha ne kadar sürer yalnızlık. Herkes sevinç saçıyor. Bayrama gider gibi. Bir ben çekingen. Gülmeyi öğrenmemiş bebek gibiyim. Huzursuz savrulurum. Yersiz yurtsuz gibiyim. Herkes bolluk içinde. Ben unutulmuş gibiyim. Mağara gibi yüreğim. Uyumsuz ve karanlık Dünya insanları ışıl ışıl ah Bir ben bulanık su gibiyim. Dünya insanları kurnaz mı kurnaz. Bir ben kapalı kutu gibiyim. Huzursuzum ah deniz gibi. Dur durak bilmeyen girdap gibiyim. Herkesin hedefi var Bir ben aylak dilenci gibiyim Bir ben başkayım herkesten Ama değerlidir anadan alınan besin. __YOL’da bir oldun mu onlarla YOL’da olanlar da Hoşnut olur bundan. Yoklukta bir oldun mu onlarla. Yoklukta olanlar da Hoşnut olur bundan. Güven bulamaz güven göstermeyen. _Ayak parmakları üstüne kalkan sağlam durmaz. Dizlerini kırmadan yürüyen ilerlemez. Çevresine ışık saçan aydınlanmaz Kendine değer veren yüceltilmez Kendini öven yarar vermez. Böyle kişi yemek artığı yara irini gibidir YOL’a _Yüceliğini bilip alçaklığını yitirmeyen Olur göğün altında vadisi yerin _YOL doğurur. ERDEM besler, Büyütür, bakar, Geliştirir, tutar, Örter ve korur. _Yeryüzünün kaynağı var ki anası yeryüzünün. Her kim anaya bakarsa Yaşamı boyunca korkmasın bir şeyden Sonsuzluğu kucaklamaktır bunun adı _Ülkenin günahını kim alırsa üstüne. Başta gider tohum kurban töreninde. Ülkenin acılarını kim alırsa. üstüne Hakanı olur yeryüzünün _ERDEM’li kişi ERDEM’i bilmez Ondan ERDEM’lidir o. ERDEM’siz kişi Çabalar ERDEM’i Yitirmemeğe. Ondan ERDEM’sizdir o. ERDEM’de olan amaçsız. ERDEM’siz olan amaçlı.YOL’u yitirince ERDEM. ERDEM’i yitirince aşk. Aşkı yitirince adalet. Adaleti yitirince ahlak. Sadakat ve güven kıtlığıdır ahlak. Ve başıdır huzursuzluğun _Her şey Ya çoğalır azaldıkça Ya azalır çoğaldıkça _En büyük yetkinlik eksik görünür Ve sonsuz olur etkisi En büyük doğruluk eğri görünür En büyük yetenek aciz görünür En büyük belagat dilsiz görünür Soğuğu hareket yener sıcağı sükûnet Saflık ve sükûnet Bu ikisi ölçütüdür dünyanın _Ölümden korkmaz olursa insanlar Nasıl korkutursun ölüm korkusuyla? Ölümün sahibinin yerine öldürmek Marangoz yerine keseri ele almak demek. _Yaptığını kendi yaşamı için yapmayan Daha bilgedir yaşama değer verenden _TAO’nun özünü kavramanın yolu, hep hiçlikte kalmak, tutku ve isteklerden arınmaktır, TAO’nun özüne varacağım diye tutkularından kurtulmak için çabalayıp duran kişinin bu halinin de tutku dolu olduğunu hatırlatıyor _“Fincanı iki elinle tutarken, aynı anda dolduramazsın. _Hiç ile kaynak aynıdırlar. Yalnızca biz farklı adlar vermişiz. Maddesel ve tinsel her şeyin kaynağı olan TAO… _Toplum kuralları gerçekte toplumsal hastalıkların asıl kaynağı olduğunu gösteriyor. Devlet yönetiminin filozofların işi olduğu inancındadır. Basit halk, yüreğini huzursuz kılmaktan başka bir işe yaramayacak, ona ancak mutsuzluk getirecek olan tüm bilgiden uzak tutulmalıdır. Tutkularını aşmış, bilge kişi içinse durum başkadır: _Karın, Karanlık, gizli, sırlı hakikatin simgesidir._ __ İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte .“Sevgi, iyilik, insaniyet, bağlılık”…Taoculuk bu tür sevgiyi reddeder: Böylesi sevgi, kimilerini başkalarına karşı kayırmak demektir. Oysa TAO’nun, doğanın, dünyanın iyiliği, tarafsızlığında, kimseyi sevmeyip, kimseyi kayırmamasındadır. . _Taoculuk’ta ne geçmiş ne gelecek, yalnızca şimdiki yaşam vardır. _Zhuang Zi, Ölümün eşsiz bir “mutluluk” olduğunu savunur. _Yaradılış, doğa ananın koynunda sürekli olarak yeniden gerçekleşir…. _Vadi hiçliği simgeliyor. Her iki yönden de “vadi ruhu” TAO’yu çağrıştırıyor: ana rahmi” anlamına geliyor. “Karanlık dişinin kapısı” da, hem bin bir türün doğuşunun tablosunu çiziyor, hem de “sırlar sırrı” olan “tüm mucizenin kapısı”nı çağrıştırıyor. _Ying aydınlık, Yang gizemli karanlık ve ikisini birleştirem yaşam soluğu uyum… _Kong Zi yani Konfüçyüs “Başkalarının bana yapmasını istemediğimi ben de onlara yapmamalıyım” der… “ _Taoculuk’ta daha çok vurgulanan, bütünün parçalardan fazla bir şey olduğu olgusudur... Kitab-ı Mukaddes’te Tanrı, Peygamber Yeşaya’ya “Bilgelerin bilgeliğine son vereceğim, yok edeceğim usluların usunu!” diye seslenir. Yeni Ahit’te de Aziz Pavlus “Nerede zeki insanlar, nerede okumuş kişiler? Tanrı bu dünyanın bilgeliğini deliliğe çevirmedi mi?” diye alaya alır yetenekleri ve bilgeliğiyle övünenleri…Tao ise insanı kendi doğasıyla yüz yüze bırakıyor. _Halkın günahlarını, ülkenin acılarını üstüne alan dünyaya hükümdar olur _Kong Zi, Lao Tse’yı ziyaret ederek onun bilgisine başvurur. Lao Tse onun gururlu ve girişimci tutumunu eleştirir. Kong Zi sarsılmış ve Ustaya derin şekilde hayran kalmış bir halde öğrencilerinin yanına döner. Kong Zi öğrencilerine dedi ki: Kuşları bilirim, uçarlar. Balıkları bilirim, yüzerler. Hayvanları bilirim, koşarlar. Koşanı tuzağın ağı yakalar. Yüzeni oltanın iğnesi tutar. Uçana avcının oku erişir. Ama ya ejderhalar? Ya onlar nasıl yükselir rüzgârların bulutların üstüne de göğe ulaşırlar, bunu bilemem. Lao Tse’yi gördüm bu gün. Düşündüm: Acaba o da ejderha gibi mi?Lao Tse’nin bir “ejderha” gibi olduğunu anlatır. _Toplumsal değerleri ve yöneticilerin otoritesini insanlığın tüm acılarının kaynağı saydığı. _ Kong Zi eski gelenekleri öğrenmek için Lao Tse’ye geldi. Lao Tse ona dedi ki: Sizin sorduklarınız ancak kemikleri bile çoktan çürümüş insanların sorunları. Onlardan bugüne kalan yalnızca sözcüklerdir. Arif kişi zamanını bilir, arabası gelince biner, gelmezse de çıkınını toplayıp gider.
_Karşılaştırmalar yargılamalardır, _Övgü beklemeyen bilge kişidir. _Gereğinden fazla zorlarsan, en müthiş bıçak bile körleşecek. Çaresizlik ona hiçbir işe yaramayan, akordsuz yalanlar söyletecek. Bilgelik de akılla birleşip sağduyulu zekayı ışıldatacak. sabır en dolaşık ipleri bile düğümlerden kurtaracak, _Tabiat kasıtlı hareket etmez. Hiçbir varlığa iyi veya kötü niyeti yoktur. Tao da aynen tabiat gibidir. Tabiat tao'nun takipçisidir. Bilge kişi de böyledir. Tutkularından arınmış _Çömleği yapan kil değil boşluktur. _Kaos ortaya çıktığında, üstün insanın içsel dünyası düzenli ve sakindir. Topluma geri dönüşünde yardımcı olur. Kaos sona erdiğinde toplum tarafından görülebilir. _Çok daha iyidir basitliğini görmek ham ipeğin güzelliğinin ve işlenmemiş taşın; kişinin kendisiyle bir olmasından daha iyidir tao ile bir olması, bensizliğin geliştirmesi. _Butunlugu korumak icin boyun egmek kendini savunmayarak ayricalik kazanir. Eğilmek dik olmaktir; bos olmaksa dolu. Böbürlenen kişi aydınlanmamıştır, saygı görmez değerli insanlardan; böylece, hiç bir şey kazanmaz ve itibarı lekelenir. kibir aşırılıktır ve bilge kişi onlara ihtiyaç duymaz _Yaratıcı prensip birleştirir sonsuzluğa uzanır. Sonsuzluğa seyahat ederken değişmez özünü korur. En lüks yerlerde basitliğini korur. _Onurlu davranın ama alçakgönüllülüğü koruyun. _En büyük balık gölün dibinde yaşar ve bir ülkenin en iyi silahları kuytuda kilitli tutulmalıdır. Uysal ve nazik olan, sert ve güçlünün üstesinden gelebilir. _Gerçekten iyi insan haptığı iyiliklerden bihaberdir. _Liderin görevi nüfusun refahını sağlamaktır kendi refahını değil. _Bazen her şey ters görünür. Aydınlık karanlık. Doğru yanlış gibi, kolay zor gibi, pak olan kirli, ilerleme gerileme olarak görünür. En kötü anlarda dahi umudunu kesmez doğa-tao. Sen de öyle ol. doğru görünen bir dahakinde eğri görünebilir; zeka aptallık görünebilir, güzel söz söyleyiş patavatsızlık görünebilir; hareket soğuğu alt edebilir, durağanlık da sıcağı, ama hareketteki durağanlık tao'nun yoludur. _Sertin üstesinden ancak ona boyun eğen yumuşak gelir. _Aydınlanmış kişi arkadaş edinmekle ilgilenmez, ne de düşman kazanmakla; iyi ya da kötü ile, övgü ya da suçlama ile. bu tür bir tarafsızlık* insanın en üst halidir… _Keskindir ama kesici değil. Pivridirler ama hiç bir zaman delici değil. Parlaktırlar ama kör etmezler. Budur bilge kişinin eylemi. _Tasarlamadan hareket et; doğal bir şekilde çalış ve tatsızın tadını al; karmaşıktaki basiti ara… _Sorunlar ortaya çıkmadan önce yüzleşilirse kargaşanın önüne geçilir… _Uçsuz bucaksız yolculuklar ilk adımı atmakla başlar. Koca ağaç küçük bir fidandan oluşur _Irmağın ve akıntının hakimi denizdir, çünkü hepsinden alçaktadır. öğretmenin öğrencilerine yol göstermesinin en iyi yolu önde gitmelerine izin vermektir. _Tartışmalar kavgacılık yapmak yerine beklemeyi bilerek, üstüne gitmek yerine geri çekilerek kazanılabilir. büyük savaşlar kıpırdadığını belli etmeden ve gizlediği gücünü koruyarak hareket etmek, saldırmadan ele geçirmek silahtan başka şeyler kuşanmak sayesinde kazanılabilir. _Ülkedeki insanların karnı aç canları kıymetsiz olursa onlar da yönetimi alaşağı etmek için artık kendi canlarından geçerler… _Eğilmek bilmeyen savaşçı kendini ölüme mahkum eder ve eğilmeyi reddeden ağaç kolayca kırılır. onun için sert ve yoğun olanın yenilmesi yumuşak ve esnek olanınsa yenmesi mukadderdir… _İhtiyacından çoğuna sahip olandan alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtmak tao'nun yoludur yüksektekini alçaltır, alçaktakini yükseltir… _Tezatmış gibi görünse de insanların aşağılamalarını kaldırabilen kişi yönetmeye uygundur. Önderlik etmeye uygun olan da ülkesinin felaketleriyle bizzat yüzleşendir. _Ne kadar azsa çoğalır, ne kadar çoksa azalır. Gerçek her zaman güzel güzel sözler de her zaman gerçek değildir. _Erdemli kişi kendi için tartışmaya gerek görmez çünkü bilir ki tartışmak yararsızdır. _Övgü beklemeden, ışığı saklamak,, aşırılıklar olmadan, kara aynayı temizlemek, arzuların bastırılması ,sakin ve hareketsiz, köke geri dönmek, ahlakin çürümesi, butunlugu korumak icin boyun egmek, değiştirilemeyeni kabullenmek, erdemli pasiflik arkadan önderlik etmek tek başına durmak
Tao Te Ching, Lao Tzu
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.01 16:45 Xwiasy Amk Z kuşağı Türk Kızları

Merhaba ilgi orospusu türk kızı (bu cümleye kızdıysanız büyük ihtimalle siz de bu sınıftasınız) hayat nasıl gidiyor? serseri çocuklarla gününüzü gün edip sırf ilgi çekmek için "yaa kilo aldım, saçım çok kötü, çok çirkinim" gibi klişe numaralara devam ediyor musunuz? her gün mesaj kutunuza düşen onlarca "selam cnm tanışalım mı?" gibi ilişki başlatmaya yönelik cümleleri okuyup kendinizi parmaklamaya devam mı? hayat size güzel ama kötü bir haberim var, bu çekiciliğinizin bir sonu var. ne yazık ki kadınlığınızın bir son kullanma tarihi var ve bu tarihten sonra cinselliğinizin hiçbir önemi yok. gençliğinizde sürttüğünüz berkecan'ların sizde arzuladığı tek şey seksti çünkü. günün sonunda berkecan evine gidiyor, annesi bütün çamaşırlarını yıkıyor ve yemeğini yapıyordu. yetmiyor odasını temizliyor ve onu koşulsuz seviyordu. ilgi orospusu türk kızı, cinsel çekim gücünü kaybettiğin 30'lu yaşlarda erkekler seninle neden ilgilensin? gençliğinde festival çadırlarında sikişmekten başka bir şey yapmadın. eşinin karnını doyurmayı bilmezsin, temizliği, karakterli bir ebeveyn olmayı bilmezsin. seni kim neden tercih etsin? şanslıysan gençliğinde peşinde koşturduğun meriçlerden biriyle evlenip bütün masrafları ona kitleyebilir, her gün dışarıdan pizza, lahmacun sipariş edebilirsin ama unutma ki bunun da sonu gelecek. bu yaşlarda feminist ütopyalara dalıp "off yemek pişirmek kadının görevi mi geri kafalılar" diye düşünebilirsin. sakın unutma, biscolata erkekleri mankenlerle evlenir, seninle değil. günün sonunda yine göbekli türk erkeklerine kalırsın ve feminist zırvalar göbekli türk erkeğine işlemez.
submitted by Xwiasy to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.23 23:21 Rocketduck13 Michael jakcson güzel sanatçı

doritos cips almıştım migros'tan dün. evde cips paketini açtığımda, 330 ml pepsi kola kazandığıma dair bir kupon çıktı içinden. odama gidip, kuponu bugün giyeceğim gömleğin cebine koydum ve salona geçtim. sabah evden çıktım ve birtakım işlerimi hallettikten sonra evin yolunu tutmuşken, alt sokağımızdaki bir bakkalın camekanında "yüz binlerce pepsi hediye" yazılı bir poster gördüm ve cebimdeki kupon aklıma geldi. birden heyecanlandım, çünkü para vermeden bedava bir şey alacaktım ve bu ana çok yakındım. içten içe çekiniyordum, bakkal beni azarlayabilirdi, bana beleşçi diyebilirdi, bedava kola için 40 takla attığıma dair aşağılayıcı ithamlarla insanlık onurumu ayaklar altına alabilirdi. ama o kola benim hakkımdı. frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin müşterilerine tanıdığı bir haktı bu, çekinmenin, utanmanın alemi yoktu. tüm cesaretimi toplayıp bakkala girdim ve selamun aleyküm dememe kalmadan 37 ekran tv'de halk tv'nin açık olduğunu gördüm ve selam deyip kestim. selamun dedikten sonra televizyonu görseydim geri dönüşüm olmazdı ve aleyküm de demek zorunda kalırdım bu da bedava kolamı daha başından kaybedeceğim manasına geliyordu, çünkü bana gıcık olacaktı. kafadan, ne alacaksa alsa da s*ktir olup gitse denecek bir müşteri sınıfına girecektim top sakallı bakkalın nazarında. selam dedi. dan diye kuponu uzatıp bedava kola kazanmışım verir misiniz diyemedim. dükkanın ucuna kadar yürüdüm raflara bakarak. bir şeyler düşünmeliydim. öyle armut gibi kuponu uzatıp kolamı istersem bana tutulabilirdi. kafamda bazı planlamalar yaptım. düşündüm, ölçtüm, biçtim tarttım. evet bu hak bana frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin tanımış olduğu bir haktı ama adamdan direkt bedava kola istemek, ne bileyim, bana da fırsatçılık ve beleşcilik gibi geldi. bi tane eti cin almaya karar verdim. 50 kuruştu zaten, o 50 kuruşu uzatırken, böyle yarım ağızla, sanki verse de olur vermese de olur kafasında olduğumu sanacakmışcasına, sanki kendisinin de bedava kolayı vermeme ihtimali yokmuşcasına, son derece doğal bi şekilde kuponu da uzatıp bedava kolamı alırım diye hesap ettim. bi müşteri vardı çıktı, 50 kuruşu uzattım, paranın üstüne de kuponu koydum, "bi de şu kuponda bedava şey varmış herhalde" gibi bi şey dedim, tam hatırlamıyorum, umrumda değilmiş gibi davrandım yani, ısrarcı olduğumu anlarsa hepten ayar olabilirdi bana, yok biz vermiyoz onu dedi. ben beynimden vurulmuşa döndüm, peki deyip çıkacaktım ama bu haksızlığa karşı sessiz kalmak işime gelmiyordu, direnmeye karar verdim. hee camekanda bedava yazısını gördüm de ondan şeaptım dedim, ben cipsleri rafa dizerken toptancı kafasına göre asmış onu dedi, sizin rızanız olmadan asamaz ki, assa bile sökebilirdiniz dedim, ya kaldı işte çıkarmadım bi daha, toptancı uğramadı, promosyon kolası diye sana dolaptaki kolayı mı vereyim, para verip kola isteyene ne vereceğim dedi. haklısınız ama ben bu kolayı hak ettim, cips aldım ve frito lay gıda san. ve tic. a.ş bana bu cipsten 330 ml kola kazandığıma dair bir kupon hediye etti ve kuponda yazılan esaslara göre siz bana bu kolayı vermekle yükümlüsünüz dedim. bu hindi gibi kabarmaya başladı, kardeşim asabımı bozma yok kola mola, nerden aldıysan git o versin beleş kolanı dedi. ben de sinirlenmeye başladım. ben bunu süpermarketten aldım ve süpermarketler bu kampanyaya dahil değil, anlaşmalı olan bakkal, büfe vs gibi yerlerden kolanızı alabilirsiniz şeklinde ifadeler var dedim kuponda ve masadan kuponu alıp ilgili kısımları kendisine de okuttum, bak burda yazıyor diye. yok benim anlaşmam filan dedi. ama camekanınızda bu kampanyaya dahil olduğunuzu gösterir bir poster asılı ve az önce, "sana promosyon kolası diye dolaptan kola verirsem" şeklinde bi ifadeniz oldu, demek ki daha önce bazı kimselere bu bedava kolalardan vermişsiniz, galiba siz bu kampanyayı kafanıza göre etkinleştirip kafanıza göre feshediyorsunuz dememe kalmadan başka bir müşteri girip, omzumun üstünden sanki ben orda yokmuşumcasına 20 tl uzatıp uzun marlboro istedi, bakkal, benden esirgediği tatlı dili sigara isteyen müşterisine sonuna kadar bahşediyordu, beni psikolojik olarak yıldırabileceğini sandı. gereksiz bir samimiyete girmiş, lüzumsuz bir sohbete tutuşmuştu sigara isteyen müşteri ile, beni hiçe sayıyordu. o esnada birkaç müşteri daha içeri girdi, ben dışarı çıktım ve bi sigara yaktım, içeriye müşteriler girip çıkıyordu. 15 dakika filan geçmişti, bakkalda müşteri kalmadığı bir anda tekrar kapıya yöneldim ve içeri girdim, şimdi nasıl yapıcaz bu işi abi dedim, resmi dili kenara bırakıp, kanına girmeye çalışacaktım. neyi nası yapcaz dedi, bedava kolam vardı, az önce konuşmuştuk, aliym mi dolaptan bi tane dedim, yok dedi, gelmiyo toptancı, 4 senedir ondan mal alıyorum, hukukumuz var diye hatır gönülden kesmiyorum ticareti ama savsaklıyor, ne cipse ne kolaya geliyor, c.tesi gelecekti salı oldu yok, satacak kola yok, veremem bedava kola dedi. peki abi allah rızası için cevap ver, samimi soruyorum, sizin aranızdaki kişisel husumetin, anlaşmazlıkların ceremesini ben çekmek zorunda mıyım, belli ki sen bu toptancı ile ihtilafa düşmüşsün, sana inat olsun diye sistematik bi yıldırma, ayar etme politikası izliyor, sen, ayağın alışmış, hak hukuk vs diye ticareti kesmiyorsun bu da ona güveniyor, velhasılı aranızda bi problem var ama frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin kuponlara yazdığı esaslarda bakkal ile toptancı arasındaki ihtilafi durumlarda bakkalın müşteriye kola vermeme hakkı saklıdır diye bi ifade yok, yani kameti uzatmayayım senin toptancı ile arandaki ticari kriz benim zerre kadar s*kimde değil, sen bana bu kolayı vereceksin, adamın asabını bozma, çıkar ver şu kolayı, s*kmiym vilayetini a*kodumun çocuğu, senin hayatını s*kerim ulan kahpenin çıkardığı, karısının kızının ırzına çöktüğümün, top sakalını s*ktiğimin kancığı diye saydırasım geldi ama yapamadım, korktum. başka bir müşteri geldi, ben yine dışarı çıktım, yine 10-15 dk dışarda zaman geçirdim, sigara filan, bi de içerden iskemle çekmiştim. içerde yine müşteri kalmadı, kapının ağzına gittim, önündeki bulmacayı çözüyordu bakkal. kedi gibi kafamı uzattım kapıdan, içeri doğru, miyavvvv dedim, oralı olmadı bakkal, ğırrrrrr, miyavvvvvv diye huysuz kedi sesi çıkardım, kafayı kaldırdı, göz göze geldik, ben göz çaktım, sevimli sevimli sırıttım, bunu da bi gülme tuttu, yüzünde oluşan bu mütebessim ifadeden arka alıp, tazı gibi fırladım içeri. masayı aştım, yanına yanaştım, çömelip hizasına indim, gömleğinin yakasıyla oynayarak, kulağına doğru yanaştım, seri şekilde nefes almaya başladım, kulağına çarpıp tekrar dudağımda seken nefesim, benim bile içimi ürpertiyordu. "neden kolamı vermiyorsun tatlılık?" dedim. git al a*kodumun musibeti, al s*ktir git, dolaptan al, 2 litre al, yolunu s*kem, al bi de ice tea al dedi. sinirlendim, senin lütfunu s*kerim anası kaşar, ben senden sadaka istemiyorum, hakkımı istiyorum, frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin bana tanıdığı bedava kola hakkından faydalanmak istiyorum, sen kimsin de bana öyle müstehzi müstehzi, bahşeder, lütfeder gibi, köpeğe kemik atar gibi git al dolaptan filan diyebiliyorsun, kimsin ulan sen top sakalını s*ktimin kulamparası, babası şehven ekmiş, anası sehven sıçmış kahpe dölü dedim. o sırada halk tv de son dakika geçti, fetöden biri gözaltına mı ne alınmış , bu da bi anda ona dikkat kesildi, alın aq alın kim var kim yok alın diye saydırmaya başladı, ben hemen mevzuya uyandım, telefondan kaydı açtım, hükümete filan sallamaya başladı, fetocu fetocu darbe sevici şeyler söyledi, normalde bu şekilde elde edilen delilin hükmü yok ama ohal mohal bi kılıfına uydurup atarlar dedim bu gavur kırmasını kodese. velhasıl emniyete ihbar etmeye karar verdim soysuz ibineyi o anda. kola mola da gözümde değildi artık. neyse abi iyi günler deyip sezercik gibi koşa koşa çıktım ordan
submitted by Rocketduck13 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.18 02:00 67-67 doritos cips almıştım migros'tan dün.

evde cips paketini açtığımda, 330 ml pepsi kola kazandığıma dair bir kupon çıktı içinden. odama gidip, kuponu bugün giyeceğim gömleğin cebine koydum ve salona geçtim. sabah evden çıktım ve birtakım işlerimi hallettikten sonra evin yolunu tutmuşken, alt sokağımızdaki bir bakkalın camekanında "yüz binlerce pepsi hediye" yazılı bir poster gördüm ve cebimdeki kupon aklıma geldi. birden heyecanlandım, çünkü para vermeden bedava bir şey alacaktım ve bu ana çok yakındım. içten içe çekiniyordum, bakkal beni azarlayabilirdi, bana beleşçi diyebilirdi, bedava kola için 40 takla attığıma dair aşağılayıcı ithamlarla insanlık onurumu ayaklar altına alabilirdi. ama o kola benim hakkımdı. frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin müşterilerine tanıdığı bir haktı bu, çekinmenin, utanmanın alemi yoktu. tüm cesaretimi toplayıp bakkala girdim ve selamun aleyküm dememe kalmadan 37 ekran tv'de halk tv'nin açık olduğunu gördüm ve selam deyip kestim. selamun dedikten sonra televizyonu görseydim geri dönüşüm olmazdı ve aleyküm de demek zorunda kalırdım bu da bedava kolamı daha başından kaybedeceğim manasına geliyordu, çünkü bana gıcık olacaktı. kafadan, ne alacaksa alsa da sktir olup gitse denecek bir müşteri sınıfına girecektim top sakallı bakkalın nazarında. selam dedi. dan diye kuponu uzatıp bedava kola kazanmışım verir misiniz diyemedim. dükkanın ucuna kadar yürüdüm raflara bakarak. bir şeyler düşünmeliydim. öyle armut gibi kuponu uzatıp kolamı istersem bana tutulabilirdi. kafamda bazı planlamalar yaptım. düşündüm, ölçtüm, biçtim tarttım. evet bu hak bana frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin tanımış olduğu bir haktı ama adamdan direkt bedava kola istemek, ne bileyim, bana da fırsatçılık ve beleşcilik gibi geldi. bi tane eti cin almaya karar verdim. 50 kuruştu zaten, o 50 kuruşu uzatırken, böyle yarım ağızla, sanki verse de olur vermese de olur kafasında olduğumu sanacakmışcasına, sanki kendisinin de bedava kolayı vermeme ihtimali yokmuşcasına, son derece doğal bi şekilde kuponu da uzatıp bedava kolamı alırım diye hesap ettim. bi müşteri vardı çıktı, 50 kuruşu uzattım, paranın üstüne de kuponu koydum, "bi de şu kuponda bedava şey varmış herhalde" gibi bi şey dedim, tam hatırlamıyorum, umrumda değilmiş gibi davrandım yani, ısrarcı olduğumu anlarsa hepten ayar olabilirdi bana, yok biz vermiyoz onu dedi. ben beynimden vurulmuşa döndüm, peki deyip çıkacaktım ama bu haksızlığa karşı sessiz kalmak işime gelmiyordu, direnmeye karar verdim. hee camekanda bedava yazısını gördüm de ondan şeaptım dedim, ben cipsleri rafa dizerken toptancı kafasına göre asmış onu dedi, sizin rızanız olmadan asamaz ki, assa bile sökebilirdiniz dedim, ya kaldı işte çıkarmadım bi daha, toptancı uğramadı, promosyon kolası diye sana dolaptaki kolayı mı vereyim, para verip kola isteyene ne vereceğim dedi. haklısınız ama ben bu kolayı hak ettim, cips aldım ve frito lay gıda san. ve tic. a.ş bana bu cipsten 330 ml kola kazandığıma dair bir kupon hediye etti ve kuponda yazılan esaslara göre siz bana bu kolayı vermekle yükümlüsünüz dedim. bu hindi gibi kabarmaya başladı, kardeşim asabımı bozma yok kola mola, nerden aldıysan git o versin beleş kolanı dedi. ben de sinirlenmeye başladım. ben bunu süpermarketten aldım ve süpermarketler bu kampanyaya dahil değil, anlaşmalı olan bakkal, büfe vs gibi yerlerden kolanızı alabilirsiniz şeklinde ifadeler var dedim kuponda ve masadan kuponu alıp ilgili kısımları kendisine de okuttum, bak burda yazıyor diye. yok benim anlaşmam filan dedi. ama camekanınızda bu kampanyaya dahil olduğunuzu gösterir bir poster asılı ve az önce, "sana promosyon kolası diye dolaptan kola verirsem" şeklinde bi ifadeniz oldu, demek ki daha önce bazı kimselere bu bedava kolalardan vermişsiniz, galiba siz bu kampanyayı kafanıza göre etkinleştirip kafanıza göre feshediyorsunuz dememe kalmadan başka bir müşteri girip, omzumun üstünden sanki ben orda yokmuşumcasına 20 tl uzatıp uzun marlboro istedi, bakkal, benden esirgediği tatlı dili sigara isteyen müşterisine sonuna kadar bahşediyordu, beni psikolojik olarak yıldırabileceğini sandı. gereksiz bir samimiyete girmiş, lüzumsuz bir sohbete tutuşmuştu sigara isteyen müşteri ile, beni hiçe sayıyordu. o esnada birkaç müşteri daha içeri girdi, ben dışarı çıktım ve bi sigara yaktım, içeriye müşteriler girip çıkıyordu. 15 dakika filan geçmişti, bakkalda müşteri kalmadığı bir anda tekrar kapıya yöneldim ve içeri girdim, şimdi nasıl yapıcaz bu işi abi dedim, resmi dili kenara bırakıp, kanına girmeye çalışacaktım. neyi nası yapcaz dedi, bedava kolam vardı, az önce konuşmuştuk, aliym mi dolaptan bi tane dedim, yok dedi, gelmiyo toptancı, 4 senedir ondan mal alıyorum, hukukumuz var diye hatır gönülden kesmiyorum ticareti ama savsaklıyor, ne cipse ne kolaya geliyor, c.tesi gelecekti salı oldu yok, satacak kola yok, veremem bedava kola dedi. peki abi allah rızası için cevap ver, samimi soruyorum, sizin aranızdaki kişisel husumetin, anlaşmazlıkların ceremesini ben çekmek zorunda mıyım, belli ki sen bu toptancı ile ihtilafa düşmüşsün, sana inat olsun diye sistematik bi yıldırma, ayar etme politikası izliyor, sen, ayağın alışmış, hak hukuk vs diye ticareti kesmiyorsun bu da ona güveniyor, velhasılı aranızda bi problem var ama frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin kuponlara yazdığı esaslarda bakkal ile toptancı arasındaki ihtilafi durumlarda bakkalın müşteriye kola vermeme hakkı saklıdır diye bi ifade yok, yani kameti uzatmayayım senin toptancı ile arandaki ticari kriz benim zerre kadar skimde değil, sen bana bu kolayı vereceksin, adamın asabını bozma, çıkar ver şu kolayı, skmiym vilayetini akodumun çocuğu, senin hayatını skerim ulan kahpenin çıkardığı, karısının kızının ırzına çöktüğümün, top sakalını sktiğimin kancığı diye saydırasım geldi ama yapamadım, korktum. başka bir müşteri geldi, ben yine dışarı çıktım, yine 10-15 dk dışarda zaman geçirdim, sigara filan, bi de içerden iskemle çekmiştim. içerde yine müşteri kalmadı, kapının ağzına gittim, önündeki bulmacayı çözüyordu bakkal. kedi gibi kafamı uzattım kapıdan, içeri doğru, miyavvvv dedim, oralı olmadı bakkal, ğırrrrrr, miyavvvvvv diye huysuz kedi sesi çıkardım, kafayı kaldırdı, göz göze geldik, ben göz çaktım, sevimli sevimli sırıttım, bunu da bi gülme tuttu, yüzünde oluşan bu mütebessim ifadeden arka alıp, tazı gibi fırladım içeri. masayı aştım, yanına yanaştım, çömelip hizasına indim, gömleğinin yakasıyla oynayarak, kulağına doğru yanaştım, seri şekilde nefes almaya başladım, kulağına çarpıp tekrar dudağımda seken nefesim, benim bile içimi ürpertiyordu. "neden kolamı vermiyorsun tatlılık?" dedim. git al akodumun musibeti, al sktir git, dolaptan al, 2 litre al, yolunu skem, al bi de ice tea al dedi. sinirlendim, senin lütfunu skerim anası kaşar, ben senden sadaka istemiyorum, hakkımı istiyorum, frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin bana tanıdığı bedava kola hakkından faydalanmak istiyorum, sen kimsin de bana öyle müstehzi müstehzi, bahşeder, lütfeder gibi, köpeğe kemik atar gibi git al dolaptan filan diyebiliyorsun, kimsin ulan sen top sakalını s*ktimin kulamparası, babası şehven ekmiş, anası sehven sıçmış kahpe dölü dedim. o sırada halk tv de son dakika geçti, fetöden biri gözaltına mı ne alınmış , bu da bi anda ona dikkat kesildi, alın aq alın kim var kim yok alın diye saydırmaya başladı, ben hemen mevzuya uyandım, telefondan kaydı açtım, hükümete filan sallamaya başladı, fetocu fetocu darbe sevici şeyler söyledi, normalde bu şekilde elde edilen delilin hükmü yok ama ohal mohal bi kılıfına uydurup atarlar dedim bu gavur kırmasını kodese. velhasıl emniyete ihbar etmeye karar verdim soysuz ibineyi o anda. kola mola da gözümde değildi artık. neyse abi iyi günler deyip sezercik gibi koşa koşa çıktım ordan.
submitted by 67-67 to KGBTR [link] [comments]


2020.07.15 10:10 vez_ko Röportaj #2 u/Bayezido29

Sizlerin gönderdiği sorularla bu röportajın konuğu u/Bayezido29. Bir sonraki röportajda görmek istediğiniz reddit kullanıcısını lütfen yorumlarda belirtiniz.
+Evet Bayezido29 öncelikle hoş geldin.Hazırsan sorulara başlıyorum.
-Başla.


+Siyasi görüşlerine karşı olan subredditlerden banlanman hakkında ne düşünüyorsun?
-Tabi herkes kendi çiftliğinde ötsün diyenlerle son zamanlarda rastlıyorum. Bu zihniyet tuhaf. Kurallara aykırı davranmamama rağmen perma yediğim sublar var. Maalesef ki bir tanesi de bu sub :/ Umarım bu durum son bulur.


+Kurallara aykırı davranmadığını ve buna rağmen subredditlerden banlandığını söyledin fakat aynı eylemi kendi subredditinde kuralları çiğnemeyen kullanıcıları size cevap vermesine izin vermeden direkt neden banlıyorsunuz?
-Kendi subumda Kural ihlallerine ban veriyorum yalnızca, hakaret varsa, asılsız bilgi varsa, küfür varsa vs vs. Ancak bu subda da gördüğüm bir iftiradan da bahsedeyim; birisi bizim subda yorumlara Kadir Mısıroğlu hakkında iftira ve hakaretlerin bulunduğu bir yazarın yazısını atmış, ben de buradaki hakaretlerden dolayı perma verince adaletsizlikle suçlandım, lakin o posta attığı başka bir yorum daha var, ona da isteyen göz atabilir (paragrafı sildim), orada ihanetle, hainlikle suçlamış, ben de o iftiraya bizzat kendisinin verdiği cevabı attım ona. Ayrıca yine bir haksızlığımız varsa bana belirtebilir herkes. Kontrol ederim.


+İdeolojin nedir?
-Bir Müslüman olarak dinimle tamamen paralel bir ideoloji olmadığından dolayı sadece "İslam" diyebilirim.


+İlgi çekmek mi istiyorsun yoksa bir troll musun?
-İlgi çekmek isteğim asla olmadı, redditi diğer gençler gibi düşüncelerimi paylaşmak için kullanıyorum. Trollükle alakası da yok, bu son zamanlarda sık kullanılan yaftalama ifadesi sadece, değer kıymet bile vermiyorum.


+Reddit'de linç yemene rağmen neden hala reddit'de bulunuyorsun?
-Tabi Reddit'in ortamı belli, ben de burada farklı bir cephe başlattım. Linç yemem çok normal ama bu vazgeçeceğim ya da gideceğim anlamına gelmiyor. Reddit en sevdiğim sosyal medya platformu.


+Siyasal İslamcı bir tutum uluslararası siyasette etkili olabilir mi?
-Siyasal İslamcılık, uluslararası rekabete artarak olup, dış pazarı iyi yönetmeyi gerektirir. Tabi çok ayrıntılı bir konu, siyaset konusunda İslamın uygunluğu aranması gerekir. Ancak bu konunun bilinmemesi, tamamen eğitim sorunumuza dayanıyor. Her türlü siyaset ideolojisini, ekonomi ideolojilerini gören gençlerimizin bu konular hakkında zerre bilgisi yok ve hakkında atılan uydurmalara kanıyor. Bunda devletin de suçu var tabi, bu konuda benim gibi gençlerin eğitim görmesi gerekir.


+Ayasofya'nın ibadete açılması hakkında ne düşünüyorsun,ekonominin gidişatını geri plana atmak için mi yapıldı,gelecekte gerçekleşecek olan seçimlerin olası sonucunu etkilemek için bir politik hareket olduğunu düşünüyor musun?
-Açık söylemek gerekirse Ayasofya'nın başından beri ibadete açılmasından yanaydım. Bu genel olarak Müslümanların istediği bir şeydi. Hakkında antlar bulunan ve atamızdan emanet olan bu değerli sembolü hakkımız gereği cami yapmamız yerinde ve gayet normal bir hizmet. Ancak bu konu siyasete alet edildi, politik bir konu değil, tabi işin illa politik yanları var ama bunlar bu konuyu siyaset konusu yapmıyor. Bu konunun siyasete karışmasında herkesin hatası var (yani her partinin) ama uzun süredir planlanan ancak şiddetle karşı çıkılan bir durumdaydı bu hizmet. Bu zamana nasip oldu ve açıldı, çok şükür. Vesile olanlardan Allah razı olsun, vesselam.


+Netflix ve sosyal medya uygulamalarının kısıtlaması kanunu hakkında ne düşünüyorsun?
-Yani gençlere muhalefet çok gaz verdi bu konuda maalesef, herkes kapatılacak diye sövmeye başladı, alınan kararlar bence uygun, Fransa sosyal medya suç yasasında bulunan hükümler ve zaten kalıplaşmış hükümler, devlet sosyal medya denetiminde (denetim devletin genel sorunu) hassastı ve zayıftı, simdi taşlar yerine oturdu. Gayet uygun ve olumlu bir karar.


+Ne iş yapıyorsun?
-Öğrenciyim, Kendi ilimdeki Fen Lisesinde son sınıfım, ek olarak aralıklarla fırsat buldukça işte çalışırım (İnşaat, bahçe işleri vs.)(Avare adam değilim) :D


+Röportajı akşam üzeri yapmamızı istemiştin inşatta çalışacağını söylerek. İnşaatta çalışmana rağmen ülkenin ekonomisini,doları,enflasyonu ve işsizliği nasıl yorumluyorsun?
-İnşaatta hobi olarak amcamla harçlık amaçlı çalışıyorum, maddi durumum idare eder, kimseye muhtaç değiliz. Ancak ekonomide piyasadaki büyümeyi es geçerek yanlış bir eleştiri anlayışıyla kimse ekonomiyi eleştirmemeli, bu ön yargı olur, tanı hatalar kusurlar var, Türk lirası konusunda, dediğin gibi enflasyon konusunda, işsizlik konusunda ise devlet kendi işsizlik yapıyor. Öğrenciler sayılmasa da ev hanımları işsiz sayılıyor. Bunlar Avrupa'da sayılmaz. Ekonomi yalnızca dolara bağlı değil, mesela gezi olaylarında rakamsal mânâda piyasada Türkiye ekonomisinin rakamları çok düştü, ama dolar 2 kuruş arttı, devlet 1,5 milyar borca girdi. Şimdi dolar iki kuruş arttı diye hiçbir şey olmamış mı oluyor? Yani bu konuda ön yargılar var ama devletin de hataları çok. InşAllah hata yapılan konularda da düzenlemelerle gelişmeler yaşanır ve piyasadaki gibi büyüyen bir ekonomi oluruz.


+Son seçimlerde kaybedilen büyük şehirler hakkında düşüncelerin nedir,Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaşı başarılı buluyor musun?
-Ekrem Imamoğlu'nu fazla söz konusu edip hükümet de yanlış yapıyor, hatalarını söze getirip coşartıyorlar, tabi Istanbul genel olarak kötüye gidiyor bu sabit ama devlet bu konuda biraz sakin kalmalı, Istanbullu görecek zaten en sonunda herkes sakin olsun, Tevfik yeterli sen niye giriyorsun konuya .d
Mansur Yavaş da Ankara'da bir miktar iyi hizmeti var, ancak Ankara da genel olarak kötüye gidiyor. Hizmet konusunda eksikleri çok, ancak halkın Akp'ye husumetinden yeni adam görmek istemelerine bağlı, halk "Yine kontrol akpde olsun" dercesine meclislerde akp çoğunluğu sağladığı için akla ziyan icraatlar geçmiyor. Akp bu belediyeleri bir nebze kurtarıyor diyebiliriz.


+Zamanında Erdoğan'ın iki yaveri şimdi de muhalifi olan Ali Babacan ve Davutoğlu hakkında ne düşünüyorsun?
-Fetö terör örgütünün akp içine girip kullandığı büyük kozlar. Fetö açıkça amerikaya bağlı ve amerikanın istekleri doğrultusunda adamlarını yönetiyor. Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu bu konudaki baş oyun taşları, bunlar akpyi bölüp dindar yaygarasıyla oy toplama ve chp ile de organize olup, sonuç olarak yine akpyi devirme oyununa alet olmuşlardır. Bunların rezaletini görmeyip gelecek partisine vs kayanlar var gerçekten. InşAllah bu plan tutmaz.


+Akp gençlik kollarına üye misin?
-Hiçbir partiye ya da cemaate bağlı değilim, akp gençlik kollarının benim yaşadığım şehirde bir kurumu vs var mı onu bile bilmiyorum.


+Diyelim ki AKP kaybetti sokağa çıkıp RTE’yi savunur musun?
-Savunurum, lakin sokağa çıkıp değil (.d) Ki şuan hükümet onlarda diye savunduğum falan yok, zaten akpyi ne olursa olsun savunan biri de değilim, ancak hakkında atılan iftiralara vs. karşı çıkan biriyim, hatalarını da bir çok kez dile getirmişliğim var zaten.


+Uslanmaz bir "TAYYİPÇİ" misin,başka bir partiyi benimseyebilir misin?
-Dediğim gibi uslanmaz ve eleştirmeyen bir yapım yok, eleştiririm lakin "Fetöcü akp" "Terörist akp" "yıkımcı akp" gibi söylemlere şiddetle karşıyım ve aksini yalansız bir şekilde savunurum.
Tabi ki de akp dünyadaki tek ve en iyi parti değil, daha iyisi, daha çok hizmet edecek ve daha samimi bir parti olursa başka partiye daha yakın olabilirim. Dediğim gibi akpli sayılmam tamamen, ancak yakınım.


+Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'ye yararları nedir?
-Burada 21 yılı ya da onun İstanbul dönemini filan anlatamam, lakin şunu söyleyeyim ki Türkiye Cumhuriyetini şuana kadar en çok geliştiren ve en çok hizmet eden bu şahıs ve partisi, ekibidir.


+Recep Tayyip Erdoğan'dan sonra başa gelmesi gereken kişi kimdir?
-Şuanda bir erken tahmin yapamayacağım, ancak RTE'den daha iyileri, daha zekileri, daha ilerici olanları dolusuyla var, bunları önce kendini keşfetmesi, sonra bu işe başlaması, sonra da halkın bunu keşfetmesi lazım. Ancak daha ne vatanseverler var, daha ne siyasetçiler çıkacak bir gençliğimiz var.


+Ak parti iktidarının muhalefete saygısızlık ederek,kendi fikirlerine uymayan ya da kendisiyle uzlaşmayan kişileri terörist,fetocu veya vatan haini diyerek nitelendirilmesi hakkında ne düşünüyorsun?
-Aslında bu tam olarak böyle sayılmaz. Muhalefetteki fetöcüler bir bir açığa çıkıp kendini belli ediyor, bu doğru ama akpliler bunların tümünü bu yüzden yargılamıyor. Mesela referandumda "Hayır" diyenler fetöcü haindir, ya da teröristtir diyen birileri var sanırsam akp cephesinde, yalnız bunu tüm akpye yığmak da doğru değil. İşin doğrusu, hayır diyenlerin arasında fetöcüler, teröristler var diye, tüm hayır diyen vatandaşlar da mı terörist fetöcü oluyor. Bu cok saçma, ve soruda belirtildiği gibi de saygısızca, ancak bunu yapanlara ithafen bunu söylemeli, yoksa eleştiri hedefinin yaptığını yapmış olursunuz.


+15 Temmuzda nerede ne yapıyordun?
-O zaman evdeydim ve gece o saatlerde tam uyumak üzereydim televizyonun başında ailemle, darbe olduğunu öğrendim her kanalda yayınlanmasıyla, velilerim derhal meydana çıktı ve ben de kardeşlerime göz kulak olmak için evde kaldım, sonraları beraber çıktık zaten meydanlara ama benim yaşadığım küçük şehirde bir olay yaşanmadı.


+T.C tarihinde ülkeyi en iyi yöneten kişi kimdi?
-Tarihini ve bugünü sayarsak Rte demek zorundayım, gelişme durumunu göze aldım.Yakın tarihten kasıt ise Turgut Özal diyebilirim.


+Ezanlar Türkçe okutulmalı mıdır?
-Ezanlar Türkçe okutulamaz. Her şey asılıyla güzeldir ve aslından çıkarılmamalıdır. Aksi hatadır.


+Laiklik hakkındaki düşüncelerin nelerdir,devletin dini olur mu?
-İslam toplumsal kurallar ve kısıtlamalar içermektedir. Islam bize devlet hükümleri konusunda da belli sorumluluklar ve kısıtlamalar getirmiştir. Islam bütün olarak kabul edildiğine göre, laiklik Islama ters düşmektedir.


+Ülkede şeriat olmadığı için kendini rahatsız hissediyor musun?
-Evet, kendimi rahatsız ve sorumlu hissediyorum. Benim sorumluluklarımdan biri de ülkemde Şeriat ile hükmedilmesidir. Ancak bu konuda öncelikle ön yargılar silinmeli, gerekli eğitim verilmeli, maalesef de bu konuda çok geriyiz


+Lgbtq hakkında ne düşünüyorsun?
-Lgbt her haramın da olduğu gibi bir sapkınlık türüdür. Nasıl zina haramsa, cinayet, tecavüz haramsa bu da toplum ahlakını bozan, kişi ahlakını da yerle bir eden bir haramdır. Toplumsal yanına bir örnek vereyim, mesela hayal edin ki "Love is love" hisler serbesttir ilkesinden yola çıkılarak bu normalleşiyor ve propagandalarına, gösterilerine vs. izin veriliyor, böylece haram normalleştirilmiş, toplumun ahlaki çöküşü de hızlandırılmış oluyor, sonuçta bu eşcinselliğin normalleştirilmesinin devamında ölü sevicilik, pedofili ve diğerleri de yine aynı ilkelerden dolayı serbestleşiyor ve yaygınlaşıyor, bu durum toplumsal bir çöküştür ve kıyameti getirecek azabın baş sebeplerinden olacaktır. Işte bu yıkımın yaşanmaması ve toplumsal ahlakın korunması amacıyla Islamın yasak kıldığı bu haramın yayılmasına, propaganda ve yaygarasının yapılmasına bir Müslüman olarak kesinlikle karşıyım.


+Çocuk evliliklerini doğru buluyor musun,bu konu hakkındaki düşüncelerin nelerdir?
-Önceki cevabımda belirttiğim gibi yine toplumsal yıkıma uğratacak bir bela olduğunda aynı şekilde karşıyım. Eşcinsellikle ilgili görüşümle aynı görüşteyim.


+Çocuğun eşcinsel olsa tepkin ne olurdu,çocuğu eşcinsel olan evebeyinlere ne tavsiyede bulunursun?
-Gerekli psikolojik, ruhsal desteği versinler, uzmanlara götürüp bu sapkınlıktan kurtulmasını sağlasınlar. Çözülmeyecek bir sorun değil, ben de bunları yapardım. Sert tepki uygun değildir, geri tepebilir.


+İleride oğlun baba ben ateist oldum derse ne yaparsın?
-Tabi ki yine sakin ve düstürlu bir biçimde Islamı anlatırım, bu eğitimsizliğin sonucudur, gerekli eğitimi (bundan önce aldırmadığımdan belli) almasını sağlarım ve bu konuda daima baş danışmanı olurum. Ancak inşallah oğlum ya da kızım aklı başında ve araştırmacı bir yapıda olurlar da böyle sapkınlıklara düşmezler.


+İleride siyasete atılmayı düşündün mü hiç?
-Yani siyasetin içi pek temiz değildir, yalan dolan, başkasının üstüne basarak büyüme (ancak bu şuan ilerlemek için bazılarının sınandığı durumlar) yani bana göre değil diyebilirim şimdilik ama belli olmaz.


+Ak partiyi yerden yere gömen u/KumuriBey'i neden mod yaptın?
-Kendisini tanıyan ve bilen biriyim, kendisiyle konuşup anlaştık ve verdim.


+Sevdiğin kadın kapalı değilse evlenmekten vazgeçer misin?
-Hayır tabi ki, gönül bu (tabi yanlış anlaşılmasın nefsani arzuları kontrol etmek ve haram kısımdan uzak kalmak önemli) ille konabilir. Bu ayıp değil, böyle bir şey düşünmem, evlilik gönül birlikteliğiyle olmalı açık kapalılıkla değil.


+Türkiye'de yaşamanı sürdürmek yerine bir Avrupa,Amerika veyahut Arap yarımadasındaki bir ülkede yaşamak ister miydin?
-Hayır, çünkü ben memleketim için çabalamak istiyorum, (başka ülkelere gurbete giden bazı kardeşlerimi müstesna tutarım) ziyaretler olur ve olacaktır, bu doğal bir şey, yalnız başka ülkede kafamı koyup yan gelip yatmak istemem açıkçası.

+ turkey ve svihs hakkında ne düşünüyorsun?
-Ben ilk linçimi turkey de yedim, ama ortamını bilmeme rağmen bu kadarını tahmin etmezdim. Dini bir konu açılmıştı, Islama iftira atılıyordu (ingilizce şekilde) ve ben de aksini söyleyip reddettim, sonrasında dolusuyla insanla bu konular hakkında çok uzun bir tartışmaya giriştim, bu kadar fazla tepki alması zoruma gitmişti ama ingilizce uzun uzun tartıştığım bir çok kişi olmuştu, kendilerinde kaldı iftiraları o ayrı ama ilk olması açısından şaşırtmıştı.
svihs konusunda ise zaten Islam karşıtı bir sub, benim islam da yahudiler hakkında yazdığım kısa bir yorumu da kullanmaları hoşuma gitmemişti, zaten tuhaf bir şekilde hedef gösterdikleri birkaç post vardı, bunlarda da birçok tartışma vs yaşandı ama bu tür sublar çoğunlukta, benim deliler diye bir sub kurmam da buradan çıktı.

+Kadir Mısırlıoğlu'nun en sevdiğin sözü?
-"Aziz gençler, haddinizi bilin, hakkınızı da bilin! Ezik olmayın! Siz bir Cihan Imparatorluğu'nun varisisiniz! Dünyaya o gözle bakın!"
Bir çok sözü var ama en çok hoşuma gidenlerden biri bu.


+Necip Fazıl Kısakürek'in en sevdiğin şiiri ve neden sevdiğin?
-Kaldırımlar, kendisi zaten kelimelerle adeta oynayan ve müthiş bir ustalıkla dizen bir şairdir, fikir adamıdır. Sevdiğim yanı ise diğerlerinde farklı gördüğüm edebi ve ruhsal dokunuşlar.
Tabi şiir bu herkesin görüşü sevdiği düşündüğü başka olabilir. Nazım da değerli bir şairdir mesela.
*Nazım Hikmet


+Müslüm Gürses dinlerken kendine jilet çektin mi?
-Güzel bir soru, ancak pek dinlemem bu tür müzikler, dinlediklerimi de beğendim, içinde de yaşıyor gibi söylüyor. Jilet ise kullanmam .d


+Menemeni yumurtalı mı yersin yumurtasız mı?
-İkisini de severek yerim .d


+En sevdiğin PS4 oyunu?
-Pek oyuncu da değilim fakat Ps4 'de GTA5 diyebilirim. Oynadığım az oyun var ve sevdiğim 4 oyun oldu küçüklükten beri, Mound and Blade, GTA, PES ve Age of Emires.


+Röportajımız burada son buluyor.Katıldığın için çok teşekkür ederim, son olarak bu soruları sana gönderen kullanıcılara ne söylemek istersin?
-Tabi ki, aslında söylenecek çok şey var fakat kısaca bahsedeyim. Dini konularda araştımanız için her türlü kaynağı irdeleyip tartışan Youtube kanalı 'Kafile'yi, dini konularda sorularını bu kanalın düzenlediği yayınlarda vs sorabilirler ve "Kırmızı Asa" serisini, onun analizlerini, soru cevaplarını, canlı yayınlarını izleyebilirler. Ancak ısrarcı olup inatlaşsınlar ki bu tahkiki imana girmelerine vesile olsun. Siyasi müesseselerde ise her fikirden haber sitelerini takip etmeleri yeterli aslında, ama bir çok gazeteci de dahil. Görmelerine yetecektir. Tarihi konularda bir çok tarihçi var, mesela tarih okumaktan sıkılan kardeşlerime Yavuz Bahadıroğlu'nun tarihi romanları iyi gelir. Sonrasında belgeli kitaplara yönelip öğrenme devrine geçsinler, bu konuda da mesela yine Yavuz'un Resimli Osmanlı Tarihi kitabı iyi bir özet, Selçuklu Sultanlarının biyografi serileri, eski dönem tarihi konularına baksınlar, yakın tarihte de doğrudan kaçmayacak olan kardeşlerim Belgelerle Gerçek Tarih'i okuyabilir. Yakın tarih konusunda tek kaynak Kadir Mısıroğlu değil, Çamdarlı da var. Bardakçı'yı da okuyabilirler, ya da Anapalı'yı. Sözü daha fazla uzatmadan, öncelikle ben teşekkür ederim, hepinize saygı ve selamlarımı iletip hepinize esenlik dilerim.
*Çandarlı



önceki röportaj
sonraki röportaj
Bir sonraki röportajda görmek istediğiniz kişileri lütfen yorumlarda belirtiniz.
ShitpostTC Moderation Team
submitted by vez_ko to ShitpostTC [link] [comments]


2020.06.13 15:14 nosfeal Beleş 330 ml Pepsi almak

Doritos cips aldıydım migros'tan dün. evde cips paketini açtığımda, 330 ml pepsi kola kazandığıma dair bir kupon çıktı içinden. odama gidip, kuponu bugün giyeceğim gömleğin cebine koydum ve salona geçtim.
sabah evden çıktım ve birtakım işlerimi hallettikten sonra evin yolunu tutmuşken, alt sokağımızdaki bir bakkalın camekanında "yüz binlerce pepsi hediye" yazılı bir poster gördüm ve cebimdeki kupon aklıma geldi. birden heyecanlandım, çünkü para vermeden bedava bir şey alacaktım ve bu ana çok yakındım. içten içe çekiniyordum, bakkal beni azarlayabilirdi, bana beleşçi diyebilirdi, bedava kola için 40 takla attığıma dair aşağılayıcı ithamlarla insanlık onurumu ayaklar altına alabilirdi. ama o kola benim hakkımdı. frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin müşterilerine tanıdığı bir haktı bu, çekinmenin, utanmanın alemi yoktu. tüm cesaretimi toplayıp bakkala girdim ve selamun aleyküm dememe kalmadan 37 ekran tv'de halk tv'nin açık olduğunu gördüm ve selam deyip kestim. selamun dedikten sonra televizyonu görseydim geri dönüşüm olmazdı ve aleyküm de demek zorunda kalırdım bu da bedava kolamı daha başından kaybedeceğim manasına geliyordu, çünkü bana gıcık olacaktı. kafadan, ne alacaksa alsa da s*ktir olup gitse denecek bir müşteri sınıfına girecektim top sakallı bakkalın nazarında. selam dedi. dan diye kuponu uzatıp bedava kola kazanmışım verir misiniz diyemedim. dükkanın ucuna kadar yürüdüm raflara bakarak. bir şeyler düşünmeliydim. öyle armut gibi kuponu uzatıp kolamı istersem bana tutulabilirdi.
kafamda bazı planlamalar yaptım. düşündüm, ölçtüm, biçtim tarttım. evet bu hak bana frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin tanımış olduğu bir haktı ama adamdan direkt bedava kola istemek, ne bileyim, bana da fırsatçılık ve beleşcilik gibi geldi. bi tane eti cin almaya karar verdim. 50 kuruştu zaten, o 50 kuruşu uzatırken, böyle yarım ağızla, sanki verse de olur vermese de olur kafasında olduğumu sanacakmışcasına, sanki kendisinin de bedava kolayı vermeme ihtimali yokmuşcasına, son derece doğal bi şekilde kuponu da uzatıp bedava kolamı alırım diye hesap ettim.
bi müşteri vardı çıktı, 50 kuruşu uzattım, paranın üstüne de kuponu koydum, "bi de şu kuponda bedava şey varmış herhalde" gibi bi şey dedim, tam hatırlamıyorum, umrumda değilmiş gibi davrandım yani, ısrarcı olduğumu anlarsa hepten ayar olabilirdi bana, yok biz vermiyoz onu dedi. ben beynimden vurulmuşa döndüm, peki deyip çıkacaktım ama bu haksızlığa karşı sessiz kalmak işime gelmiyordu, direnmeye karar verdim.
hee camekanda bedava yazısını gördüm de ondan şeaptım dedim, ben cipsleri rafa dizerken toptancı kafasına göre asmış onu dedi, sizin rızanız olmadan asamaz ki, assa bile sökebilirdiniz dedim, ya kaldı işte çıkarmadım bi daha, toptancı uğramadı, promosyon kolası diye sana dolaptaki kolayı mı vereyim, para verip kola isteyene ne vereceğim dedi. haklısınız ama ben bu kolayı hak ettim, cips aldım ve frito lay gıda san. ve tic. a.ş bana bu cipsten 330 ml kola kazandığıma dair bir kupon hediye etti ve kuponda yazılan esaslara göre siz bana bu kolayı vermekle yükümlüsünüz dedim. bu hindi gibi kabarmaya başladı, kardeşim asabımı bozma yok kola mola, nerden aldıysan git o versin beleş kolanı dedi. ben de sinirlenmeye başladım. ben bunu süpermarketten aldım ve süpermarketler bu kampanyaya dahil değil, anlaşmalı olan bakkal, büfe vs gibi yerlerden kolanızı alabilirsiniz şeklinde ifadeler var dedim kuponda ve masadan kuponu alıp ilgili kısımları kendisine de okuttum, bak burda yazıyor diye. yok benim anlaşmam filan dedi. ama camekanınızda bu kampanyaya dahil olduğunuzu gösterir bir poster asılı ve az önce, "sana promosyon kolası diye dolaptan kola verirsem" şeklinde bi ifadeniz oldu, demek ki daha önce bazı kimselere bu bedava kolalardan vermişsiniz, galiba siz bu kampanyayı kafanıza göre etkinleştirip kafanıza göre feshediyorsunuz dememe kalmadan başka bir müşteri girip, omzumun üstünden sanki ben orda yokmuşumcasına 20 tl uzatıp uzun marlboro istedi, bakkal, benden esirgediği tatlı dili sigara isteyen müşterisine sonuna kadar bahşediyordu, beni psikolojik olarak yıldırabileceğini sandı. gereksiz bir samimiyete girmiş, lüzumsuz bir sohbete tutuşmuştu sigara isteyen müşteri ile, beni hiçe sayıyordu. o esnada birkaç müşteri daha içeri girdi, ben dışarı çıktım ve bi sigara yaktım, içeriye müşteriler girip çıkıyordu.
15 dakika filan geçmişti, bakkalda müşteri kalmadığı bir anda tekrar kapıya yöneldim ve içeri girdim, şimdi nasıl yapıcaz bu işi abi dedim, resmi dili kenara bırakıp, kanına girmeye çalışacaktım. neyi nası yapcaz dedi, bedava kolam vardı, az önce konuşmuştuk, aliym mi dolaptan bi tane dedim, yok dedi, gelmiyo toptancı, 4 senedir ondan mal alıyorum, hukukumuz var diye hatır gönülden kesmiyorum ticareti ama savsaklıyor, ne cipse ne kolaya geliyor, c.tesi gelecekti salı oldu yok, satacak kola yok, veremem bedava kola dedi. peki abi allah rızası için cevap ver, samimi soruyorum, sizin aranızdaki kişisel husumetin, anlaşmazlıkların ceremesini ben çekmek zorunda mıyım, belli ki sen bu toptancı ile ihtilafa düşmüşsün, sana inat olsun diye sistematik bi yıldırma, ayar etme politikası izliyor, sen, ayağın alışmış, hak hukuk vs diye ticareti kesmiyorsun bu da ona güveniyor, velhasılı aranızda bi problem var ama frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin kuponlara yazdığı esaslarda bakkal ile toptancı arasındaki ihtilafi durumlarda bakkalın müşteriye kola vermeme hakkı saklıdır diye bi ifade yok, uzatmayayım, senin toptancı ile arandaki ticari kriz benim zerre kadar skimde değil, sen bana bu kolayı vereceksin, adamın asabını bozma, çıkar ver şu kolayı, skmiym vilayetini akodumun çocuğu, senin hayatını skerim ulan kahpenin çıkardığı, karısının kızının ırzına çöktüğümün, top sakalını s*ktiğimin kancığı diye saydırasım geldi ama yapamadım, korktum. başka bir müşteri geldi, ben yine dışarı çıktım, yine 10-15 dk dışarda zaman geçirdim, sigara filan, bi de içerden iskemle çekmiştim.
içerde yine müşteri kalmadı, kapının ağzına gittim, önündeki bulmacayı çözüyordu bakkal. kedi gibi kafamı uzattım kapıdan, içeri doğru, miyavvvv dedim, oralı olmadı bakkal, ğırrrrrr, miyavvvvvv diye huysuz kedi sesi çıkardım, kafayı kaldırdı, göz göze geldik, ben göz çaktım, sevimli sevimli sırıttım, bunu da bi gülme tuttu, yüzünde oluşan bu mütebessim ifadeden arka alıp, tazı gibi fırladım içeri. masayı aştım, yanına yanaştım, çömelip hizasına indim, gömleğinin yakasıyla oynayarak, kulağına doğru yanaştım, seri şekilde nefes almaya başladım, kulağına çarpıp tekrar dudağımda seken nefesim, benim bile içimi ürpertiyordu. "neden kolamı vermiyorsun tatlılık?" dedim. git al akodumun musibeti, al sktir git, dolaptan al, 2 litre al, yolunu skem, al bi de ice tea al dedi. sinirlendim, senin lütfunu skerim anası kaşar, ben senden sadaka istemiyorum, hakkımı istiyorum, frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin bana tanıdığı bedava kola hakkından faydalanmak istiyorum, sen kimsin de bana öyle müstehzi müstehzi, bahşeder, lütfeder gibi, köpeğe kemik atar gibi git al dolaptan filan diyebiliyorsun, kimsin ulan sen top sakalını s*ktimin kulamparası, babası şehven ekmiş, anası sehven sıçmış kahpe dölü dedim. o sırada halk tv de son dakika geçti, fetöden biri gözaltına mı ne alınmış , bu da bi anda ona dikkat kesildi, alın aq alın kim var kim yok alın diye saydırmaya başladı, ben hemen mevzuya uyandım, telefondan kaydı açtım, hükümete filan sallamaya başladı, fetocu fetocu darbe sevici şeyler söyledi, normalde bu şekilde elde edilen delilin hükmü yok ama ohal mohal bi kılıfına uydurup atarlar dedim bu gavur kırmasını kodese. velhasıl emniyete ihbar etmeye karar verdim soysuz ibineyi o anda. kola mola da gözümde değildi artık. neyse abi iyi günler deyip sezercik gibi koşa koşa çıktım ordan.
submitted by nosfeal to kopyamakarna [link] [comments]


2020.04.22 17:48 aynenconvaynen Doritos cips

Doritos cips almıştım Migros'tan dün. Evde cips paketini açtığımda, 330 ml pepsi kola kazandığıma dair bir kupon çıktı içinden. Odama gidip, kuponu bugün giyeceğim gömleğin cebine koydum ve salona geçtim. Sabah evden çıktım ve birtakım işlerimi hallettikten sonra evin yolunu tutmuşken, alt sokağımızdaki bir bakkalın camekanında "yüz binlerce pepsi hediye" yazılı bir poster gördüm ve cebimdeki kupon aklıma geldi. Birden heyecanlandım, çünkü para vermeden bedava bir şey alacaktım ve bu ana çok yakındım. İçten içe çekiniyordum, bakkal beni azarlayabilirdi, bana beleşçi diyebilirdi, bedava kola için 40 takla attığıma dair aşağılayıcı ithamlarla insanlık onurumu ayaklar altına alabilirdi. Ama o kola benim hakkımdı. frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin müşterilerine tanıdığı bir haktı bu, çekinmenin, utanmanın alemi yoktu. Tüm cesaretimi toplayıp bakkala girdim ve selamun aleyküm dememe kalmadan 37 ekran tv'de halk tv'nin açık olduğunu gördüm ve selam deyip kestim. Selamun dedikten sonra televizyonu görseydim geri dönüşüm olmazdı ve aleyküm de demek zorunda kalırdım. Bu da bedava kolamı daha başından kaybedeceğim manasına geliyordu, çünkü bana gıcık olacaktı. Kafadan, ne alacaksa alsa da sktir olup gitse denecek bir müşteri sınıfına girecektim top sakallı bakkalın nazarında. Selam dedi. Dan diye kuponu uzatıp bedava kola kazanmışım verir misiniz diyemedim. Dükkanın ucuna kadar yürüdüm raflara bakarak. bir şeyler düşünmeliydim. Öyle armut gibi kuponu uzatıp kolamı istersem bana tutulabilirdi. Kafamda bazı planlamalar yaptım. düşündüm, ölçtüm, biçtim tarttım. Evet bu hak bana frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin tanımış olduğu bir haktı ama adamdan direkt bedava kola istemek, ne bileyim, bana da fırsatçılık ve beleşcilik gibi geldi. Bi tane eti cin almaya karar verdim. 50 kuruştu zaten, o 50 kuruşu uzatırken, böyle yarım ağızla, sanki verse de olur vermese de olur kafasında olduğumu sanacakmışcasına, sanki kendisinin de bedava kolayı vermeme ihtimali yokmuşcasına, son derece doğal bi şekilde kuponu da uzatıp bedava kolamı alırım diye hesap ettim. Bi müşteri vardı çıktı, 50 kuruşu uzattım, paranın üstüne de kuponu koydum, "bi de şu kuponda bedava şey varmış herhalde" gibi bi şey dedim, tam hatırlamıyorum, umrumda değilmiş gibi davrandım yani, ısrarcı olduğumu anlarsa hepten ayar olabilirdi bana, yok biz vermiyoz onu dedi. Ben beynimden vurulmuşa döndüm, peki deyip çıkacaktım ama bu haksızlığa karşı sessiz kalmak işime gelmiyordu, direnmeye karar verdim. hee camekanda bedava yazısını gördüm de ondan şeaptım dedim, ben cipsleri rafa dizerken toptancı kafasına göre asmış onu dedi, sizin rızanız olmadan asamaz ki, assa bile sökebilirdiniz dedim, ya kaldı işte çıkarmadım bi daha, toptancı uğramadı, promosyon kolası diye sana dolaptaki kolayı mı vereyim, para verip kola isteyene ne vereceğim dedi. Haklısınız ama ben bu kolayı hak ettim, cips aldım ve frito lay gıda san. ve tic. a.ş bana bu cipsten 330 ml kola kazandığıma dair bir kupon hediye etti ve kuponda yazılan esaslara göre siz bana bu kolayı vermekle yükümlüsünüz dedim. Bu hindi gibi kabarmaya başladı, kardeşim asabımı bozma yok kola mola, nerden aldıysan git o versin beleş kolanı dedi. ben de sinirlenmeye başladım. Ben bunu süpermarketten aldım ve süpermarketler bu kampanyaya dahil değil, anlaşmalı olan bakkal, büfe vs gibi yerlerden kolanızı alabilirsiniz şeklinde ifadeler var dedim kuponda ve masadan kuponu alıp ilgili kısımları kendisine de okuttum, bak burda yazıyor diye. yok benim anlaşmam filan dedi. ama camekanınızda bu kampanyaya dahil olduğunuzu gösterir bir poster asılı ve az önce, "sana promosyon kolası diye dolaptan kola verirsem" şeklinde bi ifadeniz oldu, demek ki daha önce bazı kimselere bu bedava kolalardan vermişsiniz, galiba siz bu kampanyayı kafanıza göre etkinleştirip kafanıza göre feshediyorsunuz dememe kalmadan başka bir müşteri girip, omzumun üstünden sanki ben orda yokmuşumcasına 20 tl uzatıp uzun marlboro istedi, bakkal, benden esirgediği tatlı dili sigara isteyen müşterisine sonuna kadar bahşediyordu, beni psikolojik olarak yıldırabileceğini sandı. Gereksiz bir samimiyete girmiş, lüzumsuz bir sohbete tutuşmuştu sigara isteyen müşteri ile, beni hiçe sayıyordu. O esnada birkaç müşteri daha içeri girdi, ben dışarı çıktım ve bi sigara yaktım, içeriye müşteriler girip çıkıyordu. 15 dakika filan geçmişti, bakkalda müşteri kalmadığı bir anda tekrar kapıya yöneldim ve içeri girdim, şimdi nasıl yapıcaz bu işi abi dedim, resmi dili kenara bırakıp, kanına girmeye çalışacaktım. Neyi nası yapcaz dedi, bedava kolam vardı, az önce konuşmuştuk, aliym mi dolaptan bi tane dedim, yok dedi, gelmiyo toptancı, 4 senedir ondan mal alıyorum, hukukumuz var diye hatır gönülden kesmiyorum ticareti ama savsaklıyor, ne cipse ne kolaya geliyor, c.tesi gelecekti salı oldu yok, satacak kola yok, veremem bedava kola dedi. Peki abi allah rızası için cevap ver, samimi soruyorum, sizin aranızdaki kişisel husumetin, anlaşmazlıkların ceremesini ben çekmek zorunda mıyım, belli ki sen bu toptancı ile ihtilafa düşmüşsün, sana inat olsun diye sistematik bi yıldırma, ayar etme politikası izliyor, sen, ayağın alışmış, hak hukuk vs diye ticareti kesmiyorsun bu da ona güveniyor, velhasılı aranızda bi problem var ama frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin kuponlara yazdığı esaslarda bakkal ile toptancı arasındaki ihtilafi durumlarda bakkalın müşteriye kola vermeme hakkı saklıdır diye bi ifade yok, yani kameti uzatmayayım senin toptancı ile arandaki ticari kriz benim zerre kadar skimde değil, sen bana bu kolayı vereceksin, adamın asabını bozma, çıkar ver şu kolayı, skmiym vilayetini akodumun çocuğu, senin hayatını skerim ulan kahpenin çıkardığı, karısının kızının ırzına çöktüğümün, top sakalını sktiğimin kancığı diye saydırasım geldi ama yapamadım, korktum. başka bir müşteri geldi, ben yine dışarı çıktım, yine 10-15 dk dışarda zaman geçirdim, sigara filan, bi de içerden iskemle çekmiştim. İçerde yine müşteri kalmadı, kapının ağzına gittim, önündeki bulmacayı çözüyordu bakkal. Kedi gibi kafamı uzattım kapıdan, içeri doğru, miyavvvv dedim, oralı olmadı bakkal, ğırrrrrr, miyavvvvvv diye huysuz kedi sesi çıkardım, kafayı kaldırdı, göz göze geldik, ben göz çaktım, sevimli sevimli sırıttım, bunu da bi gülme tuttu, yüzünde oluşan bu mütebessim ifadeden arka alıp, tazı gibi fırladım içeri. Masayı aştım, yanına yanaştım, çömelip hizasına indim, gömleğinin yakasıyla oynayarak, kulağına doğru yanaştım, seri şekilde nefes almaya başladım, kulağına çarpıp tekrar dudağımda seken nefesim, benim bile içimi ürpertiyordu. "Neden kolamı vermiyorsun tatlılık?" dedim. Git al akodumun musibeti, al sktir git, dolaptan al, 2 litre al, yolunu skem, al bi de ice tea al dedi. Sinirlendim, senin lütfunu skerim anası kaşar, ben senden sadaka istemiyorum, hakkımı istiyorum, frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin bana tanıdığı bedava kola hakkından faydalanmak istiyorum, sen kimsin de bana öyle müstehzi müstehzi, bahşeder, lütfeder gibi, köpeğe kemik atar gibi git al dolaptan filan diyebiliyorsun, kimsin ulan sen top sakalını s*ktimin kulamparası, babası şehven ekmiş, anası sehven sıçmış kahpe dölü dedim. O sırada halk tv de son dakika geçti, fetöden biri gözaltına mı ne alınmış, bu da bi anda ona dikkat kesildi, alın aq alın kim var kim yok alın diye saydırmaya başladı, ben hemen mevzuya uyandım, telefondan kaydı açtım, hükümete filan sallamaya başladı, fetocu fetocu darbe sevici şeyler söyledi, normalde bu şekilde elde edilen delilin hükmü yok ama ohal mohal bi kılıfına uydurup atarlar dedim bu gavur kırmasını kodese. Velhasıl emniyete ihbar etmeye karar verdim soysuz ibineyi o anda. Kola mola da gözümde değildi artık. Neyse abi iyi günler deyip sezercik gibi koşa koşa çıktım ordan.
submitted by aynenconvaynen to kopyamakarna2 [link] [comments]


2020.04.10 12:17 emrecann150 Paravan Blog Nedir Nasıl Yapılır

İnternet ortamında web sitelerinin temel amacı arama motorlarındadır. önemli bir yer işgal etmektir. İnsanların erişebilmesi için bir iş yapmalısınız. Bu çalışmalar birçok farklı kanaldan yürütülmektedir. Site içinde veya dışında çok fazla iş yapabilirsiniz. Diğer şeylerin yanı sıra, bir paravan blog açabilirsiniz. Bir paravan blog nedir görelim.

Paravan blogu nedir?

paravan blog nedir ?Bunlar, web sitesi sayfalarınız için oluşturduğunuz blog sayfalarıdır. Bu çalışmalar öncelikle Google gibi arama motorlarında zirveye çıkmak için yapılır. İsteğe bağlı olarak, bu hizmetler bir ücret karşılığında veya ücretsiz olarak kullanılabilir. Büyük şirketler genellikle hosting ve mastering yoluyla hosting blogları oluştururlar. Ücretsiz olarak açtığınız paravan bloglarda profesyonel içerik oluşturmanız zorunludur.
Ana web sitenize yüklemek her zaman doğru davranış değildir. Bu nedenle, geri dönüşler alarak arama motoru sıralamasını yükseltmek gerekir. Bu web siteleri, ana web sitenizin popülaritesini artırmak için kullanılır. İlk olarak, bu web sitelerini neden açmanız gerektiğini açıklıyoruz.

Neden Paravan blogu açılmalı?

Bir web sitesini reklamsız düzenlemenin bir anlamı yoktur. Bu nedenle, temel amaç potansiyel ziyaretçileri web sitesine çekmek. En çok ziyaret edilen rota arama motorlarıdır. Bu nedenle, arama motorları üzerinden trafiği yönlendirmelisiniz. Bundan emin olmak için bir paravan blog kullanabilirsiniz.
Web sitenizi tanıtmak için web sitenizde yaptığınız hiçbir iş sizin için olumlu olmayabilir. Bu nedenle, bir ön site açarak web sitenize doğal bir geri bağlantı oluşturabilirsiniz. Google, onu destekleyen farklı kanallar olmadığı sürece web sitenizi sıraya koymaz. Bu nedenle, web sitenize güçlü referanslar oluşturmak için, elinizi taşın altına koyarak bağımsız olarak çalışmalısınız. İstediğiniz sonuçları, oluşturduğunuz bir paravan blog aracılığıyla web sitenize iletebilirsiniz.
Web sitelerinizdeki diğer makaleleri paylaşarak reklam yayınlıyormuşsunuz gibi görünmüyor. Ayrıca, bu web siteleri ana web sitenizle aynı kategoride hizmet veren web siteleridir. Bu şekilde, web siteniz hiçbir yere anında ulaşabilir. Bu çalışmalar mümkün olan en profesyonel şekilde ve uzmanların desteği ile gerçekleştirilmelidir.

Paravan Bloglar Nasıl çalışır?

paravan blog sahibi olmak için önce ücretli veya ücretsiz bir blog seçmelisiniz. Genel olarak, bu çalışmalarda ücretsiz hizmetler tercih edilmektedir. Bu hizmetler kurulum sırasında sizden herhangi bir ücret almaz. paravan blog blogger.com, blog.com gibi popüler kanalları açarak Bunlar kullanılabilir. Gerekli ayarları buradan yapabilirsiniz paylaşmaya başlayabilirsiniz.
Ücretli bir ön blog oluşturmak istiyorsanız, web siteniz için barındırma ve alan adlarına da ihtiyacınız vardır. Ardından, gerekli tasarım ve tematik çalışmaları yaparak içeriği web sitesinin mantığıyla paylaşabilirsiniz. Bir ön blog oluşturmak için bir web sitesi oluşturmak ve normal içerik girmek yeterlidir. Bu sayfanın benzersiz ve farklı bir teması olmalıdır. A veya C Sınıfı IP adresi de önerilir.Ayrıca, hedef kitlenize bilgi ve itiraz sağlayan yüksek kaliteli içerik promosyon öğelerinde değil web sitelerinde paylaşılmalıdır.
Paravan blog ücretsiz açılışı ve oluşturulması.
Ön ekran blog ağını kurmanın en çok tercih edilen yöntemi, ağı ücretsiz bir blog hizmeti sunan web sitelerinde yapılandırmaktır. Bu web siteleri, internetin geliştirilmesi ve hobisi ruhunun devamı için oluşturulmuş ve kurulum ve kullanım için herhangi bir ücret talep etmeyen blog hizmetleridir. Yıllardır sorunsuz çalıştıkları için aşağıdaki hizmetlere güvenebilirsiniz.
Ücretsiz bir paravan blog oluşturmak oldukça kolaydır. İlgili sitenin bir üyesi olmak ve bir alt alan veya klasör tanımlamak yeterlidir. Üye olurken farklı adlar ve soyadlar kullanmanızı ve farklı adresler edinmenizi öneririz.
Ücretsiz ekran blog sitelerinin listesi: wordpress.com blogger.com Medium.com blog.com tumblr.com Weebly.com Jimdo.com Webs.com Emyspot.com Edublogs.org Yola.com Papiroom.net wix.com
Gördüğünüz gibi, liste yalnızca bloglanabilir web sitelerini değil, web sitelerini diğer yazılımlarla yapılandırmanıza izin veren web sitelerini de içerir. Bu web sitelerinde web siteleri oluşturarak paravan blog ağınızı çeşitlendirmenizi öneririz.
Bloglara içerik girerken akılda tutulması gerekenler:
Ücretli olup olmamasına bakılmaksızın, paravan blogunuz doğal ve ön sayfaya benzemelidir. Başka bir siteyi desteklemek için oluşturulduğu anlaşılmamalıdır. Bu nedenle, içerik girerken hedefinizin bu blog'u açmak olduğunu iddia etmelisiniz.
Soru: "Neden bu kadar çok uğraşıyoruz?" Tek bir siteyle uğraşmak zor olsa da, ağ oluşturma ve birçok siteyle ilgilenme gerçekten işkence olabilir. Fakat amaç para kazanmaksa, onlardan kaçış yok. Blog ağını kurmak yerine başka web sitelerinde reklam veremez misiniz? Tabii ki öyle ve bu da kullanılmalı. Ancak, kendinizi yönettiğiniz, özenle tasarlanmış bir web sitesi bulma şansınız çok yüksek değildir. Bu nedenle, bu kaliteli siteyi kendiniz kurmalısınız. Bağlantının satışı yasaklandığında ortaya çıkan sloganlardan biri "bağlantı satın al, web sitesi al" idi. Kaliteli olsa bile, bağlantı için hangi siteyi kullandığınızı ve yarın nasıl gelişeceğini kontrol edemezsiniz. Ancak, ön blog ağında bloglama kontrolünüz altında.
İçeriğinizi oluştururken, diğer web sitelerine bağlantılar da oluşturabilirsiniz. Elbette, bağlandığınız web siteleri Wikipedia gibi web siteleri olmalıdır.
İçeriğinizin kısa olmadığından emin olun. İçeriğin uzunluğu tartışmalıdır. Ancak, elinizden gelenin en iyisini yaparsanız, olabildiğince ayrıntılı, yararlı ve uzun içerik yayınladığınızdan emin olun.
Paravan bloglarında nasıl bağlantı kurma oluşturabilirim?
Ana bloglarınızda ilk kez ana sayfanıza bağlantı vermemelisiniz. Lütfen diğer sitelere bağlantı verin. Çünkü bağlantısız bölge doğal kabul edilme şansını azaltır. Ana web siteniz bağlantıların alınabileceği düzeyde oluncaya kadar önceki bloglardan bağlantı vermemeye dikkat edin.
İçeriğe girmek sıkıcı olacağı için pek çok paravan blogum yok. Birkaç ayda bir birkaç blogunuzdan ana sayfanıza bağlantı verebilirsiniz. Toplam 2 yılı kapsayan bir ağdan bahsedildiğini görebilirsiniz. Her yazıdan ana sayfaya bağlantı vermeyin. 5-6 makalede bağlantı kurabilirsiniz. Blogroll alanından bağlantı yapmak risklidir. Bunu yapmak istiyorsanız, yüksek kaliteli ekran blogundan bağlantı kurmanız yeterlidir.
Kaliteli bir ekran blogu nasıl oluşturabilirsiniz?
Oluşturduğunuz ön uç blog hizmeti ve ana web sitenizi barındıran blog sistemi aynı temelde olmamalıdır. Blogger tabanlı bir site için WordPress ve Tumblr sistemlerini kullanabilirsiniz.
Ana bloglarınızın ana sayfanıza bir bağlantı içerdiğini unutmayın. Ana sayfanızda kısıtlanmış ve istenmeyen bir blog oluşturulacak.
Bağlantı zamanını not edin: ilk günden itibaren sayfalarınıza bağlantı vermeyin. Ana bloglarınızda belirli miktarda içeriğe ulaşın, 5, 10 makale eklemeden ana web sitenize bağlantı vermeyin.
paravan bloglardan ana sayfanızın ana sayfasına değil, alt sayfalarına, özellikle de aynı konuyla ilgilenen sayfalara bağlantı verin.
Belirli günlerde içerik girerek ön sitenizi güncel tutmaya çalışın. Ödenmemiş kapak sayfanızdan kaldırılan geri bağlantı değeri düşük performansa neden olur.
Aynı öğeyi birden fazla ekranda kullanmak istiyorsanız, döndürmeyi unutmayın.
Diger Makalelerime ulaşmak için buraya tıklayınız
submitted by emrecann150 to blogs [link] [comments]


2020.04.09 23:44 emrecann150 Zengin İçerik Oluşturmak İçin İşinize Yarayacak 9 İpucu


Yüksek kaliteli Zengin içerik, özellikle Google'ın en son algoritma güncellemeleriyle SEO'da giderek daha önemli hale gelen bir SEO terimi haline geldi. Google'ın gözünde, ziyaretçilerinize kapsamlı, doğru ve eksiksiz içerik sunmak artık daha önemlidir. İçeriğinizi oluştururken, kaliteyi artırmak için birden fazla yöntem kullanabilirsiniz, böylece içeriğinizde açıkladığınız konuları tam ve kapsamlı bir şekilde ziyaretçilerinize sunabilirsiniz. Hazırladığım bu içerikten yararlanabilirsiniz.

Zengin içerik üretmek için ne yapabiliriz?

Zengin içerik oluşturmak için, açıklanan konunun önce bir uzman veya onu bilen biri tarafından oluşturulması çok önemlidir. Tıpkı vücudumuzda bir vücut ağrısı oluştuğunda, interneti tıbbi bir makale aradığımızda, ziyaretçilerimize sorularına tam cevap vermek için zengin içerik sunmamız gerekir. Çünkü en son algoritma güncellemeleri ziyaretçilerimize güven ve yüksek kaliteli içerik sunmanın çok önemli olduğunu gösteriyor. Nasıl Yapıyoruz

Konuyu açıklayın

Yüksek ve kaliteli içerik oluşturmanın temeli, sayılacak konu üzerinde bilgi ve kontroldür. Bunu tek tek sağlayamazsanız, içerik pazarlama hizmetleri sunan kurumları kabul edebilir veya konunun tamamını bir kişinin desteğiyle yazabilirsiniz. Bir konuyu sorduğu bir ziyaretçiyi hayal edin ve sonuç olarak konuyu araştırmak ve başlarına gelen soruların cevaplarını bulmak için web sitenize gelir. Bu nedenle, ziyaretçiye en iyi içeriği ve en iyi bilgileri sunmak doğru bir şekilde sunmak için çaba göstermelisiniz.
En son Google algoritması güncellemeleri de doğrudan bu sorunu kapsamaktadır. Google'ın bize verdiği sinyal, tam ve kaliteli bilgilere sahip değilseniz, arama sonuçlarında bir yeriniz olmayacağı anlamına gelir. Bu nedenle, içeriğinizi hazırlarken konuyu kesinlikle açıklamalı ve tüm altyazıları ayrıntılı olarak ayarlamalısınız.

Fotoğraf ve infographics ile destek.

Hemen çıkma oranını artırmak ve içeriğinizi zenginleştirmek için yapabileceğiniz başka bir çalışma, içeriğinizi görsel olarak zenginleştirmektir. Ziyaretçinin dikkatini sitenize çekecek ve konuyla ilgili içerik ve Infographics içeriğinizi zengin ve kaliteli hale getirmenize yardımcı olacaktır.
Daha önce de bahsettiğim gibi, hemen çıkma oranını iyi bir seviyeye indirmek ve içeriğinizin kalitesini artırmak için konuyla ilgili grafikler ve Infographics kullandığınızda rakiplerinizden bir adım öndesiniz. Tabii ki, görüntü etiketlerini iyi kullandığınızdan ve grafiklerin orijinal olduğundan emin olmanız gerekir. Klasik grafikleri her yerde kullanmak yerine, ziyaretçilerinizin daha önce hiç görmediği orijinal grafiklere ve mevcut grafiklere dönmeniz avantajlıdır.
Videoların kullanımı çok önemlidir.
Google'ın içeriğe atfettiği faktörlerden biri, şüphesiz videoların kullanılmasıdır. İçeriğiniz hakkında oluşturduğunuz ve ziyaretçileriniz için yararlı olan bilgilendirici bir video, hemen çıkma oranınızı düşürecek ve içeriğinizi zenginleştirecektir.
Videoda içeriğinizde açıkladığınız konuyu ve ayrıntılı açıklamayı belirtmek SEO performansınızı da etkiler ve hatta organik trafiğinizi artırmanıza yardımcı olabilir. Bu önemli avantajdan yararlanmak ve içeriğinizin zengin olmasını sağlamak için video kullanımını atlamamanız gerekir.
İçeriğinizi sık sorulan sorularla destekleyin
Özellikle, sık sorulan ve Sık Sorulan Sorular (SSS) adı verilen yapılandırılmış veri işaretlemesiyle, arama sonuçlarında bulduğumuz bir diğer sık ​​sorulan soru, içeriğinizi zenginleştirmek için kullanabileceğiniz başka bir çalışmadır. İçeriğin zenginliğine ek olarak, arama sonuçlarındaki görünüm nedeniyle tıklama oranındaki artış, web sitenize daha fazla ziyaretçi çekmek için önemli bir yapıdır.
Bu alandaki içeriğinize konunuzla ilgili sık sorulan soruları dahil etmek sesli aramalar için de avantaj sağlayabilir. Kullanılan soru ve cevap yapılarının sesli aramayı kullanarak sorgulayan kullanıcıların ifadelerini içermesi muhtemel olduğundan, web sitenizi bu kullanıcılar tarafından tanınabilir hale getirebilirsiniz. Genel olarak, kullanıcılar sesli çağrı kullandığında, bir dizi soru çok sayıda soru sorar ve bu nedenle arama yapar
İçeriğinize tablolar ekleyin
Genellikle iş ve finansta kullanılan e-tablolar, içeriklerini ve yüksek kalitelerini zenginleştirmenin başka bir yoludur. E-tabloyu belirttiğiniz konuyla ilgili olarak kullanırsanız içeriği zenginleştirilir ve Google arama sonuçlarının "Zengin Sonuçlar" bölümüne dahil edilebilir.
Web sitenizin içeriğinde tablolar kullanmak, açıkladığınız konuyu anlamayı kolaylaştırır ve ziyaretçilerinize daha düzenli bir görünüm kazandırır. Ziyaretçilerinize daha anlaşılır içerik, büyük miktarda içerik sağlamak ve Google arama sonuçlarının "Zengin Sonuçlar" bölümüne dahil edilmesi için e-tabloları kullanmak önemlidir.
Sıralı listeler ve makaleler kullanmayı unutmayın
İçeriğinizi zenginleştirmenin ve ziyaretçilerinize iyi içerik sunmanın bir başka yolu da, güvenmekte olduğunuz konuya sıralı listeler ve öğeler eklemektir. Sıralı listeler ve öğeler, içeriğinizin hem masaüstü hem de mobil cihazlarda okunmasını kolaylaştırmak ve kullanıcıların dikkatini çekmek için çok iyi bir seçenektir.
Bu iki avantaj dışında, sıralı makalelerin listeleri ve içeriği Google arama sonuçlarının "Zengin Sonuçlar" bölümünde yerlerini bulabilir. Bu şekilde, elbette, tıklama oranınızı iki katına hatta üç katına çıkarabilir ve organik trafiğinizi artırabilirsiniz. Tüm bu nedenlerden dolayı, listeler oluşturmak ve içeriğinizi zenginleştirmek için sıralı materyaller kullanmak size rakiplerinizden bir adım önde olma fırsatı verir.
İçeriğinize ziyaretçi ve kullanıcı derecelendirmelerini dahil edin
İçeriğinize kullanıcı incelemelerini ve ziyaretçi derecelendirmelerini dahil etmek, web sitenize gelen bir ziyaretçiye güvenmek ve Google'ın gözünde yetki kazanmak çok önemlidir. İçeriğinizde farklı bir bileşen kullandığınız için içeriğiniz de daha geniş ve daha geniş olacaktır.
Google'ın algoritmasında yapılan son güncellemelerle, Google'ın kullanıcı güvenine ve web sitesi otoritesine verdiği önemi gördük. Bu nedenle, içeriğinizde ziyaretçi yorumlarını ve kullanıcı yorumlarını kullanmak, çözümler bulmanıza ve içeriğinizi zenginleştirmenize yardımcı olabilir. Özellikle, bir e-ticaret web siteniz varsa, içeriğinizdeki ürünle ilgili kullanıcı geri bildirimlerini kesinlikle kullanmalısınız.
Konunuza veya başka bir içeriğe bağlantı verin
Hem içeriğin zenginliğinin hem de ziyaretçilerinizin sayfasının gezinmesinin, oluşturduğunuz içeriğin birinden konuyla ilgili diğer içeriğe işaret etmesi ve hatta ziyaretçilerinizin etkinleştirileceği şekilde hareket etmesi önemlidir (örnek: Bu makaleyi okumayı unutmayın!). Farklı mizanpajlarla sağladığınız bağlantı türünü zenginleştirebilir ve konu içeriğinizi, içeriğinizin birkaç paragrafından hemen önce "ilgili makale" kutusunda sunabilirsiniz.
Bu çalışma ile yalnızca içeriğin zenginliğine katkıda bulunmakla kalmaz, aynı zamanda sayfanızı ziyaret eden bir kullanıcının diğer sayfalarınıza gitmesine ve oturum başına sayfa gezinme hızını artırmasına izin verebilirsiniz.
İçeriğinize alıntılar ve araştırmalar ekleyin
İçeriğinizi zenginleştirmenin bir başka yolu, kişi veya kurumun anlattığınız konu hakkında söylediklerini alıntılamaktır. Belirli makamlar, bahsettiğiniz konu hakkında fikir ve açıklamaları paylaşmışlarsa, bunları içeriğinize dahil etmek onları zenginleştirecek ve zengin bir bilgi sağlayacaktır.
Öte yandan, bildirmekte olduğunuz konuyla ilgili araştırma, anket sonuçları veya benzer veriler varsa, bunları içeriğinize ekleyerek veya içeriğinize harici bağlantılar ekleyerek ziyaretçilerinize daha fazla bilgi ekleyebilirsiniz.bu içerikte godaddy esirlenerek yazılmıştır
Diger Makalelerime ulaşmak için buraya tıklayınız
submitted by emrecann150 to blogs [link] [comments]


2020.04.01 21:15 bariscsknr Adı Olmayan Bir Kitabın İlk Sayfaları

‘Hadi kalk !’ demişti. Günlerden Pazartesiydi. Soğuk, bu kış gelmemiş, kendini Mart ayında göstermişti. İnanmazsınız belki ama yağmur dahi yağmayan kış mevsiminden sonra, Mart ayında İstanbul’a kar yağmıştı. Bu durum belki sizi çok şaşırtmamış olabilir dostlarım ama beni gerçekten şaşırtmıştı. Mart ayında hala mont giyip, bere, atkı, eldiven üçlüsüyle takılıyordum ki bu durum çok hoşuma gidiyordu. İçime bir huzur veriyordu.
Dün bütün gece aşağılık bir arkadaşın, aşağılık bir evinde pineklemiştim. Hani eskiden sizin için canını vermeye hazırmış gibi davranan ama tek derdi sizi ütmek olan pislikler olur ya, bu da onlardan biriydi. İnsan, böylelerini hiç tanımasa da olurdu ancak bir kere tanımış oldum. Maalesef hepimiz bu tipleri tanımak zorundaydık. Bu, hayatın bize oynadığı bir oyundu. Yıllar sonra ziyaretine gittiğimde, sen de nereden çıktın diye bana bakışı, başta canımı baya sıkmıştı ancak şimdi düşününce, insanları rahatsız eden bu varlığım, bir an olsun beni keyiflendirmişti.
‘Hadi kalk’ demişti. İşe gitmesi gerekiyordu. İyi bir işte çalışıyordu, dolgun bir maaşı vardı ve hayat standartını da dolgun maaşına göre belirlemişti. Eskiden, yokluğun karizmatik olduğu zamanlarda, paspal hallerimiz ve salaş yaşamlarımız, bizler için bir gurur kaynağıyken, bugün bu aşağılık herif, yaşam standardını yükseltmeyi, yaşamının tam ortasına koymuştu. Dolgun bir maaşı vardı ve ona göre, bir arabası, gözlüğü, kirada oturduğu evi, gömleği, televizyonu, kitaplığı, dergileri, kemeri, parfümü, jölesi, kravatı, donu, çarşafı, yastık kılıfı, tabak takımı veya yemek takımı, mutfak takımı, banyo takımı, yatak takımı, ayakkabı takımı, perde takımı, tıraş takımı ve daha birçok ıvır zıvırı vardı dostlarım. Telefonu vardı ki bu telefon bir aylık maaşına bedel bir telefondu. Eskiler para biriktirip ev alma derdine düşerken, bizim andaval parasını biriktirip bu son model cep telefonunu almıştı ve onu her fırsatta göstermekten çok büyük bir haz duyuyordu. Sigarası Marlboro’ydı ki ben bu yavşağın kaçak sigara içtiği zamanları biliyordum ve şuna da eminim ki dostlarım, bu yavşak o zamanlar halinden baya gurur duyuyordu.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalkayım ancak neden kalkayım? Dün işe gideceğini söylerken, istersen kalabilirsin gibi bir teklifte bulunmuştu ve benim rahatsız edici varlığım bu teklifi hemen kabul etmişti. ‘Yarın işe gitmek zorundayım, ondan bu gece fazla takılamayacağım ama istersen burada kal, sabah da kahvaltını yapıp öyle gidersin’ demişti. İnsanlar kendileri evde yokken, misafirlerin evde kalmasını hiç sevmezler ama her zaman bu durumdan rahatsız değillermiş gibi davranırlar. Modern olmanın ahlaki kuralları bunu gerektiriyordu çünkü. Bu andavalın rahatsız oluşunu görüyor olsam, o yokken evde kalmayı, evinin tam orta yerine sıçmayı, her şeyi kırıp dökmeyi ve en çok da tam düzen mutfağının bütün duvarlarına işemeyi çok isterdim dostlarım fakat tahmin edebilirsiniz ki bu evde kalmak bana da çok büyük bir rahatsızlık veriyordu. Bundan dolayı onun, o yalancı teklifini reddettim. ‘Gece neden orada kaldın o zaman?’ diye soracak olursanız da evim çok uzakta ve gecenin o saatinde, o kadar yolu çekebilecek bir insan hiç olamadım kardeşlerim.
‘Hadi kalk’ demişti. Kalkayım ama neden kalkayım? Yapacak hiçbir işim yoktu. Belki çalıştığım kafeye gidebilirdim. Bu kafede haftanın bazı günleri çalışıyordum ancak bugün o günlerden biri değildi. Aslında bu kafede pek çalıştığım gün de yoktu. Kafama eserse uğrayıp bir iki zehir içiyordum ve o gün para kazanıldıysa kendime harçlık alıyordum. Ancak o kafenin para kazandığını genelde kimse görmemiştir. Evet, bu konuda ciddiyim. Kafeyi işleten gencin mahalledeki herkese borcu vardı. Tam bir üçkâğıtçıydı. Ama hakkını yemeyelim, beni hiçbir zaman keklemedi. En azından iş konusunda. Yoksa kafeye getirdiğim bir-iki kız arkadaşıma asıldığına şahit oldum. Ancak kızlar da ona asılmışlardı. Bu duruma objektif bakarsak dostlarım, her iki tarafın da uygun gördüğü bir davranış beni rahatsız etti diye onları suçlayamayız. Gel gelelim insanların değer yargıları değersizleştirmekten öteye gidemiyorsa, benim de öyle davranmam gerekirdi. Yanımda gelen kızı patronumun düdüklemesine, modern ahlaki kurallar doğrultusunda, her iki tarafı da değersiz görüp, patronumun kız arkadaşımı düdüklemesine ses çıkarmadım, çünkü insani erdem bunu gerektirirdi ve yaptığım da tam olarak buydu sevgili kardeşlerim.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalk dostum uyan. Çekil git başımdan! İnsanlar her gün aynı şeyi yaparlarsa, bunun adı düzen oluyordu. Ve bu bizim aşağılık, tam bir düzen manyağıydı. Sabah olup işe gitmeyi, öğlen takıldığı yerlerden birinde bir şeyler yemeyi ve bir kadeh şarap içmeyi kendinde marifet görüyordu. Akşamları spor, salıları sinema, perşembeleri tiyatro, cumaları dostlarla tek atmak, düzenli seks hayatı, düzenli aşk hayatı, düzenli iş hayatı ve de düzenli düzenli hayatı. Evet, bizim aşağılık için bunlar, hayatın tam karşılığıydı. Eğer her sabah uyanıp işe giderseniz ve her akşam o işten arda kalan zamanınızda hayatınızı yaşarsanız, bu sizin hayatınız oluyordu ve bu iyi bir şeydi. Tüm bu düzen zırvalarını, bir bütün olarak hayatınızın tam merkezine koyduysanız da bu sefer de toplumda bir birey oluyordunuz dostlarım. Diğer türlü başıboş, bir aylak oluyordunuz kardeşlerim ve ben tam olarak buydum. Başıboş bir aylak.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalkayım ama neden kalkayım? Bir ara işe uğrayabilirim. Şimdi oraya gitsem kimse sen de nerden çıktın demezdi. Çünkü dostlarım hiç kimse bedavaya çalışacak birini reddetmez. Bir çıkayım evden, bir çay falan içerim. Midem de çok kötü, hiçbir şey istemiyor canım. Ama bu aşağılık herife de daha fazla dayanamayacağım. Diğer aşağılığı mı arasam. O salaktan da hiç hazzetmiyorum. Gerçi eminim o da benden çok hoşlanıyor değildir. Senin parfüm kokuna sıçayım. Lanet olsun neden geldim ki buraya. Bu salakla ben ne paylaştım o zamanlar. Bana üç fatura borcu var ancak dün bira ısmarlarken sanki canını istiyormuşum gibi davrandı. Seni bit yeniği, donsuz gezindiğin zamanları bilirim, bir kravat taktın da adam mı oldun. Evet oldun. Ben ise olamadım. Olsun. Bizim de adam olduğumuz yerler var. Mesela çalıştığım kafe, patronum bana kanka der ki kendisi benden yaşça çok büyüktür. Sana patronun ne der. Onu getir, şunu götür der. Ben patronumla oturup zehir içerim. Sen ise patronunun karşısında oturup bir bardak su bile içemezsin. Lanet olsun tüm bunlar yalan biliyorum. Ama seni böyle düşünmek beni mutlu ediyor.
Ah seni gidi düzen soytarısı seni. Sinekkaydı tıraş olursun işte böyle her sabah. Bak bana her tarafım kıllı. O taraflarım bile kıllı. Sabah sabah tıraş olma enerjisini, insan nereden buluyor. Ayrıca uyumaya çalışıyorum ve sen dangalak, yaptığın gürültünün farkında bile değilsin. Bir sigara mı içsem. Midem çok kötü. Kalk hadi. Sesin beynimde çınlıyor. Kalk hadi. Kalkmak veya kalkmamak işte bütün mesele bu kardeşlerim. Boş versene sen kalk, ben uyuyacağım. Kalk hadi seni aşağılık, daha derse yetişmelisin ve mutfakta bekleyen onlarca bulaşık var. Ayrıca müşteriler çoktan gelmiş ve patronun bir haftadan beri senden bir rapor bekliyor ve bu hafta belki de sana nöbet yazacaklar ve dosyalar işte tam olarak masanın üstünde ve öğretmenin ödevi de öylece duruyor. Kalk ve annene yakışır bir evlat ol çocuğum, kalk ve baban seninle gurur duysun. Kalk hadi sevgilin bekler, kalk ekmek al, kalk çay demle, kalk çamaşırları yıka, kalk faturaları öde, kalk hadi kalk, aşağılık pislik seni, kalk. Kalktım işte aşağılık piç kuruları, lanet olasıcalar, bakın işte kalktım.
Kaktım ve o aşağılığı, düzenli evinde rahat rahat hazırlanabilmesi için rahat bırakarak evden çıktım. İstanbul’da gün daha yeni başlıyordu. Karlı sokaklar arasında ne yapacağımı düşünerek yürüdüm. Hasanpaşa’dan Rıhtıma doğru bir yol uzanıyordu ve romanlarda geçen romantik yollara hiç benzemiyordu. Araba gürültüleri arasından ve bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar arasından ve dükkânlarını yeni açan ve tek dertleri para kazanmak olan esnafların arasından ve trafik ışıklarının arasından ve kardan eser kalmayıp çamurlaşmış yolların arasından ve lanet olan bu düzenin arasından yürüyerek, düşünmeye çalıştım. Ne yapabilirim? Günlerden Pazartesiydi ve herkes tam takır hayatına devam ederken ben, tüm hayatım boyunca sorup ve cevap bulamadığım o soruyu yine kendime sormaktaydım. Ne yapabilirim? İnsan hayatının, bir şeyler yapabilmek için oldukça kısa olduğunu düşündüm. Her şeyi değiştirmek için, insan ömrünün çok kısa olduğunu düşündüm. Peki, bunca insan ne için bu kadar çabalıyordu, neyi düzeltmeye çalışıyorlardı, bunları düşündüm. Bütün amellerimiz neydi, düşündüm. Düşünmek de benim amelim olmalıydı. Bunu da düşündüm.
Çocuklarını okula yetiştirmeye çalışan, lüks arabalı, canti adamlar, çıtır karılar gördüm ve onların tohumu olan çocuklarını gördüm. Çok çok eskiden, paspallığımın hoş görüldüğü zamanlarda bir kız arkadaşım vardı ve bana çocuk yapmak istediğini söylemişti. Ben ise bu isteğine gülmüştüm. Şimdi düşününce o kızdan çok iyi bir ebeveyn olurdu. Ben olur muydum, bilmiyorum fakat düşündüm ki o kızdan bir çocuğum olsaydı güzel olurdu gibi hissettim. Ancak tahmin ediyorum, evliliğimiz çok uzun sürmezdi ki şu düzen denilen saçmalık, maalesef bana hiç gitmiyordu kardeşlerim. O, çocuğa çok iyi bakardı buna eminim. Ancak çocuk herhalde en sonunda it, kopuk bir şey olurdu ki bundan gurur duyardım sanırım. Tüm bu düşünceler arasında rıhtıma geldim. Saat 7’e yaklaşmıştı. Vapurla karşıya geçip, Eminönü’nden Galata’ya, oradan da Tünel’e doğru yol alırım diye düşündüm. En mantıklı olanı buydu. Vapur birazdan yanaşır diye düşündüm. Vapur yanaştı. İtişe kakışa vapura bindik, toplum olarak. Aşağılık olma durumu, toplumda içselleşmişti kardeşlerim. Bunu düşündüm. Bir afetten kaçan insanlar gibi birbirimizi ezerek, ittirerek, sona kalan dona kalır çocukluğuyla ki yaptığımız davranış, içinde çocukça bir neşe barındırmıyordu, tam tersine hayvanca bir içgüdüyle vapura bindik. Açıklığa oturdum ve bir sigara sardım. Marlboro içen aşağılığın tam tersine, ben hala kaçak sigara içmekteydim. Vapur hareket etti. Vapurla beraber martılar da ilk rızklarını almak için harekete geçtiler. Soğuk bir İstanbul günüydü ve rüzgâr kardeşlerim gerçekten suratımı kesiyordu. Toplum bütün sıradanlığıyla ve heyecandan uzak bir şekilde vapurun kapalı alanında yolculuğu sürdürmeyi tercih etmişti. Evet, bir tek salak bendim kardeşlerim. Martılar için bu durum çok üzücüydü ki bende onların işini görebilecek en ufak bir katık yoktu. Sigaramı yakmak bu rüzgârda baya zor olsa da bunu başardım. Deniz, efsanelerde anlatılanlar gibi gürlüyordu ve ben de o efsanelerdeki tanrılar gibi bir duruş sergileyip, içerde, sıcakta oturan topluma, rolümü tam takır oynuyordum. Bir martı olmak ister miydim onu düşündüm. Sonra martıların çok vahşi hayvanlar olduğunu düşündüm. En sonunda kararımı kargada kıldım. Bir karga olarak yola devam ettim. Sigaramı tüttürmeye çalışırken fark ettim ki rüzgar sigaramın yarısını benden önce içip bitirmişti. O soğuk, yüzü kesen aşağılık rüzgar tüm bedenime yaşadığımı hissettiriyordu. Tam her şey güzel derken birden etrafta dolaşan o aptal statüko, ete kemiğe bürünmüş şekilde karşımda durdu ve efsanevi repliği söyledi ‘burada sigara içmek yasak’. Canım sıkılmıştı. Ona sigaramın birazdan biteceğini, böyle bir havada sigara içmenin çok zor olduğunu ve sigara içmek için gösterdiğim çabayı taktir etmesini, ayrıca sigaramın yarısını da rüzgarın içtiğini ve tüm bunları söylerken sigaramdan bir fırt çekmek için ağzıma götürdüğümde, sigaramın yanan kısmını, alçak rüzgarın uçurduğunu fark ettim ve statüko mutlu ve ukala bir şekilde yanımdan ayrıldı.
Vapur karaya yaklaşmıştı. Martılar ise benden umudunu çoktan kesmişti. Dünü düşündüm. Yine böyle aylak aylak gezinirken ve ne yapmak istediğimi ararken, o aşağılık aklıma geldi. Elimi takozuma götürdüm ve onu aradım. Akşam müsait olabileceğini söyledi ancak dışarıda olamazmış, çünkü yarın işi varmış, çok uzun takılamayacağını da söyledi ama yine de sen bilirsin dedi, gelmek istiyorsan gel dedi. Evet kardeşlerim, bu aşağılık benimle buluşmak için çok can atar bir halde değildi, bunu ben de anladım. Ancak onu rahatsız etme fırsatını kaçıramazdım. En son, bir yıl önce gördüğüm bu aşağılık, üniversite zamanlarında ev arkadaşımdı. Çok yokluklar çektiğimiz zamanlarda, babalarımız, aslında sadece benim babam bize destek olmuştu ve bu aşağılık bu destekleme faaliyetinden sonuna kadar yararlanıyordu. Yanımda kaldı, kira ödemedi, fatura ödemedi, alışveriş yapmadı, bir tas yemek ısıtmadı ve börekler açmadı bana kardeşlerim. Buna rağmen her ay yatan kredisiyle de Taksimlerde takılmaktan geri de durmadı kardeşlerim. Evet, kahramanınız bir tavuk, kardeşlerim. Yolmak için birebir kardeşlerim. Dün evine gittiğimde beni gördüğüne sevinmiş gibi yaptı, hâlbuki rahatsız olduğu, biber gibi kızaran yanaklarından belli oluyordu.
Vapur karaya yanaşmıştı. İnsanlar aynı hayvansal içgüdülerle vapurdan indi, arkalarından ben indim. Çok acelesi olan bu toplum parçası, hep birlikte yavaş yavaş dağılarak kalabalığa karıştılar. Ben ise tek başıma yürüdüm ve kalabalık, ancak dışarıdan bakabildiğim, benden uzakta bir yerlerdeydi. Kabataş’tan Galata’ya çıkan yokuşa vurdum kendimi. ‘Aç mısın?’ diye sordu. ‘Dışarıda yemiştim, teşekkürler’ diye cevapladım soruyu. ‘Eee ne yapıyorsun, nasıl gidiyor hayat?’ Bir anlamsız soru daha diye düşünmüştüm o an. ‘Ne olsun, hiçbir şey yapmıyorum. Bildiğin gibi, hala aynı devam ediyorum’ dedim ve ekledim ‘Ama gördüğüme göre sen baya değişmişsin’. Son söylediğimden rahatsız olmuştu. Fakat kardeşlerim bu çok uzun sürmedi. Bu tipler kendilerini sorgulamaktan kaçarlar ve doğruya ulaştıklarında, o doğrunun doğruluğunu kendi iç dünyalarında çürütüp yerlerine yeni doğrular koyarlar ve buna derler ki hayat. Evet kardeşlerim, bu hayat. Bir ton zırva şeyler anlattı, işinden bahsetti, hayatından bahsetti, hayatın zorluklarından, paranın azlığından, her şeyin pahalılığından, -en samimiyetsiz şekilde- geçmişten, gelecekten, şimdiden bahsetti kardeşlerim. Hep kendinden bahsetti. Ben ise sadece dinledim. Çünkü bahsedeceğim hiçbir şey yoktu. Oturdum ve ilgimi çekiyormuş gibi yaparak ama bunda pek de başarılı olmayarak –anlattığı şeylerin ilgimi çekmediğini anlamasını istedim- oturdum, dinledim. Aşağılığın, dünyanın kendisi etrafında döndüğünü sandığını görerek dinledim. Hep anlattı, anlattıkça rahatsız oldu, rahatsız oldukça anlattı. Tüm sohbet boyunca haklı olmak istedi, bir yerden beni yakalamak istedi ama başaramadı kardeşlerim. Anlattığı zırvalar insanın dert etmemesi gereken şeylerdi. Nitekim her insan, aynı sorunları yaşıyordu ve bu sorunlar benim için özel, konuşulmaya değer şeyler değildi. Havanın soğukluğundan şikâyet etmek, soğuğun güzelliklerini görmezden gelmekti. Ayrıca soğuk anca birileri dışarıda donuyorsa konuşulmaya değerdi. Aşırı derece kombinin yandığı evden çıkıp, işe giderken üşümek, bu modern çağın aptalca dert zırvalarından biriydi. Durumlarımız iyiydi kardeşlerim. Hepimiz çok iyidik. Ama kötü olan bir şey vardı ki o şey her şeyi kötü yapıyordu. İşte bu çocuğu da o şey kötü yaptı diye düşündüm.
Yürüdüm. Bir hatun iniyordu sarmaşık merdivenden. Bu merdivenin adı ne acaba diye düşündüm. Çünkü bu merdivenin tarihi bir yanı olduğu apaçık ortadaydı. Bir ismi olmalıydı ama ben bilmiyordum. Bundan dolayı sarmaşık merdiven diyordum. Bu merdiveni ben yapsaydım adını sarmaşık koyardım diye düşündüm. Merdivene yaklaştım sağa doğru, hatun sola geçti. Lanet olsun sana da güzel kadın. Ne olur merdivenlerde karşılaşsaydık. Ah insanlar diye düşündüm. Bütün olasılıklar mümkünken, sadece olmaması için olasılıkları düzenliyoruz diye düşündüm. Halbuki olmak üzerine bir olasılık yapsak, ulaşmak istediğimiz bütün olasılıklar, mümkün olabilirdi.
Dün bahsini kapattım kafamda. Kediler gördüm artık. Miyavlayan, mırlayan kediler. Onu mu arasam diye düşündüm, korktum o an. Daha erken dedim, umut doğdu içime. Lanet olsun bana da, onu arayacağım belli oldu. Yürümeye devam ettim ve tekrar düşündüm korkarak. Korku büyüdü ve büyüdü.
submitted by bariscsknr to u/bariscsknr [link] [comments]


2020.03.09 20:51 mucahitkayadan Flood

Doritos cips aldıydım migros'tan dün. evde cips paketini açtığımda, 330 ml pepsi kola kazandığıma dair bir kupon çıktı içinden. odama gidip, kuponu bugün giyeceğim gömleğin cebine koydum ve salona geçtim.
sabah evden çıktım ve birtakım işlerimi hallettikten sonra evin yolunu tutmuşken, alt sokağımızdaki bir bakkalın camekanında "yüz binlerce pepsi hediye" yazılı bir poster gördüm ve cebimdeki kupon aklıma geldi. birden heyecanlandım, çünkü para vermeden bedava bir şey alacaktım ve bu ana çok yakındım. içten içe çekiniyordum, bakkal beni azarlayabilirdi, bana beleşçi diyebilirdi, bedava kola için 40 takla attığıma dair aşağılayıcı ithamlarla insanlık onurumu ayaklar altına alabilirdi. ama o kola benim hakkımdı. frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin müşterilerine tanıdığı bir haktı bu, çekinmenin, utanmanın alemi yoktu. tüm cesaretimi toplayıp bakkala girdim ve selamun aleyküm dememe kalmadan 37 ekran tv'de halk tv'nin açık olduğunu gördüm ve selam deyip kestim. selamun dedikten sonra televizyonu görseydim geri dönüşüm olmazdı ve aleyküm de demek zorunda kalırdım bu da bedava kolamı daha başından kaybedeceğim manasına geliyordu, çünkü bana gıcık olacaktı. kafadan, ne alacaksa alsa da s*ktir olup gitse denecek bir müşteri sınıfına girecektim top sakallı bakkalın nazarında. selam dedi. dan diye kuponu uzatıp bedava kola kazanmışım verir misiniz diyemedim. dükkanın ucuna kadar yürüdüm raflara bakarak. bir şeyler düşünmeliydim. öyle armut gibi kuponu uzatıp kolamı istersem bana tutulabilirdi.
kafamda bazı planlamalar yaptım. düşündüm, ölçtüm, biçtim tarttım. evet bu hak bana frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin tanımış olduğu bir haktı ama adamdan direkt bedava kola istemek, ne bileyim, bana da fırsatçılık ve beleşcilik gibi geldi. bi tane eti cin almaya karar verdim. 50 kuruştu zaten, o 50 kuruşu uzatırken, böyle yarım ağızla, sanki verse de olur vermese de olur kafasında olduğumu sanacakmışcasına, sanki kendisinin de bedava kolayı vermeme ihtimali yokmuşcasına, son derece doğal bi şekilde kuponu da uzatıp bedava kolamı alırım diye hesap ettim.
bi müşteri vardı çıktı, 50 kuruşu uzattım, paranın üstüne de kuponu koydum, "bi de şu kuponda bedava şey varmış herhalde" gibi bi şey dedim, tam hatırlamıyorum, umrumda değilmiş gibi davrandım yani, ısrarcı olduğumu anlarsa hepten ayar olabilirdi bana, yok biz vermiyoz onu dedi. ben beynimden vurulmuşa döndüm, peki deyip çıkacaktım ama bu haksızlığa karşı sessiz kalmak işime gelmiyordu, direnmeye karar verdim.
hee camekanda bedava yazısını gördüm de ondan şeaptım dedim, ben cipsleri rafa dizerken toptancı kafasına göre asmış onu dedi, sizin rızanız olmadan asamaz ki, assa bile sökebilirdiniz dedim, ya kaldı işte çıkarmadım bi daha, toptancı uğramadı, promosyon kolası diye sana dolaptaki kolayı mı vereyim, para verip kola isteyene ne vereceğim dedi. haklısınız ama ben bu kolayı hak ettim, cips aldım ve frito lay gıda san. ve tic. a.ş bana bu cipsten 330 ml kola kazandığıma dair bir kupon hediye etti ve kuponda yazılan esaslara göre siz bana bu kolayı vermekle yükümlüsünüz dedim. bu hindi gibi kabarmaya başladı, kardeşim asabımı bozma yok kola mola, nerden aldıysan git o versin beleş kolanı dedi. ben de sinirlenmeye başladım. ben bunu süpermarketten aldım ve süpermarketler bu kampanyaya dahil değil, anlaşmalı olan bakkal, büfe vs gibi yerlerden kolanızı alabilirsiniz şeklinde ifadeler var dedim kuponda ve masadan kuponu alıp ilgili kısımları kendisine de okuttum, bak burda yazıyor diye. yok benim anlaşmam filan dedi. ama camekanınızda bu kampanyaya dahil olduğunuzu gösterir bir poster asılı ve az önce, "sana promosyon kolası diye dolaptan kola verirsem" şeklinde bi ifadeniz oldu, demek ki daha önce bazı kimselere bu bedava kolalardan vermişsiniz, galiba siz bu kampanyayı kafanıza göre etkinleştirip kafanıza göre feshediyorsunuz dememe kalmadan başka bir müşteri girip, omzumun üstünden sanki ben orda yokmuşumcasına 20 tl uzatıp uzun marlboro istedi, bakkal, benden esirgediği tatlı dili sigara isteyen müşterisine sonuna kadar bahşediyordu, beni psikolojik olarak yıldırabileceğini sandı. gereksiz bir samimiyete girmiş, lüzumsuz bir sohbete tutuşmuştu sigara isteyen müşteri ile, beni hiçe sayıyordu. o esnada birkaç müşteri daha içeri girdi, ben dışarı çıktım ve bi sigara yaktım, içeriye müşteriler girip çıkıyordu.
15 dakika filan geçmişti, bakkalda müşteri kalmadığı bir anda tekrar kapıya yöneldim ve içeri girdim, şimdi nasıl yapıcaz bu işi abi dedim, resmi dili kenara bırakıp, kanına girmeye çalışacaktım. neyi nası yapcaz dedi, bedava kolam vardı, az önce konuşmuştuk, aliym mi dolaptan bi tane dedim, yok dedi, gelmiyo toptancı, 4 senedir ondan mal alıyorum, hukukumuz var diye hatır gönülden kesmiyorum ticareti ama savsaklıyor, ne cipse ne kolaya geliyor, c.tesi gelecekti salı oldu yok, satacak kola yok, veremem bedava kola dedi. peki abi allah rızası için cevap ver, samimi soruyorum, sizin aranızdaki kişisel husumetin, anlaşmazlıkların ceremesini ben çekmek zorunda mıyım, belli ki sen bu toptancı ile ihtilafa düşmüşsün, sana inat olsun diye sistematik bi yıldırma, ayar etme politikası izliyor, sen, ayağın alışmış, hak hukuk vs diye ticareti kesmiyorsun bu da ona güveniyor, velhasılı aranızda bi problem var ama frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin kuponlara yazdığı esaslarda bakkal ile toptancı arasındaki ihtilafi durumlarda bakkalın müşteriye kola vermeme hakkı saklıdır diye bi ifade yok, uzatmayayım, senin toptancı ile arandaki ticari kriz benim zerre kadar skimde değil, sen bana bu kolayı vereceksin, adamın asabını bozma, çıkar ver şu kolayı, skmiym vilayetini akodumun çocuğu, senin hayatını skerim ulan kahpenin çıkardığı, karısının kızının ırzına çöktüğümün, top sakalını s*ktiğimin kancığı diye saydırasım geldi ama yapamadım, korktum. başka bir müşteri geldi, ben yine dışarı çıktım, yine 10-15 dk dışarda zaman geçirdim, sigara filan, bi de içerden iskemle çekmiştim.
içerde yine müşteri kalmadı, kapının ağzına gittim, önündeki bulmacayı çözüyordu bakkal. kedi gibi kafamı uzattım kapıdan, içeri doğru, miyavvvv dedim, oralı olmadı bakkal, ğırrrrrr, miyavvvvvv diye huysuz kedi sesi çıkardım, kafayı kaldırdı, göz göze geldik, ben göz çaktım, sevimli sevimli sırıttım, bunu da bi gülme tuttu, yüzünde oluşan bu mütebessim ifadeden arka alıp, tazı gibi fırladım içeri. masayı aştım, yanına yanaştım, çömelip hizasına indim, gömleğinin yakasıyla oynayarak, kulağına doğru yanaştım, seri şekilde nefes almaya başladım, kulağına çarpıp tekrar dudağımda seken nefesim, benim bile içimi ürpertiyordu. "neden kolamı vermiyorsun tatlılık?" dedim. git al akodumun musibeti, al sktir git, dolaptan al, 2 litre al, yolunu skem, al bi de ice tea al dedi. sinirlendim, senin lütfunu skerim anası kaşar, ben senden sadaka istemiyorum, hakkımı istiyorum, frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin bana tanıdığı bedava kola hakkından faydalanmak istiyorum, sen kimsin de bana öyle müstehzi müstehzi, bahşeder, lütfeder gibi, köpeğe kemik atar gibi git al dolaptan filan diyebiliyorsun, kimsin ulan sen top sakalını s*ktimin kulamparası, babası şehven ekmiş, anası sehven sıçmış kahpe dölü dedim. o sırada halk tv de son dakika geçti, fetöden biri gözaltına mı ne alınmış , bu da bi anda ona dikkat kesildi, alın aq alın kim var kim yok alın diye saydırmaya başladı, ben hemen mevzuya uyandım, telefondan kaydı açtım, hükümete filan sallamaya başladı, fetocu fetocu darbe sevici şeyler söyledi, normalde bu şekilde elde edilen delilin hükmü yok ama ohal mohal bi kılıfına uydurup atarlar dedim bu gavur kırmasını kodese. velhasıl emniyete ihbar etmeye karar verdim soysuz ibineyi o anda. kola mola da gözümde değildi artık. neyse abi iyi günler deyip sezercik gibi koşa koşa çıktım ordan.
submitted by mucahitkayadan to KGBTR [link] [comments]


2020.02.19 12:27 johnharlequin Şeytanlarımızla Savaşmak

Herkesin kendi şeytanları var. Herkesin kendini aşağı çeken şeyleri var Bütün insanların bir hikayesi, başından geçen olayları var. Herkesin geceleri onları ayakta tutan, kabuslar gördüren, gündüzleri huzursuz eden şeytanları var.Her insan şahsına münhasır, herkes farklı, herkes unique ve kimsenin eşi benzeri yok. Sadece benim hayatım boktan geri kalan herkes çok mutlu diye düşünmek tamamen kendinizi kandırmak olur çünkü kimsenin hayatı toz pembe değil. Peki neler yapabilir şeytanlarımızla savaşlarımız konusunda gelin önce klasik yöntemlere bakalım sonra da benim yöntemlerime geçelim.
Şeytanlarımızla savaşta klasik yöntemler:
Eğer bu şeytanları içkiyle boğulmasını sağlamaya çalışırsanız, ilk başlarda biraz boğulur gibi olurlar evet ama sonradan yüzmeyi öğrenirler ve tekrar karşınıza gelirler.
Eğer bu şeytanları sigara ile, ot ile yakmaya çalışırsanız saçları ve tüyleri belki biraz tutuşur ama yanmaz kıyafet giymiş halde tekrar karşınıza gelirler.
Eğer o şeytanları bir odaya kapatıp göz önünden uzaklaştırırsanız evet bir süreliğine onları görmezsiniz ama o odanın kapısı sürekli zorlanır sürekli yumruklanır ve o şeytanlar daha da güçlenmiş ve marangozluk öğrenmiş halde tekrar karşınıza gelirler.
Eğer başkasının gelip de sizin şeytanlarınız ile dövüşmesini beklerseniz daha çok beklersiniz çünkü herkes kendi götünün derdinde bu lanet dünyada. Çok da haksız sayılmazlar çünkü herkesin savaşması gereken kendi şeytanları var. Kendi şeytanlarınızı yenmek istiyorsanız ilk yapmanız gereken şey bu savaşı savaşmaya karar vermek. Daha sonra ise bütün cesaretinizi toplayıp onların karşısına dikilmek. Gözlerinin içine içine bakıp onlarla teker teker yüzleşmek. Ama tek başınızasınız bu sırada unutmayın. Yalnızsınız. Ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar bir kere yüzleşmeye başlandı mı o şeytanların hepsi diz çökecek göreceksiniz . Peki bir insan nasıl karşısına geçip de yüzleşebilir bu mahlukatlarla?
İlk adım Öncelik listenizin en tepesine kendinizi koymak; Düşünün herkesin vardır bir öncelik listesi. Hayatınızdaki insanları düşünün ve onları sizin için önem sırasına göre sıralayın. İşte o sizin öncelik listeniz. O listede en tepeye kendinizi koymalısınız. Sahte arkadaşlıklardan, Toksik ilişkilerden uzak bir şekilde olması çok elzem çünkü onlar şeytanlarınızı besleyen etmenler. Diğer adımları başarabilmenizin yolu en başta bu adımdan geçiyor. İkinci adım kendine yalan söylememek; Bu dünyada herkese yalan söyleyin hatta herkesi kandırın ama kendinizi kandıramazsınız. O yüzden aynanın karşısına geçtiğinizde kendi gözlerinizin içine baktığınızda kendinize tamamen dürüst olduğunuza emin olun.
Üçüncü adım kendini sabotaj etmemek; Bence her insan kendine ve onu sevenlere karşı sorumludur. Neden ve nasıl sorumludur? Kendi full potansiyeline ulaşmak zorunda herkes. Ve bunu yapmak için self sabotaj yapmamak çok önemli. Spora mı gideceksiniz aman yarın giderim demeyin. Ders mi çalışacaksınız aman yarın çalışırım demeyin. Birine söylemeniz gereken çok önemli bir şeyler mi var aman yarın söylerim demeyin çünkü yarın çok geç olmakla ünlüdür. En güçlü ve en popüler şeytanlarımızdan birisi Gavurcasıyla procrastination Türkçesiyle ertelemek veya oyalanmak diyebiliriz. Bunu yenmenin sırrı öz disiplin çünkü motive olmak duş almak gibi etki süresi kısa ve sürekli gereken bir şeydir. İçinizdeki o pes edici sesi o pes edici içgüdüyü öldürmeniz şart. O şerefsiz en çok şekil değiştiren en çok sabotaj eden en çok yalan söyleyen şeytan olabilir. Sizin için en iyi olanı o pes edici içgüdü söylüyormuş gibi gelir ama hayır o söylemez unutmayın o yalancı bir pislik. En sevdiği repliği şudur: “Sen elinden geleni yaptın daha fazla yapacak bir şey yok artık”. Sakın dinlemeyin o içgüdüyü çünkü o şeytanın ta kendisi. O içgüdü bir yalancı ve sizi aşağıya çekmek istiyor unutmayın amacımız şeytanlarımızı yenmek. Bu aslında bir savunma mekanizması, diğer şeytanlarını yenemeyen insanlarla sizi aynı yere götürmek istiyor. Çünkü orda sempati var orada her şey affedilir.”Deste sizin aleyhinize karılmıştı” , “Senin hatan değil” bunlar da diğer favori replikleri unutmadan söyleyeyim. HAYIR! BİZ ŞEYTANLARIMIZLA SAVAŞIYORUZ VE PES ETMEYE NİYETİMİZ YOK.BU SÜRECİN SONUNDA DAHA MUTLU OLACAĞIZ. Yeni replikler söyleyen yeni içgüdüler üretmeliyiz. Mesela: “Ayağa kalk!”, “Savaş” gibi şeyler söyleyebilir.
Dördüncü adım Kendini izole etmek; Sosyal medya ve diğer insanlardan izole olarak kendinize yapay bir mağara oluşturup kendinizle baş başa belli bir süre geçirmek. Instagram, twitter, facebook gibi yerlerin tek yaptığı şey beğeni sayılarıyla şeytanları beslemek.Gerçi instagramda beğeni sayısı artık gösterilmeyecek deniyor ama bakalım ne olacak. Bu mecraların olayı vücudunuza dopamin salgılatarak sizi bağımlı hale getirmek, başkalarının hayatı mükemmelmiş gibi gösterip sizi depresif havaya sürüklemek ve bu sayede yine şeytanlara avantaj sağlamak.
Beşinci adım Düşünmek; Evet oturup düşünmek. Günümüz insanlarının çok da yapmayı sevmediği ve sürekliği kaçındığı eylem. Ben neyim? Ben kimim? Ben ne yapıyorum? Benim bu hayattaki amacım ne? Ben ne istiyorum? Ben kendimden ne istiyorum? Ben başkalarından ne istiyorum? Neden kaçınıyor insanlar düşünmekten acaba diye düşündüm ben. Şu sonuca vardım; düşününce o şeytanlarla yüzleşme evresi başlıyor, gerçekten de çok korkunç ve zorlu bir süreç. Peki ya düşünmezseniz ve sürekli kaçınırsanız ne olur? İşte o zaman Şeytanlarınızla yüzleşme kısmını hiçbir zaman gerçekleştiremezsiniz. Yüzleşmeyi gerçekleştiremezseniz de mutsuz ve onlara yenilmiş bir şekilde hayatınızı yaşamaya devam edersiniz. Geceleri uykunuz kaçar, kabuslarınız sizin peşinizi bırakmaz, hiçbir şey içinize sinmez ve içinize sinenler de sizi şüpheye düşürür. Kendinizden şüphe edersiniz, içten içe kendinizi yer bitirirsiniz.
Peki ya sonra ?
Tebrikler hepsini yaptınız ve Şeytanlarınızı birer birer nakavt ettiniz. Bilin bakalım ne olacak? Yarın bütün süreç tekrar başlayacak. Bu savaş her gün verilmesi gereken bir savaş. Her gün kazanılması gereken bir savaş. Bundan bir sene sonra 365 kere yenmiş olacaksınız o savaşı ve daha tecrübeli olacaksınız her seferinde. Ama savaş her gün olacak ve bu süreç sizi daha mutlu bir insan haline getirecek. Diyelim ki yapmadınız bu savaşları o zaman sizi sabah uyandıran şeytanlarınız öğle yemeğinizi de yedirip akşama kadar yanınızda olup gece de sizi yatağa sokarlar. En başta da dediğim gibi herkesin kendi şeytanları var ve bunları yenmek hepimizin kendi yükümlülüğü. Ben bir guru veya çok bilge birisi falan değilim sizin gibi bir insanım ve şeytanlarımla savaşma şekillerim bunlar.
submitted by johnharlequin to veYakinEvren [link] [comments]


2020.02.13 09:36 anancivelett Doritos cips aldım başıma gelmeyen kalmadı!

doritos cips almıştım migros'tan dün. evde cips paketini açtığımda, 330 ml pepsi kola kazandığıma dair bir kupon çıktı içinden. odama gidip, kuponu bugün giyeceğim gömleğin cebine koydum ve salona geçtim. sabah evden çıktım ve birtakım işlerimi hallettikten sonra evin yolunu tutmuşken, alt sokağımızdaki bir bakkalın camekanında "yüz binlerce pepsi hediye" yazılı bir poster gördüm ve cebimdeki kupon aklıma geldi. birden heyecanlandım, çünkü para vermeden bedava bir şey alacaktım ve bu ana çok yakındım. içten içe çekiniyordum, bakkal beni azarlayabilirdi, bana beleşçi diyebilirdi, bedava kola için 40 takla attığıma dair aşağılayıcı ithamlarla insanlık onurumu ayaklar altına alabilirdi. ama o kola benim hakkımdı. frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin müşterilerine tanıdığı bir haktı bu, çekinmenin, utanmanın alemi yoktu. tüm cesaretimi toplayıp bakkala girdim ve selamun aleyküm dememe kalmadan 37 ekran tv'de halk tv'nin açık olduğunu gördüm ve selam deyip kestim. selamun dedikten sonra televizyonu görseydim geri dönüşüm olmazdı ve aleyküm de demek zorunda kalırdım bu da bedava kolamı daha başından kaybedeceğim manasına geliyordu, çünkü bana gıcık olacaktı. kafadan, ne alacaksa alsa da sktir olup gitse denecek bir müşteri sınıfına girecektim top sakallı bakkalın nazarında. selam dedi. dan diye kuponu uzatıp bedava kola kazanmışım verir misiniz diyemedim. dükkanın ucuna kadar yürüdüm raflara bakarak. bir şeyler düşünmeliydim. öyle armut gibi kuponu uzatıp kolamı istersem bana tutulabilirdi. kafamda bazı planlamalar yaptım. düşündüm, ölçtüm, biçtim tarttım. evet bu hak bana frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin tanımış olduğu bir haktı ama adamdan direkt bedava kola istemek, ne bileyim, bana da fırsatçılık ve beleşcilik gibi geldi. bi tane eti cin almaya karar verdim. 50 kuruştu zaten, o 50 kuruşu uzatırken, böyle yarım ağızla, sanki verse de olur vermese de olur kafasında olduğumu sanacakmışcasına, sanki kendisinin de bedava kolayı vermeme ihtimali yokmuşcasına, son derece doğal bi şekilde kuponu da uzatıp bedava kolamı alırım diye hesap ettim. bi müşteri vardı çıktı, 50 kuruşu uzattım, paranın üstüne de kuponu koydum, "bi de şu kuponda bedava şey varmış herhalde" gibi bi şey dedim, tam hatırlamıyorum, umrumda değilmiş gibi davrandım yani, ısrarcı olduğumu anlarsa hepten ayar olabilirdi bana, yok biz vermiyoz onu dedi. ben beynimden vurulmuşa döndüm, peki deyip çıkacaktım ama bu haksızlığa karşı sessiz kalmak işime gelmiyordu, direnmeye karar verdim. hee camekanda bedava yazısını gördüm de ondan şeaptım dedim, ben cipsleri rafa dizerken toptancı kafasına göre asmış onu dedi, sizin rızanız olmadan asamaz ki, assa bile sökebilirdiniz dedim, ya kaldı işte çıkarmadım bi daha, toptancı uğramadı, promosyon kolası diye sana dolaptaki kolayı mı vereyim, para verip kola isteyene ne vereceğim dedi. haklısınız ama ben bu kolayı hak ettim, cips aldım ve frito lay gıda san. ve tic. a.ş bana bu cipsten 330 ml kola kazandığıma dair bir kupon hediye etti ve kuponda yazılan esaslara göre siz bana bu kolayı vermekle yükümlüsünüz dedim. bu hindi gibi kabarmaya başladı, kardeşim asabımı bozma yok kola mola, nerden aldıysan git o versin beleş kolanı dedi. ben de sinirlenmeye başladım. ben bunu süpermarketten aldım ve süpermarketler bu kampanyaya dahil değil, anlaşmalı olan bakkal, büfe vs gibi yerlerden kolanızı alabilirsiniz şeklinde ifadeler var dedim kuponda ve masadan kuponu alıp ilgili kısımları kendisine de okuttum, bak burda yazıyor diye. yok benim anlaşmam filan dedi. ama camekanınızda bu kampanyaya dahil olduğunuzu gösterir bir poster asılı ve az önce, "sana promosyon kolası diye dolaptan kola verirsem" şeklinde bi ifadeniz oldu, demek ki daha önce bazı kimselere bu bedava kolalardan vermişsiniz, galiba siz bu kampanyayı kafanıza göre etkinleştirip kafanıza göre feshediyorsunuz dememe kalmadan başka bir müşteri girip, omzumun üstünden sanki ben orda yokmuşumcasına 20 tl uzatıp uzun marlboro istedi, bakkal, benden esirgediği tatlı dili sigara isteyen müşterisine sonuna kadar bahşediyordu, beni psikolojik olarak yıldırabileceğini sandı. gereksiz bir samimiyete girmiş, lüzumsuz bir sohbete tutuşmuştu sigara isteyen müşteri ile, beni hiçe sayıyordu. o esnada birkaç müşteri daha içeri girdi, ben dışarı çıktım ve bi sigara yaktım, içeriye müşteriler girip çıkıyordu. 15 dakika filan geçmişti, bakkalda müşteri kalmadığı bir anda tekrar kapıya yöneldim ve içeri girdim, şimdi nasıl yapıcaz bu işi abi dedim, resmi dili kenara bırakıp, kanına girmeye çalışacaktım. neyi nası yapcaz dedi, bedava kolam vardı, az önce konuşmuştuk, aliym mi dolaptan bi tane dedim, yok dedi, gelmiyo toptancı, 4 senedir ondan mal alıyorum, hukukumuz var diye hatır gönülden kesmiyorum ticareti ama savsaklıyor, ne cipse ne kolaya geliyor, c.tesi gelecekti salı oldu yok, satacak kola yok, veremem bedava kola dedi. peki abi allah rızası için cevap ver, samimi soruyorum, sizin aranızdaki kişisel husumetin, anlaşmazlıkların ceremesini ben çekmek zorunda mıyım, belli ki sen bu toptancı ile ihtilafa düşmüşsün, sana inat olsun diye sistematik bi yıldırma, ayar etme politikası izliyor, sen, ayağın alışmış, hak hukuk vs diye ticareti kesmiyorsun bu da ona güveniyor, velhasılı aranızda bi problem var ama frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin kuponlara yazdığı esaslarda bakkal ile toptancı arasındaki ihtilafi durumlarda bakkalın müşteriye kola vermeme hakkı saklıdır diye bi ifade yok, yani kameti uzatmayayım senin toptancı ile arandaki ticari kriz benim zerre kadar skimde değil, sen bana bu kolayı vereceksin, adamın asabını bozma, çıkar ver şu kolayı, skmiym vilayetini akodumun çocuğu, senin hayatını skerim ulan kahpenin çıkardığı, karısının kızının ırzına çöktüğümün, top sakalını sktiğimin kancığı diye saydırasım geldi ama yapamadım, korktum. başka bir müşteri geldi, ben yine dışarı çıktım, yine 10-15 dk dışarda zaman geçirdim, sigara filan, bi de içerden iskemle çekmiştim. içerde yine müşteri kalmadı, kapının ağzına gittim, önündeki bulmacayı çözüyordu bakkal. kedi gibi kafamı uzattım kapıdan, içeri doğru, miyavvvv dedim, oralı olmadı bakkal, ğırrrrrr, miyavvvvvv diye huysuz kedi sesi çıkardım, kafayı kaldırdı, göz göze geldik, ben göz çaktım, sevimli sevimli sırıttım, bunu da bi gülme tuttu, yüzünde oluşan bu mütebessim ifadeden arka alıp, tazı gibi fırladım içeri. masayı aştım, yanına yanaştım, çömelip hizasına indim, gömleğinin yakasıyla oynayarak, kulağına doğru yanaştım, seri şekilde nefes almaya başladım, kulağına çarpıp tekrar dudağımda seken nefesim, benim bile içimi ürpertiyordu. "neden kolamı vermiyorsun tatlılık?" dedim. git al akodumun musibeti, al sktir git, dolaptan al, 2 litre al, yolunu skem, al bi de ice tea al dedi. sinirlendim, senin lütfunu skerim anası kaşar, ben senden sadaka istemiyorum, hakkımı istiyorum, frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin bana tanıdığı bedava kola hakkından faydalanmak istiyorum, sen kimsin de bana öyle müstehzi müstehzi, bahşeder, lütfeder gibi, köpeğe kemik atar gibi git al dolaptan filan diyebiliyorsun, kimsin ulan sen top sakalını s*ktimin kulamparası, babası şehven ekmiş, anası sehven sıçmış kahpe dölü dedim. o sırada halk tv de son dakika geçti, fetöden biri gözaltına mı ne alınmış , bu da bi anda ona dikkat kesildi, alın aq alın kim var kim yok alın diye saydırmaya başladı, ben hemen mevzuya uyandım, telefondan kaydı açtım, hükümete filan sallamaya başladı, fetocu fetocu darbe sevici şeyler söyledi, normalde bu şekilde elde edilen delilin hükmü yok ama ohal mohal bi kılıfına uydurup atarlar dedim bu gavur kırmasını kodese. velhasıl emniyete ihbar etmeye karar verdim soysuz ibineyi o anda. kola mola da gözümde değildi artık. neyse abi iyi günler deyip sezercik gibi koşa koşa çıktım ordan.
submitted by anancivelett to KGBTR [link] [comments]


2020.02.12 19:25 Efeler_Gibi Kekstra Reklamı Ama Gereksiz Lafebeliğiyle Tüm Sözler Detaylandırılıyor adlı videoda " Telekomunikasyon " adlı kullanıcının yorumu

doritos cips almıştım migros'tan dün. evde cips paketini açtığımda, 330 ml pepsi kola kazandığıma dair bir kupon çıktı içinden. odama gidip, kuponu bugün giyeceğim gömleğin cebine koydum ve salona geçtim.
sabah evden çıktım ve birtakım işlerimi hallettikten sonra evin yolunu tutmuşken, alt sokağımızdaki bir bakkalın camekanında "yüz binlerce pepsi hediye" yazılı bir poster gördüm ve cebimdeki kupon aklıma geldi. birden heyecanlandım, çünkü para vermeden bedava bir şey alacaktım ve bu ana çok yakındım. içten içe çekiniyordum, bakkal beni azarlayabilirdi, bana beleşçi diyebilirdi, bedava kola için 40 takla attığıma dair aşağılayıcı ithamlarla insanlık onurumu ayaklar altına alabilirdi. ama o kola benim hakkımdı. frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin müşterilerine tanıdığı bir haktı bu, çekinmenin, utanmanın alemi yoktu. tüm cesaretimi toplayıp bakkala girdim ve selamun aleyküm dememe kalmadan 37 ekran tv'de halk tv'nin açık olduğunu gördüm ve selam deyip kestim. selamun dedikten sonra televizyonu görseydim geri dönüşüm olmazdı ve aleyküm de demek zorunda kalırdım bu da bedava kolamı daha başından kaybedeceğim manasına geliyordu, çünkü bana gıcık olacaktı. kafadan, ne alacaksa alsa da s*ktir olup gitse denecek bir müşteri sınıfına girecektim top sakallı bakkalın nazarında. selam dedi. dan diye kuponu uzatıp bedava kola kazanmışım verir misiniz diyemedim. dükkanın ucuna kadar yürüdüm raflara bakarak. bir şeyler düşünmeliydim. öyle armut gibi kuponu uzatıp kolamı istersem bana tutulabilirdi.
kafamda bazı planlamalar yaptım. düşündüm, ölçtüm, biçtim tarttım. evet bu hak bana frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin tanımış olduğu bir haktı ama adamdan direkt bedava kola istemek, ne bileyim, bana da fırsatçılık ve beleşcilik gibi geldi. bi tane eti cin almaya karar verdim. 50 kuruştu zaten, o 50 kuruşu uzatırken, böyle yarım ağızla, sanki verse de olur vermese de olur kafasında olduğumu sanacakmışcasına, sanki kendisinin de bedava kolayı vermeme ihtimali yokmuşcasına, son derece doğal bi şekilde kuponu da uzatıp bedava kolamı alırım diye hesap ettim.
bi müşteri vardı çıktı, 50 kuruşu uzattım, paranın üstüne de kuponu koydum, "bi de şu kuponda bedava şey varmış herhalde" gibi bi şey dedim, tam hatırlamıyorum, umrumda değilmiş gibi davrandım yani, ısrarcı olduğumu anlarsa hepten ayar olabilirdi bana, yok biz vermiyoz onu dedi. ben beynimden vurulmuşa döndüm, peki deyip çıkacaktım ama bu haksızlığa karşı sessiz kalmak işime gelmiyordu, direnmeye karar verdim.
hee camekanda bedava yazısını gördüm de ondan şeaptım dedim, ben cipsleri rafa dizerken toptancı kafasına göre asmış onu dedi, sizin rızanız olmadan asamaz ki, assa bile sökebilirdiniz dedim, ya kaldı işte çıkarmadım bi daha, toptancı uğramadı, promosyon kolası diye sana dolaptaki kolayı mı vereyim, para verip kola isteyene ne vereceğim dedi. haklısınız ama ben bu kolayı hak ettim, cips aldım ve frito lay gıda san. ve tic. a.ş bana bu cipsten 330 ml kola kazandığıma dair bir kupon hediye etti ve kuponda yazılan esaslara göre siz bana bu kolayı vermekle yükümlüsünüz dedim. bu hindi gibi kabarmaya başladı, kardeşim asabımı bozma yok kola mola, nerden aldıysan git o versin beleş kolanı dedi. ben de sinirlenmeye başladım. ben bunu süpermarketten aldım ve süpermarketler bu kampanyaya dahil değil, anlaşmalı olan bakkal, büfe vs gibi yerlerden kolanızı alabilirsiniz şeklinde ifadeler var dedim kuponda ve masadan kuponu alıp ilgili kısımları kendisine de okuttum, bak burda yazıyor diye. yok benim anlaşmam filan dedi. ama camekanınızda bu kampanyaya dahil olduğunuzu gösterir bir poster asılı ve az önce, "sana promosyon kolası diye dolaptan kola verirsem" şeklinde bi ifadeniz oldu, demek ki daha önce bazı kimselere bu bedava kolalardan vermişsiniz, galiba siz bu kampanyayı kafanıza göre etkinleştirip kafanıza göre feshediyorsunuz dememe kalmadan başka bir müşteri girip, omzumun üstünden sanki ben orda yokmuşumcasına 20 tl uzatıp uzun marlboro istedi, bakkal, benden esirgediği tatlı dili sigara isteyen müşterisine sonuna kadar bahşediyordu, beni psikolojik olarak yıldırabileceğini sandı. gereksiz bir samimiyete girmiş, lüzumsuz bir sohbete tutuşmuştu sigara isteyen müşteri ile, beni hiçe sayıyordu. o esnada birkaç müşteri daha içeri girdi, ben dışarı çıktım ve bi sigara yaktım, içeriye müşteriler girip çıkıyordu.
15 dakika filan geçmişti, bakkalda müşteri kalmadığı bir anda tekrar kapıya yöneldim ve içeri girdim, şimdi nasıl yapıcaz bu işi abi dedim, resmi dili kenara bırakıp, kanına girmeye çalışacaktım. neyi nası yapcaz dedi, bedava kolam vardı, az önce konuşmuştuk, aliym mi dolaptan bi tane dedim, yok dedi, gelmiyo toptancı, 4 senedir ondan mal alıyorum, hukukumuz var diye hatır gönülden kesmiyorum ticareti ama savsaklıyor, ne cipse ne kolaya geliyor, c.tesi gelecekti salı oldu yok, satacak kola yok, veremem bedava kola dedi. peki abi allah rızası için cevap ver, samimi soruyorum, sizin aranızdaki kişisel husumetin, anlaşmazlıkların ceremesini ben çekmek zorunda mıyım, belli ki sen bu toptancı ile ihtilafa düşmüşsün, sana inat olsun diye sistematik bi yıldırma, ayar etme politikası izliyor, sen, ayağın alışmış, hak hukuk vs diye ticareti kesmiyorsun bu da ona güveniyor, velhasılı aranızda bi problem var ama frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin kuponlara yazdığı esaslarda bakkal ile toptancı arasındaki ihtilafi durumlarda bakkalın müşteriye kola vermeme hakkı saklıdır diye bi ifade yok, yani kameti uzatmayayım senin toptancı ile arandaki ticari kriz benim zerre kadar s*kimde değil, sen bana bu kolayı vereceksin, adamın asabını bozma, çıkar ver şu kolayı, s*kmiym vilayetini a*kodumun çocuğu, senin hayatını s*kerim ulan kahpenin çıkardığı, karısının kızının ırzına çöktüğümün, top sakalını s*ktiğimin kancığı diye saydırasım geldi ama yapamadım, korktum. başka bir müşteri geldi, ben yine dışarı çıktım, yine 10-15 dk dışarda zaman geçirdim, sigara filan, bi de içerden iskemle çekmiştim.
içerde yine müşteri kalmadı, kapının ağzına gittim, önündeki bulmacayı çözüyordu bakkal. kedi gibi kafamı uzattım kapıdan, içeri doğru, miyavvvv dedim, oralı olmadı bakkal, ğırrrrrr, miyavvvvvv diye huysuz kedi sesi çıkardım, kafayı kaldırdı, göz göze geldik, ben göz çaktım, sevimli sevimli sırıttım, bunu da bi gülme tuttu, yüzünde oluşan bu mütebessim ifadeden arka alıp, tazı gibi fırladım içeri. masayı aştım, yanına yanaştım, çömelip hizasına indim, gömleğinin yakasıyla oynayarak, kulağına doğru yanaştım, seri şekilde nefes almaya başladım, kulağına çarpıp tekrar dudağımda seken nefesim, benim bile içimi ürpertiyordu. "neden kolamı vermiyorsun tatlılık?" dedim. git al a*kodumun musibeti, al s*ktir git, dolaptan al, 2 litre al, yolunu s*kem, al bi de ice tea al dedi. sinirlendim, senin lütfunu s*kerim anası kaşar, ben senden sadaka istemiyorum, hakkımı istiyorum, frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin bana tanıdığı bedava kola hakkından faydalanmak istiyorum, sen kimsin de bana öyle müstehzi müstehzi, bahşeder, lütfeder gibi, köpeğe kemik atar gibi git al dolaptan filan diyebiliyorsun, kimsin ulan sen top sakalını s*ktimin kulamparası, babası şehven ekmiş, anası sehven sıçmış kahpe dölü dedim. o sırada halk tv de son dakika geçti, fetöden biri gözaltına mı ne alınmış , bu da bi anda ona dikkat kesildi, alın aq alın kim var kim yok alın diye saydırmaya başladı, ben hemen mevzuya uyandım, telefondan kaydı açtım, hükümete filan sallamaya başladı, fetocu fetocu darbe sevici şeyler söyledi, normalde bu şekilde elde edilen delilin hükmü yok ama ohal mohal bi kılıfına uydurup atarlar dedim bu gavur kırmasını kodese. velhasıl emniyete ihbar etmeye karar verdim soysuz ibineyi o anda. kola mola da gözümde değildi artık. neyse abi iyi günler deyip sezercik gibi koşa koşa çıktım ordan.
submitted by Efeler_Gibi to kopyamakarna [link] [comments]


2020.01.05 15:24 Cathessis Neden kafayı sıyırdım? Veteran zorlukta "Cathessis'in İmtihanı" oynanışı [Tek Part]

Neden kafayı sıyırdım? Veteran zorlukta
Bir süredir grupta pek aktif değilim, aklım başka yerlerde. Kafayı yedim, mantıklı düşünemez oldum. Oda arkadaşım sonunda başardı. Beni de kendi gibi psikopat yaptı. Uzun bir yazı oldu, ama ben neler yaşadığımı hepiniz okuyasınız diye maddelere ayırdım ve onları parça parça atacağım. Kafam hala yerinde olmadığından ve internet bulma olanağım da zor olduğundan yorumlara bakamayabilirim. Tek seferde okumak isteyenler için de profilime sabitleyeceğim postu. Bir nevi pandaflix gibi düşünün, yayınlanmadan okuyabilirsiniz böylece.
Burada yazılanlar tamamen gerçektir...
Üzüm üzüme baka baka kararırmış derler.
Sizlere bir derdimi anlatacağım. Öyle bir dert ki, beni aylardır içten içten yedi bitirdi. Bu dönemin başından beri yurtta 3 kişilik bir odada kalmaktayım. Biri sessiz, sakin, kendi havasında takılan biri. Zararı olmasın da faydası olmasa da yeter benim için. Asıl sorunun diğeriyle. Benle aynı yaşta, ama hazırlık okuduğu için 1. sınıfta bu sene.
Bugüne kadar bu platformda kimsenin şahsına sövmedim, meyve tabağı yapılan annelerden bir lokma da ben almadım ama bu yazı tamamen saf duygularımı yansıtacak ve kendime engel olamayıp argo da konuşabilirim. Yazdığım şeyleri silip yeniden düzenlemeyeceğim. Sadece yazım yanlışı varsa düzelteceğim.
Uzun olduğundan okumak istemeyenler için her bir paragrafın sonunda paragrafın konusunu maddeleyeceğim. İzninizle başlıyorum yazmaya.
Öncelikle nasıl bir ortamda yaşadığımı anlayın diye odamın çizimini buraya atıyorum. Burada bahsedeceğim kişi ise sağ taraftaki yatakta yatan kişi, resimde yer almıyor. Ama odanın yapısını görürseniz mesafe olarak ne kadar yakın olduğumuzu da anlarsınız.
📷

Sol altta ben varım, sağımdaki de bahsedeceğim kişi.
📷
Her ne kadar iletişimim tek taraflı olsa da daha önceden insanlarla haşır neşir olduğumdan insan sarrafıyım diyebilirim kendim için. Yılın başında o çocuğu gördüğümde onun sorunlu biri olduğunu ilk bakışta anladım. Bunu tipine bakarak yapmadım tabi ki. Her sorunlu insanın farklı belirtisi vardır. Benim ondan anladığım ilk belirtiler odaya geldiği 5 dakika içerisinde sürekli kendi konuşmak istemesi, konuşmayı sadece soru sorarak yapması ama boş sorular sormasıyla başladı. Değişik mimikleri, soru sorarken sırıtışı, jestlerinin tuhaflığı onun sorunlu biri olduğunu destekledi. Okuldan odaya geldiğim 2 saatte bana "Kanka window kelimesinin anlamı ne?" gibi boş sorular sordu. Boş dememin sebebi İngilizce hazırlığı bitirmiş olması, yine İngilizce bir bölümde okuması ve benle dalga geçermiş gibi basit şeyleri SÜREKLİ sorarak beni sınaması, ayaklı sözlük olarak kullanmasıydı diyebilirim. Sonrasında o meşhur meditasyonlar başladı. Suratı kaskatı kesilerek bağdaş kurup duvara yaslanıyordu. Kulağında müzik falan yokken o şekilde 1 saate kadar duruyor, arada kendi kendine konuşup kahkaha atıyordu. Başlarda korktum, bu ne yapıyor ki diye düşündüm. Artık sadece sinirimi bozuyor.
1- Anlamı olmayan, sadece beni sınamak için boş sorular sorması. Muhabbet açmak amaçlı değil bu sorular, sadece sormak için. Yoksa muhabbet olduğunda konuşmamız kötü değildi başlarda.
2- Mariz biri gibi uzun süreli kendi kendine konuşmalı, gülmeli, duvara yaslanıp bağdaş kurmalı meditasyonvari değişik hareket. "Ne yapıyorsun sen?" diye sorduğumda "Yok bir şey." demesi ve istifini bozmadan hareketlerine devam etmesi.
İlk günün gecesinde beni en çok sinir eden şeylerden birini yaşadım, şu an bunu yazarken (04:38'de) de yaşıyorum. Ne mi? Horlama... En nefret ettiğim şeylerden birisi kişinin horlamasıdır. Eğer ki sağlık açısından yapabileceği bir şey varsa, kişi toplu bir ortamda kaldığının bilincine vararak tedavi olmalıdır. Sağlıkla alakalı değilse yattığı pozisyonu değiştirmeli, yüksek yastık kullanmalı ya da her yerden temin edilen burun bantlarından kullanmalıdır. Daha da yapmıyorsa s*ktir olup gidebilir tek kişilik odaya ya da ayrı evine! Horlayan insana pek bir şey demem. Ama bu horlama traktör motoru gibiyse rahatsız olurum. Sırf rahatsız oluyorum diye başlarda akşamları 7-11 arası uyuyup o uyumaya başlayınca sabaha kadar uyanık kaldım ve okulla berber bunu yürütemediğimden ve horlama sesi varken uyuyamadığımdan gece saat 4-5 kaça kadar olursa artık bayılana kadar kulağımda horlamayı duyamayacağım kadar yükseklikte sesle müzik dinliyorum. En sonunda zaten istemsizce uyuyakalıyorum ve duyamıyorum horlamayı. Çocuk horlamaya başladığı anda uykumdan uyanıyorum ki anlam veremediğim şekilde uyurken odamda müzik çalsa, insanlar bağıra bağıra konuşsa uyanmam.
3- Ittıratlı bir şekilde genzinden ses çıkarması, horlaması. Traktör motoru gibi sesler çıkararak kafa s*ken horlama biçimi.
Psikopat olma yolunda minik adımlar atmaya başlıyorum bile. Sizler de benimle aynı gemidesiniz.
Horlama yüzünden kendi odamda uyuyamıyorum ki uykusuzluk bunun en büyük tetikleyicisi. Onunla aynı okuldayız, sırada sorduğu boş sorular hariç anlamlı sorular fakat sorudan sonra yaptığı y*rrak kürek hareketler var. Bana lab quizlerinde, midtermde falan neler çıkacağını soruyor. Onun aynı okulda bir üst dönemiyim. Ben de efendi efendi soylüyorum. Sonra gelip bana diyor ki, quizde benim söylediğim yerden çıkmış ama yapamamış ve sanki sınava ben girmişim gibi bana yıkmaya çalışıyor eksikliğini. BRE *MIN FERYADI! Neden? Nedeen! Sana söylemedim mi hoca C'de ne soracak ilk lab quizinde? Hem dediğime güvenmeyip bakmamışsın hem de bana hesap mı soruyorsun!
4- Nadan olması ve bana güvenmeyip kendi hatalarını da bana yıkmaya çalışması.
Devamında benim geçen seneki oda arkadaşımdan edindiğim mantıklı bir alışkanlıktan bahsedeyim. Her odada uzun bir halı var odanın ortasını doldursun diye ve buna yurt içinde gezinilen terliklerle basılıyor genelde. Ama yurtta insanlıktan nasibini almamış o kadar insan var ki tuvalete de giriyor o terlikle, dışarıdan ayakkabıyla yemekhaneye mal getirenler de öğrenciler de yemekhanede oluyor, odada da geziniyor ki ben geçen sene idrar yollarından enfeksiyon kaptım bu yurtta. Kullandığım ilaçlardan NEU değerim %2.7'ye düştü ki bu değer bağışıklık sistemiyle alakalı bir değer. Normalde %38.5-%78.5 arası olması gerek ve kemoterapi alanlarda bile bu %5 oluyormuş en düşük. O halde en ufak bir mikrop, bakteri ya da virüs bana uzaktan selam verdiğinde hasta oluyordum. Bunu atlatmak için o kadar ilaç kullandım ki böbreklerimden biri büyük ölçüde hasar gördü ve iyileşmesi için günde 4-5 litre su içtim aylarca. Bunun sebebi ise yurda başvuru yapılırken herkesin tahlillerini yaptırıp sonuçları temiz çıkarsa "Yurt ve benzeri toplu ortamlarda kalabilir" belgesini doktordan almayıp, yurdun tavsiye ettiği bir sağlık ocağına giderek oradan bu raporu TAHLIL falan olmadan direk almaları. Biri AIDS falan olsa da elini o pas tutmuş musluklara, kapı kollarına çizdirse ve biz de onları tutarken elimizi çizdirsek gitti işte hayatımız. İşte böyle bir ortamdan dolayı odaya girişte terliklerimizi çıkaralım dedim. Diğeri anında kabul etti çünkü aklın yolu bir. Ama ileride benim aklımı kaçırmama sebep olacak bu vasıfsız p*zeveng "hıhı, taaağm" gibi yarım ağızla kabullenmiş gibi yapıp her fırsatta içeri terlikle girdi. Başta ses etmedim, ona örnek olma amacıyla hep onun gözü önünde terliğimi odaya girince çıkarıp halıya öyle bastım. Ama bir sabah yataktan kalkıp halıya ayak bastığımda o terlik benim ayağımın altına gelince dayanamadım ve o andan itibaren her fırsatta uyardım ve en sonunda patladım tabi. Tabi bir insan onur, şeref ve haysiyetten yoksun olunca aldığı uyarılar ve yediği azarlar da tam etkili olmuyor. Yavaş yavaş terliğini çıkarmaya başladı oda girişinde ki arada bir hala terlikle basıyor...
5- Antanta varamadığımız ilk hareketlerinden biri. Yurtta her türlü pis ortamda gezinilen terlikle odada dolaşmak. Yetmedi, uyandığımda ayağımı bastığım yerde bu terliklerin olması.
Yazın hepimiz şortla, kısa kollularla gezeriz. Sıcak havalardan dolayı terleriz. Bu yüzden de sık sık duş almamız ve üstümüzdekileri değiştirmemiz gerekir. Bu çocuğun da ayakları leş gibi kokuyor. Olabilir, bu durumda ayağını yıkamasını da ben söylemeyim 20 yaşına gelmiş ve toplu bir ortamda yaşıyor. Odaya bir giriyorum oda ter ve Doritos peynirli karışımı kokuyor. Ben istemsizce öğürmeye başlıyorum tabi ki. Nefesimi alıp cama rush atıyorum ve camı açıp nefes alıyorum (evet hala devam ediyor bu). Başlarda çocuğa bir şey demiyordum. Sonra şakayla karışık oda Doritos peynirli kokuyor istersen çoraplarını bir değiştir dedim ki belki anlar. "Yok kanka cips yedim ondandır." diyor. Ulan masada mısırlı cips gibi bir şey var böyle kokması imkânsız. Hadi koktu, her seferinde mi cips vardı odada? Peki ya kokusu? Ter aromalı cips var da benim mi haberim yok? Ben bunu birkaç defa deyimce kalkıp çoraplarını değiştirmeye başladı. Çıkardığı biyolojik atık sınıfındaki çoraplarını da halıya bıraktı ki hala koku yaymaya dev ediyor. Akşam saat 10'da cam açık oluyordu. Çünkü kapattıktan 1-2 dakika sonra içerisi yine ter ve cips kokuyordu. Bu özelliği hala öğretemedim. Ter konusu çok ayrı, ona girersem 86 dizelik kaside çıkar, hiç gerek yok.
6- Koklayınca kusturan ölümcül ter ve ayak kokusu.
Yazarken uyuyakalmışım. Uyandım ve devam ediyorum. Yazın giydiğimiz şort ve kısa kollulardan bahsettim. İşte bu şahıs kışın da odada şort ve kısa kolluyla geziyor. Sıcak havalarda çorap giyiyordu, şimdi çorap da giymiyor. Diyeceksiniz ki sanane *mk sen me yapacaksın onun giydiklerini. Ama soğuk havada böyle giyinince başlıyor osurmaya. Oda leş gibi kokuyor. Uyanıkken bazen sesli bazen sessiz osuruyor, ama geceleri zart zurt. Yukarıdaki paragrafları yazarken 2 defa sesli osurdu. Ben az yemek yiyebilen birisiyim. Çabucak doyuyorum ama az yediğimden biraz sonra tekrar acıkıyorum. Bu yüzden arada sesli bir şekilde karnım gurulduyor, ben de karnım guruldamaya başlayınca bir şeyler tıkınmaya başlıyorum. İşte bu karnımın guruldadığı zamanlarda utanıyorum. Açlığımdan değil, çıkardığı sesten. Bazen uzunca guruldamanın dışında kısa bir şekilde gurulduyor ve bu da dışardan duyan birine osuruk sesi gibi gelebilir diye aç kalmamaya çalışıyorum. Benim karnımın guruldamasından utanmama rağmen bu şahıs kendi osuruğundan utanmıyor. Bugün de onun yerine ben utandım. Sık sık cam açılması gerekiyor çünkü dışarıdan gelen biri ter + ayak ve osuruk kokusunun oluşturduğu duvara çarpıyor ve anlık bir "Ne oluyor lan?" diye şaşkınlığa düşüyor. Sonrasında camı açmak için Usain Bolt'tan be hızlı bir şekilde cama koşuyor.
7- Osuruyor. Sesli, sessiz fark etmiyor. Ama kokusu ölümcül. Koku duyumun %30'unu kaybettim herhalde bununla aynı odada dura dura.
Yavaş yavaş delirmeye başladınız değil mi? Çünkü sona gelince deliler kulübüne giriş için size formu ben taktim edeceğim.
Önceden yazdığım gibi bana sürekli sorular sorması üzerine odaya girer girmez dışarıya ses gitmeyecek kadar müzik açıp bu şekilde duruyorum ki bana seslenirse duymayayım diye. İkimizin yatağı yan yana, arada 1 yataklık boşluk var. Yatak başlıklarımız ise aynı tarafta değil. Yani yatakta uzanırken birbirimizi çaprazdan görüyoruz. Bana öne normal sesleniyor. Çoğunlukla duymuyorum. Sonra yüksek sesle sesleniyor, bu sefer duymamazlıktan geliyorum. Çaprazda görüş açımda olduğu için elini sallarken aynı zamanda şıklatıyor, ben onu göreyim diye değişik hareketler yapıyor. Tabi ben bakmıyorum. Bu sefer de atar yapıyor, kendi kendine söyleniyor sinirli sinirli. Yani bana bakarak küfür etse de üstüne atlasam diye beklemiyorum değil. Düşünün ki okuldan geldiniz, yorgunsunuz. Tek istediğiniz biraz film izlemek, uzanıp bir süre gözlerinizi dinlendirmek ya da müzik dinlemek. Ve filmin/rahatlığın/müziğin en heyecanlı yerinde DAKİKA başı birilerinin size seslendiğini düşünün. Bir iki kere değil, aylarca... Arada bir patlıyorum ben de istemsizce. "Film izliyorum ikide bir rahatsız etme de önüme bakayım!" deyince de "Pardon kanka." deyip önüne bakıyor. 5 dakika sonra kaldığı yerden devam ediyor. Yanıma gelerek soru sorunca da görmezden gelemiyorum tabi.
8- Yatakta kendimle baş başa kalamıyorum. Bir film izlerken, müzik dinlerken, uzanırken sürekli bir şeyler soruyor. Duymazdan, görmezden gelmek de işe yaramıyor.
Aylardır Unity oyun motoruyla bir şeyler yapmaya çalışıyor. Başta bir yerlerden bakarak aynısını yapmaya çalışıyordu. Her küçük şeyi bana gösteriyordu ki belirttiğim gibi bu çok sinir bozucu. Yok adamı nasıl yürüttüm, haritayı çizebilmiş miyim, bu renkler olmuş mu? En son sorsa bjr nevi katlanılabilir ama küçük bir nokta koyunca bana gösteriyor ve delleniyorum. Son 1 haftadır da 32 bit bir karakter çizecek her adımını bana göstermeye çalışıyor ki sinirlerimi bozuyor. Karakter bir kılıç sallıyor, 3 tane 32 bitlik resimle ve bana onaylatıyor her küçük harekette.
9- Aferin almayı bekleyerek her b*ku bana onaylatması. Bur süre sonra "Seni de s*kerim yapacağın işi de!" dememek işten bile değil ama ben bunu dışa vurmadım henüz.
Odaya geldiğinden beri kulaklığının silikonu yok, tüm odaya konser veriyor. Kulaklık takarsam benim için sıkıntı yok, ama bazen gece bile müzik dinleyerek yatıyor ve ben kuduruyorum. . Bir bakmışsın türkü dinliyor oradan rocka oradan popa oradan rape. Herkesin müzik zevki ayrıdır. Karışmam, karışamam. Ama daldan dala atlayınca feleği şaşıyor insanın.
10- Rağm edermiş gibi, belki kapatır diye gözüne baktığım halde odada kulaklığıyla verdiği konserler. Bazen gece de vermeye devam ediyor ki sinir oluyorum.
Odadasınız, oturmuş bir şeylerle meşgul oluyorsunuz. Derken biri orta-yüksek sesle şarkı/türkü söylemeye başlıyor. Genelde "Faded" ve klasik türkülerden söylüyor ama sesi borazan gibi olunca ve bir insanda müzik kulağı da olmayınca kulak tırmalıyor. Tabağa kaşıkla vursam daha güzel ses çıkarır o kadar yani. Hele bir aralar da "Geceleeeğw geceleeeğw" diye o sesle şarkı söylüyordu ki çıldıracak gibi oluyordum. Bir de her şarkıda ezgiyi de değiştirip kendi yorumunu katıyor ki bu daha da kötü.
11- Iklanan bir hamal edasıyla, orta-yüksek ve borazan sesiyle ezgiyi tamamen değiştirerek şarkı/türkü söylemesi.
Gece odada bilgisayardan oyun oynaması. Şimdi bunu ben de yapıyorum. Ama odamdaki insanlar rahatsız olmasın diye geçen sene yurda gelir gelmez direk Quiet Mark sertifikalı bir sessiz fare aldım. Tıklama sesinde %90 gürültü azaltıyor. Ben bile bir tuşa bastığımda bazen duyamıyorum, sadece hissediyorum. Bu çocuk bilgisayarı açıp LoL'e girene kadar bile gereğinden fazla basıyor farenin tuşlarına. LoL'deyken zaten kırarcasına basıyor hem fareye hem de klavyeye. İlk maddelerde demiştim ya hani kendi kendine konuşmalı meditasyonvari hareketleri var diye, bir zaman sonra günlük hayatta da bunu yapmaya başladı ve oyun oynarken de kendiyle konuşuyor. Soruyorum "Kimle konuşuyorsun, sesli sohbet mi açık" diye. Sorunca kendi kendine konuştuğunu inkâr ediyor, "Kimseyle konuşmuyorum." diyor. Bunun da ötesinde örneğin saat 03:10 iken LoL'de anıra anıra küfrediyor. Kendimi tutuyorum, sakin ol Cathessis diyorum ve onu güzelce uyarıyorum. "Sakin ol bak oda arkadaşın uyuyor. Hem de gece saat 3 bak insanlar rahatsız olur." diyorum ve o da "Kusura bakma kanka." deyip birkaç dakika sakin kalıp yine devam ediyor. Benim yerimde başkası olsa orada önce yatırıp öldürene kadar s*'kerdi, sonra bir de ölüsünü s*kerdi.
12- Mihaniki bir tavırla, gündüzü geçtim gece bile oyun başında anırarak küfretmesi. Uyarınca da birkaç dakika susup sonra devam etmesi.
13- Söylediğim meditasyon(!) haricinde de kendiyle konuşması. Oyunda da kendiyle konuşması ve bunu inkâr etmesi.
Ben yılın başında uyanıp kahvaltıya giderken bu çocuğu uyandırıyordum. Çünkü aynı okulda, aynı bölümdeyiz ve ben bir üst dönemiyim. Kahvaltıya gidemesem de derslerimiz aynı saatlerde başladığından beraber gidelim, dersine geç kalmasın diye bunu yine uyandırıyordum. Hatta bir keresinde vizelerde bile geç kalıyordu sınavına ben uyandırdım buna acıdığımdan. Bir gün yatarken buna dedim ki "Sabah uyanınca beni uyandırır mısın?" o da kabul etti. Sabah bir uyandım ki ne okul kalmış ne ders. Beni uyandırmadan gitmiş. Gelince sakince dedim ki "Beni uyandıracaktın hani neden uyandırmadın?" o da "Unuttum kanka kusura bakma." deyip oyunun başına oturdu. Sonraki günlerde yine erken kalkmam gerekti çünkü dersim vardı. Yine ondan rica ettim beni kaldırabilir misin diye ama bir yandan da önceki "Unuttum kanka kusura bakma." demesi beni işkillendirdiğinden kendimce küçük bir şey yaptım. Sabah yine tüm dolapları, kapıyı çarpa çarpa hazırlanıyordu. Avını bekleyen timsah gibi, uyandım ama hareketsizdim ve nefes alışımı düzenli bir şekilde devam ettiriyordum ki uykuda sansın beni. Beni uyandırmadan çıktı odadan. Biliyorum ki tek seferde odadan çıkamaz, bir eşyasını unuttuğu için geri gelecekti. Duruşumu bozmadan yatakta durmaya devam ettim ve o odaya geri girdi. Dolabı açtı, bir şey aldı ve dolabı çarptı. Tam odanın kapısını açtı ki seslendim ona. Dönüp bana baktı. Çok sakince sordum "Neden beni uyandırmadın?" ve "Kanka uyuyordun o yüzden uyandırmadım." cevabını verdi. Tabi kan beynime sıçradı ve ufaktan kontrolümü kaybettim. "Lan zaten uyuyorum diye uyandırır mısın dedim sana yatarken! Eğer uyandırmayacaksan neden bana akşam uyandıracağını söylüyorsun!" dedim ve o da istersen yarın uyandırırım derken istemez deyip etrafta bir nesne aradım. Masada tabağın içinde portakal soyduğum bıçak duruyordu. O sırada çıktı gitti. Bıçağı aldım peşinden gidip böyle o bıçakla arkasından saldırmak istiyorum kapıya kadar gidince durdum. "Ne yapıyorsun Cathessis mal mısın?" dedim kendi kendime ve döndüm geri. O günden beri de masada asla bıçak bulundurmuyorum.
14- Erken kalkamazsam diye, sabah uyanınca beni de uyandırır mısın diye sorduğumda tamam deyip sabah uyandırmaması. Uyandırmayınca da "Uyuyordun o yüzden uyandırmadım." demesi...
Yılın başında birkaç kere Pringles aldım. Normalde almam, çok zengin biri değilim ama merakımdan aldım. Odada yediğim için de diğer iki kişiye de ikram ettim tabi ki. Ama yan tarafımdaki çocuk hayvan hayasızca Pringles'tan almaya başladı. O kadar hoşuna gitti ki bir an paketi g*tüne sokacak sandım. Yıl içinde odada yemek için alığım kuruyemiş, bisküvi, meyve artık her ne aldıysam hepsine dadandı. E ben de haliyle vermemeye başladım hiçbir şey ama ben yerken onun bakması da yüreğimi burktuğu için yine de tadımlık bir şeyler verdim. Aylar ilerledikçe benim de param suyunu çekti tabi. Odaya ne zaman girsem elinde cips, bisküvi vs. oluyordu. İstemeye istemeye bana uzatıyordu alır mısın diye ve ben daha alamadan çekmek istiyor ama galiba ayıp olmasın diye bir iki saniye bekliyordu yine de hakkını yemeyim. Eskiden Eti Puf aldığında bazen ikram ederdi, çünkü kendi de biliyordu benimkilere yumulduğunu. Sonra bam güm yemeye başladı. Yesin, yesin de ben oda arkadaşlarımın canı çekmesin diye dışarıda yiyip geliyorum böyle şeyleri bazen. Mesela çikolata yiyeceğim, paylaşamıyorsam aşağı kata iner yerim. Biraz dolanıp geri gelirim. Odada yesem bir de paylaşamayacağım bir şeyse ve onun da o an alacak parası yoksa hakkına girerim diye çok dikkat ediyorum.
15- Ne bulursa hayvan gibi gömmesi.
Yaklaşık bir ay önce ben Transformers izlerken normalde yatak başlıklarımız çapraz olduğu halde benim yattığım tarafta kendi yatağında duvara yaslandı. Güya pencereden dışarı izliyor ama filmdeki heyecanlı yerlerde bu da ses çıkarıyor. Her zamanki boş sorularının yanında "Ne izliyorsun?", "Ne oluyor?" gibi sorular soruyor ve filmi yorumluyor. Son zamanlarda da bilgisayarda ne yapsam yandan benim ekranı kesiyor. Kendince çok akıllı, dışarı bakar gibi yapıyor ama ben ona doğru gözümü çevirince onun da gözünü dışarı doğru çevirdiğini görebiliyorum bazen.
16- İzlediğim filme yorum yapıyor ve ben bilgisayar başındayken ne yapıyorum diye beni kesiyor.
Odamın resmini daha önce paylaşmıştım chatte ama bilmeyenler vardır. Odada 3 yatak ve 3 tane de dolap var. 2 şifonyer var. Ben yanımdakiyle ortak kullanıyorum. Üst çekmeceyi ben, alttakini ise o kullanıyor. Odada masamız yok, yemek yenilebilecek kafeterya (sadece masa sandalye ve televizyon var, kantini yok) 2 kat aşağıda olduğundan çoğunlukla yattığımız yerde yiyoruz ufak şeyleri. Ben elimden geldiğince dökmemeye çalışıyorum, ufak tefek dökülenleri de elimle toplayıp atıyorum. Ama bu yandaki eleman döktüğü kırıntıların üstünde yatıyor bile, ya da olduğu gibi yere çırpıyor. Geçenlerde sabah uyandım, yere bastım ayağımın altında bir şey hissettim. Kek, evet kek. Yatakta yemiş, sonrasında yere mi döküldü yoksa yataktakileri yere mi savurdu bilmem benim olduğum yere kadar gelmiş. Halı hep kırıntı dolu. Acaba temizlemeye teşebbüs eder mi diye bakıyorum ama yüzsüzün önde gideni, ben de hiç ellemedim. 2 gün sonra temizlikçiler geldi de temizledi. Halıya bakarak neler yediğini az çok anlayabiliyorum. Yerler susam doluysa simit yemiştir, uzun beyaz çubuklar varsa Eti Puf yemiştir gibi tahmin edebiliyorum. Ben dönem başında yemek için ton balığı konservesi alırdım ki bugüne kadar yediğim bir şey değildi. Alma sebebim de yurttaki yemekler motor yağlı ve ölümcül olduğundan ne zaman yesem hem tüm sindirim sistemini bozuyor hem de sabah aynada 3 adet nur topu gibi sivilceyle karşılaşıyor olmamdı. Ama ben bu konserveyi odada mı yiyordum? Tabi ki hayır. Hem canları çekmesin hem de oda kokmasın diye aşağıdaki kafeteryaya inip orada yiyordum ki zaten orası genelde boş oluyor. Hala da buna benzer bir şey yiyeceğimde kafeteryaya inerim ama bu çocuk paramın bittiğini biliyor, AÇ olduğumu biliyor bir de gözümün önünde poğaçayla simidi gömüyor...
17- Nikaragua kabilesinden yemek yemeyi bilmeyen duygusuz bir p*zeveng.
Bir gün bilgisayar başında Skyrim oynarken bu odadan çıktı ve bir 40-45 dakika sonra odaya girip ben gittim geldim hala mı onun başındasın? Bir kalk hava al." dedi. Öyle bir sinirlendim ki gülmeye başladım. Çünkü bana bunu diyen, benim oynadığım şeyi beğenmeyip küçümseyen 20 yaşındaki çocuk(!) tabletle gözü arasında en fazla 10 santimetre mesafeyle 3 saat Clash of Clans oynayan birisi. Bir de öyle bir oynuyor ki Fatih İstanbul'u kuşatırken yüzünü o kadar kasmamıştır. Sonraları bu Clash of Clans oynama saati daha da arttı. Çok zevkliymiş öyle diyor bir de.
18- Legendary zorlukta oynadığım oyuna 2 IQ'su ile laf edip o daha portakalda vitaminken içinden geçtiğim oyunu üstün tutması.
Önceki maddelerde kulaklığıyla konser verdiğini anlatmıştım. Şimdi kulaklık da yok. Yatarken oradaydı kayboldu diyor. G*tüne mi girdi ne yaptı kulaklık bilmiyorum ama artık kulaklığı da olmadığından sesi açarak oyun oynuyor. Rüyamda "Minyonların harekete geçmesine ... saniye" ya da " Rakip destan yazdı" sesleri duyuyorum yeter artık. Youtube'de genelde KFC Barış videoları açıp izlerdi. Barış güldükçe anırarak güler, geri sarar yine gülerdi ve bunu bir videoda birçok kez tekrarlardı. Bunu yazarken ben de gülümsüyorum. O kadar sinirliyim ki kızamıyorum, dut görmüş ipekböceği gibi sırıtıyorum. Bir gün bu Elraen'in videolarını izlerken ve kahkaha atarken sesi kısmasını söyledim ve "Karınca Çiftliğim" diye çok sevdiğim bir kanal var onu izleyebilirsin dedim. Daha önceden de timsahlı bir videosu vardı izlemiştim dedi ama kanalın adını bilmiyornuş herhalde ki benden öğrenince gece gündüz son ses izlemeye başladı. Ben uyardıkça kısıyor ama biraz sonra kademe kademe açıyor sesi. Gecenin köründe insanlar bunun izlediği videoların sesini dinliyor.
19- Artık kulaklığı da yok ve son ses bir şeyler dinliyor.
Oda bunun yüzünden bok gibi koktuğu için odada sık sık cam ve kapı açılıyor. Oda bir dakika havalandırılıp sonra kapı ve cam kapatılıyor. Geçtiğimiz günlerde kapıyla camı açtı ve odadan çıktı. Kapının önünde soldan sağa geçiyor, koridorun sonuna kadar gidip geri dönüyor. Sağdan sola geçerken odaya bakıyor ve ben onu zaten bakışlarımla beklediğimden önüne bakıp devam ediyor. Sona gidip geri dönüyor, geçerken yine odaya bakıyor ve ben de bakışlarımı ona sabitliyorum ve önüne bakıp devam ediyor. 10 kere sağa 9 kere de sola gitti. En sonunda yine sola doğru gidecekken çağırdım bunu. Ben: C, O:O
B: Madem cam açıyorsun neden kapatmıyorsun? O: Kanka hava alsın diye açtım. Cam benim tarafta ya cereyanda kalmayım diye dışarı çıktım. B: O camı açıyorsan odadan çıkmayacaksın! S*ke s*ke orada bekleyeceksin. Havalanınca da kapatacaksın! O: Üşüdüysen kapat kanka B: Be 'mına koyduğumun salağı senin açtığın camı da mı ben kapatayım!
Sonrasında camı kapattı. Anlaşılmayan bir şeyler söyleyip s*ktir olup gitti. Dahası da var. Dün akşam saat 10 gibi odaya girdi. Bir yudum su içti. Camı açıp dışarı çıktı. 2 saat oldu gelmedi odaya. Gelse çok yaratıcı şeyler var söylemek istediğim ama gelmedi. Saat 12'yi biraz geçerken en son ben kapattım.
20- Noktainazarıma gore sırf bana inat olsun diye camı açıp kapatmaması, odada g*tümüzün donması. Neden kapatmıyorsunuz diye sorarsanız da kimse onun kölesi değil ki kalkıp kapatsın.
Sabah, öğle, akşam. Ne zaman olduğu fark etmeksizin uyuduysa ve ben uyanıkken kalktıysa direk "Saat kaç?" diye sorar. Ben cevaplamazsam yine sorar ve ben kanser olurum çünkü zaten telefonuyla beraber yatıyor ve tek yapması gereken telefonunun tuşuna basmak ve saate bakmak. Bu ufak hareket beni ne kadar kanser etti anlatamam sizlere. Düşünün, saat akşam 6 ya da 7. Bir traktör gibi horuldayarak uyumuş bir de gözlerini aralayıp "Saat kaç?" diyor. Söylüyorsunuz geri uyuyor. Az sonra bir daha... Sırf birine saat kaç diye sordular diye kavga çıkmıştı ve haberlerde göstermişlerdi. En sonunda ona dönecek bu olay da.
Yarın (6 Ocak’ta) Matematik finali var ben notlara bakıyorum bu da arada kendiyle konuşa konuşa çözüyor, fısıltıyla x kare aldım falan diyor. Kendiyle konuşmadan duramıyor...
Bunlar sadece aklıma gelenler. Unuttuğum, hatırlayamadığım daha neler var ki bende B12 de yok birçok şeyi hatırlayamıyorum zaten.
Bu çocuk ve bunun inadı yüzünden Karadeniz'e ve Karadeniz'lilere, özellikle de Bartın'lılara bir nefretim var artık.
/* Bir gün parayı basıp bir sürü travesti tutacağım. Bunu da Karadeniz'in bayırlarına yatırıp yağmurun altında, kayalara çarpan dalga sesleri ve fırtına eşliğinde s*ktire s*ktire çoğaltacağım. Sonra her biri ayrı işkencelerle öldürüp ölüsünü s*ktirteceğim. */
·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·.·
Örnek bir gün (3 Ocak)
-Dolapları sertçe kapatıyordu sabah sabah. Bayağı fazla çarptı dolapları, sanki bilerek beni uyandırmak ister gibi. 1 dakikada 7-8 kere belki. Bir şey alıp kapatıyordu sertçe, sonra açıp başka bir şeyler yapıp yine kapatıyordu (bu yüzden uyandım). En sonunda uykudan uyandım ama gözümü açmadım, nefes alışverişime düzenli bir şekilde devam ettim onu dinliyorum. Fısıldaya fısıldaya kara büyü yapar gibi bir şeyler diyordu.
-Kafamı kaldırdıığımda onun ayakta sanki beni izler gibi durması, göz göze gelmemiz ve sanki suçluymuş gibi hareketlerle odanı uzak köşesine gitmesi. (Artık o kadar sinir bozucu bir hal ki bu gözümü açtığımda onun bana bakıyor olması bir iki kere daha yaşanmıştı.
Ne fısıldıyorsun diye sorduğumda fısıldamasının sebebini bugün okulda dersi olmasına bağladı.
-Uyandıktan biraz sonra dışarı çıktı ve elinde bir poşetle odaya geri döndü. Belli ki alışveriş yapmıştı. Poğaça ve aç bitir salam çıkarıp yemeye başladı. Uykudan yeni uyanmışım az sonra oda salam kokuyor... Ben sırf canları çekmesin ve oda da kokmasın diye aşağıda yiyorum, bunun yaptığına bak.
-Odada ikimiz varız, diğeri okulda. Camdan telefonuna gelen işığı duvarlara yansıtıyor. Sanki hayatında ilk defa görmüş gibi bakıyor. Kediler lazeri yakalamaya çalışır ya, yapsam harbiden de lazer ışığının gittiği yere atlar. Bir yandan da ayak parmaklarını sürtüyor. Artık hiçbir hareketine tahammül edemediğimden bu sürtme sırasında çıkan ses de sinirlerimi bozuyor.
-Yatakta gözümü kapatıp 5-10 dakika durdum, gözümü açtığımda bana bakıyordu ve gözlerini hemen sağına, halıya doğru çevirdi. Uyurken beni inceliyor *mk.
-Dolaptan şortunu alması, sol kolunu arkadan dolandırıp yatağa şort fırlatması ve şort yatağın yanına çarpıp yere düşünce küfretmesi. Klasik değişik hareketleri işte.
-Akşam yemeğinde klasik musakka var ve ben yemeyeceğim. Yine mi bunu yiyeceğiz *mk diyerek odadan çıkması. Bunu yaparken kapıyı önce kendine çekip sonra kolu çevirmesi. Kapatırken de kapıyı sertçe kendine çekmesi. Kapıda amortisör mü var da çarpıyorsun!
-Akşamüzeri başlayıp gece saat 3'e kadar kulaklıksız Elraen izlemesi. İzlemene bir şey demiyorum da sağır mısın da sesi sonuna kadar açıyorsun. Sürekli uyarıyorum kısıyor sonra geri açıyor. Bir de komik yerlerde geriye alıp tekrar tekrar gülmesi.
-Uykuya dalar dalmaz horlamaya başlaması elbet. Yastığa kafanı koyar koymaz nasıl horluyorsun anlamadım ya...
Artık nefes alması bile bana batıyor. 2 haftadır çocuğu gördükçe sol tarafımın boynumdan başlayıp yukarı doğru bir çizgi halinde kasılmasına ve sımsıcak olmasına sebep oluyor. Yarın sınavım var ama ben sinirimden derslere bile bakamıyorum. Neden böyle oldu her şey anlamıyorum ve bu durumumdan bir an önce kurtulmak istiyorum. Bana akıl verin, psikoloji okuyanlar varsa desteklerini bekliyorum.
submitted by Cathessis to u/Cathessis [link] [comments]


2019.11.01 22:21 negative_tenebrais İshak'ın Güncesi

(FanArt)
  1. Kısım - Ali
merhaba. bu günceyi aklıma gelen her ihtimale karşı, geride bir iz bırakmak için yazıyorum. öğrendiklerim silinip gitmesin, sesim kaybolmasın istiyorum.
ben İshak Çiçek. 21.03.1980, sakarya doğumluyum. ailem çok önceleri doğubayazıtdan sakaryaya göçmüşler. nedenini bilmemekle beraber (sanıyorum ekonomik nedenler, ben kendimi sakaryalı olarak addediyorum), yine sakarya üniversitesinde fen bilgisi öğretmenliği okudum, o süreçte maalesef annemi kaybettim ve okulu bir yıl uzatıp 2001 yılında mezun oldum. babamla yalnız kaldığımızdan, kuzgunluya tayinim çıkınca onu da götürmek istedim ama kendisi annemin kabrini yalnız bırakmak istemedi. yaşlılığından ve deprem travmasından dolayı bu kederli ortamda onu bırakmak istemesem de, ısrar etmekten yorulduğum için, onu, okulda tanıştığım ve benim tayinim çıktığı sırada hala son sınıfta okuyan nişanlıma emanet ederek kuzgunluya doğru yola çıktım.
idealist bir öğretmen olmanın heyecanı içerisinde, yaşayacağım şeylerin karanlık doğasından milyonlarca kilometre uzağındaki bir saflıkta kasaba otogarında indim. daha önce muhtarı aradığımdan beni o karşıladı ve lojmana kadar eşlik edip kasabayı üstün körü ama neşeli bir sevecenlikle anlattı. muhtar, sonunda bir öğretmen geldiği için mutluydu. sürekli gülümseyen, kara gözlü bir adamdı. yakınlarda bir kasabadan daha bahsetti, o yol çok kullanılmaz, birbirimizi de pek sevmeyiz, lakin ben gide gele ordan evlendim hoca bey, yav insan dediğin baktığı gibi oluyor ya demişti o gün. şimdi biraz anlıyorum dediğini.
kuzgunlu kasabası hakkında ilk düşüncelerim bunca yıl sonra hala aklımda annemin gözleri gibi berrak duruyor, ne kadar ıssız ne kadar sınırsız bir yer diye düşünmüştüm.
küçük ve gelişmemiş bir kasaba olduğu için gelen öğretmenlerin hemen hepsi ilk ayında, araya birilerini sokarak gitmeye çalışıyordu. çelik fabrikası kurulmadan 7-8 yıl önce tabi, çok az imkan var. yeni öğretmen gelecek, atanan öğretmen gidecek derken neredeyse okulun tek hocası haline geldim o sıralar. yeni öğretmene büyük sorumluluk. dünyayı taşıyorum zannetmiştim.
ilk bir kaç ay, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir hikaye gibi sıradan geçti. neşeli çocuklar, yeni öğretmen, çiçek olun, astronot denir hocam, resimlerde hep keçiler hep keçi resimleri.. kederli bir sevecenlikle, neredeyse tüm kasaba halkı beni kucaklamıştı. hatta inanır mısınız, bir keresinde orhan kuzgunlu bile selam vermek için sınıfa geldi ve derse katıldı (hala bu adamın üzerimdeki etkisi beni tüketiyor, hala varlığına kudretli bir şeymiş gibi davranıyorum, allahım beni affet, annem beni affet). şimdi düşünüyorum da, o gün çocukların tavırlarındaki değişiklik dikkatimi celbetmemiş değildi, lakin bu adamın efsane haline gelişindendir diye düşünmüşümdür herhalde. ayrıca gençliğimden olacak, neden bu adamın ilk haftasında bir öğretmeni sınıfta ziyaret ettiğine dair bir soru sormadım. insanları itaate zorlayan, başat bir aurası olduğunu inkar edemem. ilk haftamda bile beni etkileyen bir aura.. evet aura. bir fen bilgisi öğretmeninden beklenmeyecek laflar. şu an kendi mantığımda sığındığım şeylerin azlığına şaşarsınız.
ilk çocuk kaybolduğunda, henüz 3 aydır öğretmendim. kumral, yaşıtlarına göre hayli sakin bir çocuk. 19 ali. zeki, hatta belki kurnaz. annesinin yaptığı sıcak tandır ekmeklerinden bana sık sık getirirdi. tüm sınavlardan yüksek not alır ama asla sınıfta konuşmaz, ayrıca çantama kağıttan kuşlar bırakırdı. onun yaptığını biliyordum çünkü ödevleri kontrol ederken çantasında çokça o kuşlardan görmüştüm.
(ali ve altı kuş. bu çocuğun dikkat çekmek istediğinin farkındaydım. belki benimle konuşmak istiyordu. -tam altı kuş.- bu sürece dikkatli yaklaşmak ve pedagojik açıdan yanlışsız bir profil oluşturmak niyetindeydim. -tam altı..- beni anlamalısınız. ne olur anlayın, çünkü sadece iyi bir öğretmen.. kuş.. iyi bir öğretmen olmak istiyordum.)
sabah dersine girdimde gözlerim eksik bir yuvayı hemen tanıdı sınıfta. ali'nin derse neden gelmediğini sorduğumda, çocukların yüzünde garip ve nötr sayılabilecek bir ifade belirdi. kimse cevap vermeyince, alinin sıra ve oyun arkadaşı 83 kazım'a "yavrum ali nerede, hasta mı" dedim. kazım aynı nötr ifadeyle bana bakıp, hayatımın başka bir yöne (belki tersine) akmasına neden olacak o cevabı verdi;
"ali kim öğretmenim?"
şaşırdım. nasıl ali kim yavrum, sıra arkadaşın, dedim. cevap vermedi. cevabı bilmeyen her öğrenci gibi arkadaşlarına baktı. arkadaşları da sessizdi. ali kimdi. sınıf defterinde, kendi el yazımın arasından bile, 19 numaralı öğrencim, benim öğrencim, silinip gitmişti. hayır silinmemiş, hiç varolmamıştı. siz daha evvel, 9 yaşında ve hala sizinle konuşurken kekeleyen, kağıttan küçük kuşlar yapan, ödevlerine yıldız verirken gözleri parlayan, sıcak ekmek elini yakınca sizinde yüreğinizin yandığı bir çocuk kaybettiniz mi. ben kaybettim.
"çocukların bir yanlışlığı olmalı.. defter mi karışmış.." ders erken bitti. bu soru göğsümde yanan bir duman, ailesinin evine gittim. beni yine sevecenlikle karşıladılar. kadın tandırı çoktan söndürmüştü.
+"hayırdır öğretmen bey, çocuklardan sonra bizi de mi okutacaksınız."
- gülümsedim, gözlerim aliyi arıyordu. "niye olmasın, okumanın yaşı mı var efendim."
+"bakın hanım okuma bilmez ama benim ağabeyim bilgili görgülü adamdır, bana da öğretti çok şey. yetimhanenin muhasebeciliğini yapıyordu hatta. çok istedik aslında yetimhaneden bir çocuk almak, ağabeyimde yardımcı olacaktı hatta, orhan bey sık sık gelir gidermiş yetimhaneye, ağabeyim tanırmış onu. kırmaz beni dedi, yaa, kırmazmış ağabeyimi. ama nasip olmadı. iş güç. böylesi hayırlıymış. hanımla başbaşa kaldık."
- dayanamadım. "ali var ya. zeki de çocuk üstelik. dersleri çok iyi. sahi ali nerede, okula gelmedi bugün, onu soracaktım"
adam söylediklerimi yabancı bir dil konuşuyormuşum gibi dinledi. durdu. bir kere daha bir şeyler söyleyecek gibi oldu. ciddi olup olmadığıma baktı. öne eğilip "ali kim hoca efendi" dedi.
-ali, 19 numaralı ali. siz kayıt ettiniz ya okula, sizin çocuğunuz.
+öğretmen, sen hocasın bilgili adamsın, yarım saattir sana çocuğumuz yok, nasip olmadı diye anlattım. üstelik kaç aydır da buradasın. dalga mı geçiyorsun yoksa başka bir şey mi ima ediyorsun.
-bak mustafa abi. ben üç aydır buradayım. sınıfımda kim var, nerede oturur, ailesi nasıldır iyi bilirim. kendi çocuğunu nasıl hatırlamazsın, elimde yazılı kağıtları, kimliğinin nüshası var. azize yengenin taze ekmeklerinden getirirdi. kasabalı şakası mı bu.
azize yenge, karanlık ve boş gözlerle bana bakıyordu, "ben sana kiminle ekmek göndereyim hoca" dedi, sonlara doğru sesi çatallaştı. çocuğu yok diye suçluyorum zannetmişti galiba. ağlayarak içeri gitti.
+çıkar kimliğini çocuğun o zaman, diye bağırdı mustafa abi. eşinin ağlayışına hiddetlenmişti. lakin beni kovmak da yanlış geliyordu, gözlerinden okuyordum bunu.
-gel benimle, dedim. yolda muhtarı da alacaktık. en azından bu işlerden anlayan biri olsa iyi olur diye düşünmüştüm. bunlar çocuğun başına bir iş getirmiş olmasınlar dedim içimden. yalnızlığın verdiği korku bir zehirdir, bir yerde diziniz kırılır, sırtınız bükülür. ya eğilirsiniz, ya eğilirsiniz.
işte şimdi, size, hep beraber unuttuğumuz bir ali'yi anlatacağım. tek başına hatırlayacağıma hep beraber unuttuğumuz ali'miz. ne kararan bir belleğin ilk neziriydi ali, ne son olmuştu.

-----2. kısım - Hatırlamak----
(bir çok yanmış ve yırtılmış sayfa arasından, tarihi bilinmeyen o "olay"dan sonra yaşananları anlatan okunaklı kısa bir metin çıkar mektuptan)
...h..ge..d.. kal.. çi.. cad..
kur.. ley.. ayi.. ka.. so..
...kaybolan çocukların sayısı arttıkça, kuzgunluya geri dönmem gerektiği gerçeğiyle her gece baş başa kalıyorum. oradan ayrılmanın bedelini babamın hayatıyla ödedim. şimdi kendi karanlığımın içine bükülerek yıllarca kaçtığım bu gerçeklerin kemiklerime düğümlenmiş olduğunu farkediyorum. boşuna ödenmiş bir bedel.. belki karşılığında alevden bir sessizlik bağışlandı bana. belki tam karşılıksız değil. bu bir ceza. işkence tahtasının üzerindeki sabırsız kımıldayışımla beklediğim bir ceza.
filiz ile ilişkimizi devam ettiremedik. zaten onun sevdiği ve tanıdığı adam, yıllar önce kuzgunludaki o gece gitti. bu yüzden suçlayamam onu. aksine, bana kanser teşhisi konduktan sonra arayıp sorduğu için teşekkür edebilirim ancak. beni affet filiz.
diğer kaybolan çocukları neden takip etmediğimi soracak olanlar olabilir. fakat anlattığım gibi; ali'nin bıraktığı kuşları takip etmeseydim, onun varlığının bile benim hayal ürünüm olduğunu zannedebilirdim. beni ormandaki o mağaraya sürükleyen ipuçları için, gece kapıma gelen o genç çocuğa teşekkür ederim. eğer kim olduğunu bilseydim, onun avuçlarından öperdim. çünkü bu ızdırap dolu yaşantımın bir anlamı varsa, biliyorum ki ali'yi hatırlamak içindir. bellek bir panzehirdir. kasaba halkını bu zamandan ve mekandan kopartan şeyleri bulmak isteyenler, hatırladıklarını değil, unuttuklarını arasın.
mağaranın içinden çıkan merdivenlerin sonunda vardığı yere, bugün çelik fabrikası kurulmuş durumda. yani orhan kuzgunlu'yu bulacağınız yerler mutlaka dağ ve sorkun yaylası arasında ilmek ilmek dokunmuş bir örümcek ağının parçaları olacaktır. fakat eğer o ağda dolaşabiliyor, yine de hiçbir şey bulamıyorsanız, onun sizin bulacağından emin olabilirsiniz.
yankı çiçekleri, karanlıkta ali'min ismini haykırıyor. yoruldum. bu gece uyuyacağım, annemin sesi geliyor içeriden, kokusunu tenimde hissediyorum. beni çağırıyor. ali'de içeride galiba. kağıttan bir kuş kondu pencereme.
babamda geldi. gitmem lazım. gözlerinizden öperim. yarın kuzgunlu'ya gideceğim.
yarın kuzgunluya gideceğim.

yarın kuzgunluya gideceğim.

yarın bu işi bitireceğim.
----------------------
----------------------
----------------------
sevgili kahya ve abbas. ben ishak'ın eski nişanlısı filiz. maalesef ishak hocayı yıllar önce kaybettik. tedavi gördüğünü bildiğim için düzenli olarak arıyordum. aramalarıma cevap vermediği bir zaman endişelenip, hastaneyi aradım ama oradan ayrılmıştı. eşim ile evine gittik. kendisini bu mektubun başında vefat etmiş bulduk. biz gitmeden 2 gün önce hayatını kaybetmişti.
mektubun yanında ve etrafta bolca kağıt vardı fakat.. nasıl anlatsam bilmiyorum.. yazdıkları kararmış gibiydi. sanki kağıt ısınmış ve kararmış. bir çok kez kuzgunluya kendim gitmek istedim bu yazdıklarından, okuduklarımdan sonra. lakin eşim ve çocuğum için endişelendim. radyonuzu duyunca, bu metinlere sahip çıkacağınızı düşündüm. ama asıl önemlisi, ishak'ı unutmayın diye gönderiyorum bunları. ben son nefesimde bile kendi ailemi ve ishak'ı ve ali'yi unutmamaya yemin ettim. o yüzden onca zaman sakladım bunları.
bir de ishak'ı anne ve babasının yanına defnettiğimizde bizden başka kimse yoktu cenazede lakin, genç bir çocuğu da hayal meyal hatırlıyorum. ağlamaktan bitap düştüğüm için soramadım. eşimde bir öğrencisi zannetmiş. bu o mektupta bahsettiği ona yardım eden genç olabilir mi. ama öyle olsa, bunca yıl sonra hala nasıl böyle kalabilmiş.. yani.. aklım artık almıyor bazı şeyleri
ne olur bana deli demeyin. artık bu hatıratı yalnız taşımanın yükü ağır geliyor. inanılmak istiyorum çünkü ben ishak'a inanmamıştım. o öldükten sonra, avuçlarında o kağıttan kuşu bulunca, ona yaptığım haksızlığın, onu yalnız bırakmanın cezasını da böyle ödüyorum. kabulümdür.
sevgilerle.
filiz.
submitted by negative_tenebrais to KuzgunFM [link] [comments]


2019.10.21 08:27 instamarketim İnstagram takipçi satın al - instamarketim.net

Hepimizin bildiği gibi, İnstagram dünyadaki en popüler sosyal ağlardan biridir - temelde başka hiçbir uygulamanın veya sosyal platformun sahip olmadığı özelliklere sahip olduğundan. Daha karmaşık reklamcılık stratejilerine elveda diyerek, işinizi veya kendinizi yalnızca Instagram aracılığıyla terfi ettirebileceğiniz gerçeğinden bahsetmek zorunda bile değiliz.
Basit bir fotoğraf paylaşım uygulaması olarak başlayan şey, artık her türlü insanın birbiriyle bağlantı kurması ve şaşırtıcı deneyimlerini paylaşması için bir yer haline geldi - örneğin, ünlü aktörler, yöneticiler ve ünlülerin artık Instagram hesabı var.
Bu nedenle, gittikçe daha fazla takipçi ve beğeniye sahip olmak İnstagram'daki birçok insanın istediği bir şey. Doğal olarak, bunları kazanmak iki şekilde yapılabilir organik ya da ücretli olarak.
Dolayısıyla, ilgi çekici ve ilginç yazılar yaparak Instagram sayfanızı tanıtırken yalnızca kendinize güvenebilirsiniz. Ancak, bu şekilde popülerlik kazanmak, özellikle küçük bir işletme veya yalnızca kişisel bir hesabınız varsa, çok fazla zaman alabilir.
Diğer taraftan Instagram takipçilerini ve beğenilerini satan bir sayfa var - belli ki belli bir fiyata. Buna sistemi hile olarak adlandırabilirsiniz, ancak bu yöntem çoğunlukla ücretli reklamlar gibi çalışır. Dahası, hepimiz biliyoruz ki Instagram sayfanıza erişebilecek rasgele bir kullanıcı, çok sayıda takipçiniz varsa ya da yayınlarınızdan birinin binlerce beğenisinin olduğunu görmüşse, kesinlikle bir görünüm verecektir.
Bu nedenle, İnstagram takipçi satın alma dünyasına dalalım ve bu yöntemi kullanmanın getirdiği faydaları beğenip görelim.

İnstagram Takipçi ve Beğeni Satın Almanın Faydaları

Takipçileri ve beğenileri satın aldığınızda, temel olarak şöhret ve tanıma ana şovuna sahne arkası geçişi yapılır. İşleminizi tamamladıktan sonra, birkaç yüzden fazla takipçiye ve asla gelmeyecek gibi görünen beğenilere sahip olacaksınız.
Ancak, belirttiğimiz gibi, sıkı çalışmanız burada bitmiyor - daha da zorlaşıyor. Bu yeni takipçileri meşgul tutmak için sayfanıza fotoğraf veya güncellemeler gönderirken daha tutarlı olmanız gerekir.
Bu nedenle, beğeni ve takipçi satın almak oldukça kolaydır - ancak yeni oluşturulan kullanıcı tabanını korumak ve büyütmek ilk 100 takipçinize ulaşmak kadar zor. Ancak, bunları satın almanız, daha fazla takipçi ve beğeniyi kazanmanızı kolaylaştıracak avantajlarla birlikte gelir. Bunun nasıl çalıştığını görelim!
Hızlı Popülerlik
Doğal olarak, zaten bildiğiniz gibi, Instagram takipçileri satın almaktan ve beğenmekten hoşlanmak, popülaritenizi arttırır - ve popülerlik Instagram'da önemli olan şeydir. Tabii ki popülerlikle birlikte, yayınlarınızın, onları izleyen bazı takipçileriniz tarafından yeniden gönderilme şansı da geliyor.
Dolayısıyla, Instagram adınızı takipçileriniz tarafından paylaşılan yayınlarınızdan birinin açıklamasında bulabilirsiniz - bu, o kişiyi takip edenlerin söz konusu adı tıklayacağı ve Instagram sayfanıza yönlendirileceği anlamına gelir. Ve burası mucizelerin yaşandığı yer!
Daha fazla Güvenilirlik
Kaldığımız yerden çıkmak, bir kişi Instagram sayfanıza gelir gelmez, takipçilerin ve / veya beğenilerin sayısı sizi takip etmelerini ya da sadece kendi yayınlarına geri dönmelerini sağlar.
Takipçilerinizi ve / veya beğenilerinizi satın aldığınızda, sayfanızı tespit eden bir kişinin, yanlışlıkla bile olsa, orada kalması ve sizi izlemesi daha olasıdır. Daha fazla takipçiniz olduğunda, temelde daha fazla güvenilirliğe sahipsiniz - ve insanlar sizi takip edip etmemeye karar vermeden önce bu sayıya bakmaya meyillidirler.
Tabii ki, markalar veya işler söz konusu olduğunda, aynı kural geçerlidir. Kullanıcılar kesinlikle daha fazla takipçisi veya beğenisine sahip bir markaya güveneceklerdir. Bu nedenle, işletmenizin Instagram sayfasını yeni oluşturduğunuzda, potansiyel takipçilerinizi kaybetmemeniz için hızlı hareket etmeniz önemlidir.
Ücretli takipçileriniz sayfanız / yayınlarınızla organik takipçiler kadar etkileşime girmeyebilir, ancak insanları sizi takip etmeye ikna etmeye geldiklerinde yardımcı olurlar.
Zaman ve çaba
Kendini tanıtmak son derece zor. İyi bir takipçi sayısına ulaşmanız veya bu izleyicileri kazanmanıza yardımcı olmak için yeterince sevmediğiniz bir yıl sürebilir.
Beğenileri ve takipçileri almak sadece zaman gerektirmez - aynı zamanda çok çaba gerektirir. Kendini tanıtırken, yayınlarınızın her birinin öncekilerin beğenilerini aşabilmesi gerekir. Bu, her gün, mevcut takipçilerinizle etkileşimde bulunmak ve yenilerini çekmek için yeni yollar düşünmek için zaman harcamanız gerektiği anlamına gelir.
Ancak, takipçi ve beğeniler satın aldığınızda, boşa harcadığınız zamana ve çabaya elveda diyebilirsiniz. Daha önce de belirttiğimiz gibi, sanki en sevdiğiniz konsere sahne arkası geçiyor ve yıldızların performans gösterdiğini görüyorsunuz - satın alınan takipçiler, şarkılarınızı gerçekten sözlerinize eklemeden önce size bir gösteri yolu ile şarkı söyleme şansı veriyor.
Dahası, kendi kendini tanıma da garipleşebilir - örneğin, bir yıl boyunca günlük olarak yayın yapacaksanız, göndermek istediğiniz mesajı ileten ve işinizi / profilinizi de tanıtan yaklaşık 365 gönderiye sahip olmalısınız; Her gün bu şeyi yaptığınızda her şeyi yaratıcı tutmak oldukça zordur.
Artırılmış Marka Görüntüsü
Takipçilerinizin alınıp satılmadığı önemli değildir - ne kadar çok sahipseniz, marka imajınız o kadar popüler olacaktır. Bir işletme durumunda, ürünleriniz veya hizmetleriniz en yüksek kalitede olabilir, ancak küçük takipçileriniz ve beğenileriniz varsa, belirli bir ürünün en iyisi olduğunu söyleyen kimse sizi umursamaz.
Bununla birlikte, markanızı binlerce kişi takip ederse, yeni takipçilerinizin depolarında ne olduğunu kontrol etmeleri ve hatta bazı ürünlerinizi veya hizmetlerinizi sipariş etmeleri daha muhtemeldir.
Instagram sayfanıza ulaşan yeni takipçiler web sitenizi veya çevrimiçi mağazanızı da ziyaret edecek - çok fazla takipçiniz olduğunu görürlerse.
“Trend” Faktörü
Bir şey çok popüler olduğunda, bir trend haline dönüşür - ve insanlar bir eğilimi kaçırmak istemezler. Bu nedenle, yeni bir işletmenin Instagram sayfası yayınlarında göründüğünde ve bu sayfada da çok fazla takipçisi olduğunda, insanlar onu kontrol etmek zorunda kalıyor.
Neden? Çünkü, popüler olan hiçbir şeyi kaçırmak istemiyorlar. Ne önermek zorunda olduğunla ilgilenmiyor olabilirler, ancak sayfan yeterince popülerse, yayınlarına dolanıp beğenecekler.
submitted by instamarketim to u/instamarketim [link] [comments]


2019.10.08 08:27 instamarketim İnstagram Takipçi ve Beğeni Satın Almanın Faydaları

Hepimizin bildiği gibi, İnstagram dünyadaki en popüler sosyal ağlardan biridir - temelde başka hiçbir uygulamanın veya sosyal platformun sahip olmadığı özelliklere sahip olduğundan. Daha karmaşık reklamcılık stratejilerine elveda diyerek, işinizi veya kendinizi yalnızca Instagram aracılığıyla terfi ettirebileceğiniz gerçeğinden bahsetmek zorunda bile değiliz.
Basit bir fotoğraf paylaşım uygulaması olarak başlayan şey, artık her türlü insanın birbiriyle bağlantı kurması ve şaşırtıcı deneyimlerini paylaşması için bir yer haline geldi - örneğin, ünlü aktörler, yöneticiler ve ünlülerin artık Instagram hesabı var.
Bu nedenle, gittikçe daha fazla takipçi ve beğeniye sahip olmak İnstagram'daki birçok insanın istediği bir şey. Doğal olarak, bunları kazanmak iki şekilde yapılabilir organik ya da ücretli olarak.
Dolayısıyla, ilgi çekici ve ilginç yazılar yaparak Instagram sayfanızı tanıtırken yalnızca kendinize güvenebilirsiniz. Ancak, bu şekilde popülerlik kazanmak, özellikle küçük bir işletme veya yalnızca kişisel bir hesabınız varsa, çok fazla zaman alabilir.
Diğer taraftan Instagram takipçilerini ve beğenilerini satan bir sayfa var - belli ki belli bir fiyata. Buna sistemi hile olarak adlandırabilirsiniz, ancak bu yöntem çoğunlukla ücretli reklamlar gibi çalışır. Dahası, hepimiz biliyoruz ki Instagram sayfanıza erişebilecek rasgele bir kullanıcı, çok sayıda takipçiniz varsa ya da yayınlarınızdan birinin binlerce beğenisinin olduğunu görmüşse, kesinlikle bir görünüm verecektir.
Bu nedenle, İnstagram takipçi satın alma dünyasına dalalım ve bu yöntemi kullanmanın getirdiği faydaları beğenip görelim.

İnstagram Takipçi ve Beğeni Satın Almanın Faydaları

Takipçileri ve beğenileri satın aldığınızda, temel olarak şöhret ve tanıma ana şovuna sahne arkası geçişi yapılır. İşleminizi tamamladıktan sonra, birkaç yüzden fazla takipçiye ve asla gelmeyecek gibi görünen beğenilere sahip olacaksınız.
Ancak, belirttiğimiz gibi, sıkı çalışmanız burada bitmiyor - daha da zorlaşıyor. Bu yeni takipçileri meşgul tutmak için sayfanıza fotoğraf veya güncellemeler gönderirken daha tutarlı olmanız gerekir.
Bu nedenle, beğeni ve takipçi satın almak oldukça kolaydır - ancak yeni oluşturulan kullanıcı tabanını korumak ve büyütmek ilk 100 takipçinize ulaşmak kadar zor. Ancak, bunları satın almanız, daha fazla takipçi ve beğeniyi kazanmanızı kolaylaştıracak avantajlarla birlikte gelir. Bunun nasıl çalıştığını görelim!
Hızlı Popülerlik
Doğal olarak, zaten bildiğiniz gibi, Instagram takipçileri satın almaktan ve beğenmekten hoşlanmak, popülaritenizi arttırır - ve popülerlik Instagram'da önemli olan şeydir. Tabii ki popülerlikle birlikte, yayınlarınızın, onları izleyen bazı takipçileriniz tarafından yeniden gönderilme şansı da geliyor.
Dolayısıyla, Instagram adınızı takipçileriniz tarafından paylaşılan yayınlarınızdan birinin açıklamasında bulabilirsiniz - bu, o kişiyi takip edenlerin söz konusu adı tıklayacağı ve Instagram sayfanıza yönlendirileceği anlamına gelir. Ve burası mucizelerin yaşandığı yer!
Daha fazla Güvenilirlik
Kaldığımız yerden çıkmak, bir kişi Instagram sayfanıza gelir gelmez, takipçilerin ve / veya beğenilerin sayısı sizi takip etmelerini ya da sadece kendi yayınlarına geri dönmelerini sağlar.
Takipçilerinizi ve / veya beğenilerinizi satın aldığınızda, sayfanızı tespit eden bir kişinin, yanlışlıkla bile olsa, orada kalması ve sizi izlemesi daha olasıdır. Daha fazla takipçiniz olduğunda, temelde daha fazla güvenilirliğe sahipsiniz - ve insanlar sizi takip edip etmemeye karar vermeden önce bu sayıya bakmaya meyillidirler.
Tabii ki, markalar veya işler söz konusu olduğunda, aynı kural geçerlidir. Kullanıcılar kesinlikle daha fazla takipçisi veya beğenisine sahip bir markaya güveneceklerdir. Bu nedenle, işletmenizin Instagram sayfasını yeni oluşturduğunuzda, potansiyel takipçilerinizi kaybetmemeniz için hızlı hareket etmeniz önemlidir.
Ücretli takipçileriniz sayfanız / yayınlarınızla organik takipçiler kadar etkileşime girmeyebilir, ancak insanları sizi takip etmeye ikna etmeye geldiklerinde yardımcı olurlar.
Zaman ve çaba
Kendini tanıtmak son derece zor. İyi bir takipçi sayısına ulaşmanız veya bu izleyicileri kazanmanıza yardımcı olmak için yeterince sevmediğiniz bir yıl sürebilir.
Beğenileri ve takipçileri almak sadece zaman gerektirmez - aynı zamanda çok çaba gerektirir. Kendini tanıtırken, yayınlarınızın her birinin öncekilerin beğenilerini aşabilmesi gerekir. Bu, her gün, mevcut takipçilerinizle etkileşimde bulunmak ve yenilerini çekmek için yeni yollar düşünmek için zaman harcamanız gerektiği anlamına gelir.
Ancak, takipçi ve beğeniler satın aldığınızda, boşa harcadığınız zamana ve çabaya elveda diyebilirsiniz. Daha önce de belirttiğimiz gibi, sanki en sevdiğiniz konsere sahne arkası geçiyor ve yıldızların performans gösterdiğini görüyorsunuz - satın alınan takipçiler, şarkılarınızı gerçekten sözlerinize eklemeden önce size bir gösteri yolu ile şarkı söyleme şansı veriyor.
Dahası, kendi kendini tanıma da garipleşebilir - örneğin, bir yıl boyunca günlük olarak yayın yapacaksanız, göndermek istediğiniz mesajı ileten ve işinizi / profilinizi de tanıtan yaklaşık 365 gönderiye sahip olmalısınız; Her gün bu şeyi yaptığınızda her şeyi yaratıcı tutmak oldukça zordur.
Artırılmış Marka Görüntüsü
Takipçilerinizin alınıp satılmadığı önemli değildir - ne kadar çok sahipseniz, marka imajınız o kadar popüler olacaktır. Bir işletme durumunda, ürünleriniz veya hizmetleriniz en yüksek kalitede olabilir, ancak küçük takipçileriniz ve beğenileriniz varsa, belirli bir ürünün en iyisi olduğunu söyleyen kimse sizi umursamaz.
Bununla birlikte, markanızı binlerce kişi takip ederse, yeni takipçilerinizin depolarında ne olduğunu kontrol etmeleri ve hatta bazı ürünlerinizi veya hizmetlerinizi sipariş etmeleri daha muhtemeldir.
Instagram sayfanıza ulaşan yeni takipçiler web sitenizi veya çevrimiçi mağazanızı da ziyaret edecek - çok fazla takipçiniz olduğunu görürlerse.
“Trend” Faktörü
Bir şey çok popüler olduğunda, bir trend haline dönüşür - ve insanlar bir eğilimi kaçırmak istemezler. Bu nedenle, yeni bir işletmenin Instagram sayfası yayınlarında göründüğünde ve bu sayfada da çok fazla takipçisi olduğunda, insanlar onu kontrol etmek zorunda kalıyor.
Neden? Çünkü, popüler olan hiçbir şeyi kaçırmak istemiyorlar. Ne önermek zorunda olduğunla ilgilenmiyor olabilirler, ancak sayfan yeterince popülerse, yayınlarına dolanıp beğenecekler.
submitted by instamarketim to u/instamarketim [link] [comments]


2019.09.26 10:56 Dtkombayci Kalbedur'un Son Savaşına Giden Yol

I
Hiçbir kahraman bembeyaz değildir,
Tıpkı hiçbir kötünün kapkara olmadığı gibi.
Yüzleri birbirine dönük değildir ,
Ay ve güneş gibi..
Kahramanları açığa çıkaran,
Acıları, tutkuları ve yaşanmışlıkları ve tüm grilikleridir..
Ve bir kahramanın doğması için belki de bir güneş tutulması gerekir.
Dinleyin küçüklerim ,
Ve ibret alın onların hikayesinden,
Kötünün iyisinin destanıdır bu.
Onların adı Ehven-i Şers!!
II
Bir büyücü...
Geçmişinde karanlık bir sır saklı.
Çocukluğu kıskançlık içinde geçmiş Redoran'ın,
Hep kardeşi Rederick'in gölgesinde yaşamış.
Çocukluktan mı yoksa kıskançlıktan mı bilinmez,
Bir göl kenarında küçük kardeşini boğulmaktan kurtarmamış.
O günden bu yana Redoran hep yarım,
Hep eksik..
Arafta kalmış..
Bu yolculuğa çıkarken belki tek arzusu,
Kendi farkında olmasa bile,
Küçük kardeşini geri kazanmakmış.
Kulaklarında çınlayan o sesi susturmak için;
'Artık.. Artık yüzmeyi pek sevmiyorum Redoran..'
III
Sürgün edilmiş bir kral..
Babası katledilip sürgüne gönderildi,
Vergan'ın tek gerçek varisi,
Son erkek ejder ruhunun taşıyıcısı,
Sylvarın çocuğu;
Theodred Sylvergan..
Yüzünü eriten,
Sevdiğini kaçıran,
Tahtına çöreklenen kötülüğü kovmak,
Ve yeniden Kalbedur topraklarına barış getirmek için,
Yemin etti..
Vergan bir daha masum kanı dökmeyecek!
IV
Bir savaş rahibi..
Torz'un yetim çocuklarının kahramanı,
İyi yürekli ve sadık Zales,
Kralına yardım ederken tek bir düşü var,
Kocaman bir masanın etrafında ,
Torz'un yetim çocuklarına ziyafet çekmek..
Düşü gerçekleşir mi bilinmez ama,
Zales kedini yeniden bulacak..
Bu kesin...
V
Repeldum'da buldu sürgündeki kral ve sadık dostu,
Tüm yolu beraber yürüyecekleri bu yarım kalmış büyücüyü..
Önce Repeldum'un ormanlarından geçtiler,
Geçmişten gelen düşmanlarıyla yüzleşti Redoran.
Horus'ta kolsuz bir cüce yenildi,
Fakat Zales bir bacak kaybetti..
Torz'un dağlarında Sarhoş bir büyücü,
Geri getirdi kopan uzvu..
Ve yol kudretli Berez ağacına kadar sürdü.
Vardıklarında Berez'e;
Ne büyücü aradığını buldu,
Ne de kral kendisine vaat edileni..
Yanıp tutuştuğu intikam yerine
Küçük bir dost yitirildi
Berez'in derinliklerinde..
VI
Her ne kadar acıtsa da dostun gidişi,
Kralın arayışı son bulmamıştı..
Redoran rehberliğinde koyuldular yola,
Bir gemi ararken gitmek için Relendel'e
Kaptan Büyükşapka ve tayfası çıktı karşılarına..
Bakmayın adının heybetine;
Cesareti kadar olsaydı şapkasının boyu
Ancak serçe parmağının ucuna uyardı..
Bir korkak gibi denizin dibini boyladı kaptan,
Redoran büyükşapkayı başına taktı;
Ve işte Kalbedur denizlerine yakışan bir kahraman,
Yaşasın Kaptan Büyükşapka!
VII
Koskoca denizi aştılar,
Yükselen kayaları geçtiler,
Fakat bedeli çok ağır oldu..
Yükselen kayaların sırrını çözebilmek için,
Canını ortaya koydu Redoran.
Ve böylece ulaştılar Berg'e..
Yaralı büyücüyü kurtarmak için girdiler,
Şifalı olduğu rivayet edilen mağaraya..
Bilmeceleri çözdüler,
Tuzakları geçtiler,
Canavarları yendiler;
Fakat, iskelet kapıların önünde,
Yitip gitti Redoran...
Elinde tüy bir kalem,
Ve dostlarını en güvendiği kişiye emanet ederek..
VIII
Henüz acılarını bile yaşayamadan Theodred ve Zales
Gözlerini bembeyaz karla kaplı bir ormanda açtılar
İki büyücü çıktı karşılarına,
Biri eski Vergan'dan tanıdık bir yüz; Angoras.
Diğeri ise, Redoranın onları emanet ettiği; Kuzgun Ged.
Bilge bir adamdı Angoras,
Ve aradıklarını çok yakında bir güneş tutulmasında,
Elain'in tepesinde bulacağını söyledi Kral'a;
Hem aşkını hem de intikamını..
Yolları uzandı dağın tepesine,
Ejder ruhları sarılıp dans ederken birbiriyle,
Kalbinden vazgeçen Kuzgun Ged,
Zelenar'ı zamanın boşluğuna mühürledi..
Ölüme kavuşmadan yaşlı Angoras,
Eski dostu Büyük Ged'in emanetlerini kullandı..
Böylece hem Theodred'in aşkı kurtarıldı,
Hem de Kuzgun zamanın derinliklerinden geri çağrıldı.
IX
Angoras giderken,
Vaktiyle ona emanet edilmiş olan;
Ateşin çocuğu Eredun vardı dağın ucuna.
Angorası yitirmenin öfkesikle,
Kolunu aldı yiğit Zales'in..
Büyük aşkını tekrar gidişiyle yıkılan Kral,
Kaldırdı başını üzüntüsünden,
Ve durdurdu ateşin oğlu Kızıl Omuz'u..
Gerçekleri dinleyen Eredun pişman oldu ettiğinden,
Yardım elini uzattı yiğit Zales'e,
Ve düştüler yola;
Kurak topraklara doğru..
Yardıma muhtaç olandan,
Yardım istemek için..
X
'Kapıları açın, benim ben!
Kapıları açın, benim ben Kadvel!'
Derler ki sesi hala Pandemonium'da yankılanır Kadvel'in,
Belki kapılardan içeri sokamadılar onu,
Belki Eredun'un arzuladığı yadigar,
Kuzgunun oldu..
Ama hem Yiğit Zales'in kolu,
Hem de eski bir dostun dönüşü için umut bulundu..
Tekrar Berg'e yol aldı bu ehven ekip,
Ve Kadvel'den alınan yadigarın yardımıyla;
Öngörülemez kaderin karşısında,
Ölümün karanlığından geri geldi Yeşil Redoran..
Gelir gelmez dostunun derdine düşüp,
Yiten uzvu geri getirdi,
Fakat her yitene engel olamazdı..
Ged'in ihanetine engel olamayacağı gibi.
Çok arzuladığı yadigarın gitmesiyle,
Çılgına dönen Kızıl Omuz,
Tüm grubu yok edebilirdi;
Eğer bilge Angoras'ın ruhu yetişmeseydi..
Kulaklarında çınlayan ses,
Eredun'u kendine getirdi;
'Güçlen ve kinlen Eredun,
Karşında dağlar duramasın!
Ama o dağlar arkadaşların değil'
XI
Tekrar karışmadan karanlığa,
Son bir iyilik daha yaptı,
Bilge Angoras bu eski tanıdıklara..
Birden açıldı iskelet kapılar gümbürdeyen bir sesle,
Ve çok önceden Berez'de kaybedilmişi geri getirmek için,
Geçtiler kapılardan..
Fakat kayıp dost yerine,
İyilik bilmez,
Karşılıksız hiçbir yardımda bulunmaz,
Habis bir yadigar buldular..
Özleneni geri getirmek için,
Küçük kardeşinin içindeki parçasını feda etti Yeşil Redoran,
Ve kontrolüne aldı Ruh Yadigarı'nı..
Yadigar çıkarken yerinden,
Adeta dünya sarsıldı temelinden..
Ve koca bir taş aldı Yiğit Zales'i,
İçlerinde bu acıyla düştüler tekrar yola,
Önce bir doğa büyücüsü katıldı aralarına..
Kaybı döndürmekti vaadi,
Ve daha önceden umursanmayan küçük adam Neymor,
Bu kez nedendir bilinmez ihtimam gösterildi ona,
Ve katıldı bu yolculukta onlara..
Onun da tek amacı kardeşini diriltmekti,
Yitirilenler ve yeni gelenlerle dönüldü gemiye,
Ve yeniden buyurdu Kaptan Büyükşapka;
'Yelkenler fora!'
XII
Yitenleri geri getirmekti arzuları bu yolda,
Süreleri giderek daralırken..
Saggard limanına demirledi gemi.
Masum sanılanları kurtarıp yola devam edecekken;
Bir cadının tuzağında buldular kendilerini,
Yadigarın yardımıyla,
Kurtarıldı ateşin çocuğu..
Her ne kadar ağır olsa da bedeli,
Gölgelerden geri çekmek için Eredun'u,
Cadının çocuklarının ruhları yadigara feda edildi..
İşte böyle başladı kararmaya Redoran'ın yeşili..
XIII
Azalırken yitip gidenlerin zamanı,
Hiç durup dinlenmeden sürdüler atlarını..
Tekrar Berez'in dallarının altına varana dek.
Tek başına girdi Redoran içeri,
Düşünde ona fısıldananın gerçekliğinden emin olmak için.
Ve önce o gördü,
İlk yitirilenin yeniden döndüğünü.
Küçük dostu dönmüştü kralın,
Fakat hala eksik olan tamamlanmalıydı;
Zales'i geri getirmek için hızlandı adımları.
Fakat en zoru ,
Yanlarında o olmadan geçmekti,
Yetimlerin toprakları Torz'u..
Bedelinin neye mal olacağını bilmeden,
Yol verdi yetimler kral ve dostlarına..
Böylece devam ettiler hiç durmadan Repeldum'a..
XIV
Doğa büyücüsünün yardımıyla geri geldi Yiğit Zales,
Ve verdiği sözü tuttu Redoran,
Getirdi kardeşini geri,
Küçük adam Neymor'un..
Bir pusula verdi Rumor Redoran'a,
Bulması için en özlem duyduğunu.
Ve pembe ağaçlarla alakalı,
Bir öğüt fısıldadı kulağına.
Tüm gidenler dönmüş ,
Fakat diyar hala tehlikedeyd.i
Şarkta yükselen kötülüğe,
Artık bir son verilmeliydi..
Hazırlanmak için savaşa,
Bir ordu ve güçlü yoldaşlar gerekliydi,
Altı diyarın varisi, tek gerçek krala..
XV
Güçlen ve kinlen diyen Angoras'ın sesi,
Hala kulaklarındaydı Kızıl Omuz'un.
Savaş için daha fazla güç gerekliydi..
Güçlü bir yadigarın ,
Yowark'ta kadim bir büyücüde olduğu söylenirdi..
Onu almak için başladı hazırlıklar,
Limandan ayrılmadan iki yeni dost katıldı tayfaya;
Ağır bir hastalığı olan Alvin,
Ve küçük kızı Faelin..
Yola çıktığında Ehven adındaki gemi,
İçindeki kimse bilmiyordu onları Yowark'ta ne beklediğini..
Deniz fenerine vardığında,
Su yadigarının koruyucusu,
Yaşlı elf Eolin'i buldu karşısında..
Yadigarı değil belki ama,
Bir dost kazandılar bu fenerin altında,
Eolin de katıldı gruba,
Ve hep birlikte çıktılar;
Küçük adam Neymor'un bahsettiği,
Pembe ağaçlı topraklara..
XVI
Helgen yolunda ilk kez gördüler,
Gölge diyarın yöneticisi;
Küçük çocuk Volundur'u..
Fakat ayırt edemediler,
Gerçek mi yoksa bir rüya mı olduğunu..
Geçip pembe ağaçlı ormanı,
Vardılar Helgen'in huzurlu topraklarına..
Buradan sessizce ayrılmaktı umutları,
Fakat koca bir ordu çıkageldi,
Gümbürdeyip, yıkarak ağaçları..
Kendi ordusu karşısındaydı Theodred'in,
Savaş beklerken herkes,
Tanık oldular gerçek bir kralın yükselişine..
Derler ki hala yankılanır Theodred'in sesi Helgen'de
'Vergan asla işgalci olmaz!
Vergan asla masumların canına kast etmez!
Vergan asla çocukları evsiz bırakmaz!
Vergan asla saldırmaz!'
Ve koca ordu kılıçlarını bırakıp,
Döndüler geldikleri yere..
XVII
Masum bir halk kurtarıldı bir savaşın yıkımından,
Artık Eolin sorumluydu Helgen tahtından..
Ayrılmadan bu pembe ağaçlı topraklardan,
Eredun çok istediği yadigarı kazandı..
Redoran ise içini paramparça edecek bir hikaye dinledi,
'Kayıp ruh Neymor aslında kimdi?'
Ayrıldılar Helgen limanından,
Pagret'e doğruydu yolları;
Bir ordu ve bir komutan bulmaktı,
Kralın amacı..
Pagret'te gemiden iki grup ayrıldı,
Alvin kızını alıp yanına ,
Bir çare aradı amansız hastalığına..
Tekrar buluştuğu zaman iki grup,
Kalmamıştı artık onun için hiç bir umut..
Redoran koluna girip uzaklaştırırken küçük Faelin'i,
Theodred, Zales ve Eredun gözyaşlarıyla yaktı cenazeyi.
Ve o zaman fark ettiler,
Repeldum ormalarını terk ettiklerini.
Kalplerinde bu kaybın hüznüyle,
Vardılar büyük komutan Çöl İblisinin yanına,
Bir satranç oyunuyla ikna ettiler onu yanlarında savaşmaya.
XVIII
Ayrılmak için döndüklerinde Pagret Limanı'na,
Gerçek bir kurt kargası çıktı karşılarına..
Hiç beklemedikleri bu haberci,
Kralı kahredecek o haberi fısıldadı kulaklarına.
İnanmak istemese de,
Annesinin ölümünü imliyordu;
Habercinin taşıdığı gazete..
İçinde bu acıyla,
Devam etti dostlarıyla yola..
Bu kez rehberleriydi,
Küçük Rumor'un verdiği pusula.
Böylece vardılar,
Pagret'in ilk sunağına..
Eski anılar buldu onları burada,
Büyük savaştaki hayal kırıklığını dinlediler,
Ve kral Pagantus'un,
Pagreti kurtarmaya gelmediğini öğrendiler..
İkinci sunakta kadim bir göz buldular;
Her şeyi gösteren,
Kendinden bir parça daha feda eden Redoran,
Gördü kralın annesini hala nefes alırken..
Kadim bir hapishanede olsa da;
Artık belliydi yeni rota..
Fakat gitmeden önce Old Tempest'e
İki sunak daha vardı girilecek,
Üçüncüde buldular toprak yadigarını..
Yenerek Kral Pagantustan kalan son parçayı,
Ele geçirdiler dördüncü yadigarı..
Son sunakta onları bekleyenin ne olduğu meçhuldü,
Sadece elinde yadigar bulunduranlar girebiliyordu kapılardan..
Ve sadece Redoran'la Eredun alındı içeri,
İlk önce Redoran karşılaştı en karanlık anılarıyla;
Yüzleşti kendiyle,
Kendine baktı kardeşinin gözünden,
Ve bir canavar buldu karşısında.
Öğrendi kendi lanetinin sonsuza dek kardeşini aramak,
Ve kayıp bir ruh olarak her seferinde yeniden onu diriltmek olduğunu..
Çıkarken hala aynı ses patlıyordu içinde..
'Senin ismin artık Redoran değil
O ismi artık hatırlamaycağım
İsmin Neymor olsun
Benimki de Rumor
Git ve beni kurtar'
XIX
Redoran'ın içinde büyük bir acı,
Theodred'in annesini kurtarma umuduyla,
Old Tempest'e doğru çıktılar yola..
Kurtarmasına kurtardılar onu ,
Fakat sanki boş bir kabuktu..
Karanlık bir büyünün etkisindeki annesini,
Helgen'e geri getirdi Theodred..
Ve bir çözüm bulununcaya dek,
Emanet etti eski dost Eolin'e..
Bir komutan bulunmuş ,
Fakat hala bir orduya ihtiyaç vardı..
Toplamak için Torz'un yetimlerini,
Zalesin önderliğinde ,
Düştüler yeniden yola..
Vardıklarında gördükleri korkunçtu;
Yetimler yürürken darağacına,
Zalesin aklı başından uçtu.
Koskoca ordunun arasına tek başına dalacaktı,
Gizemli bir yabancı durdurmasaydı onu..
Hem yetimleri kurtarmak,
Hem de yeni yetimlerin oluşmasına mani olmaktı,
Alqutile dene bu yabancının amacı..
Fakat güç her zaman çare olmaz,
Eredun'un ateşi düşmanla birlikte yaktı,
Torz'un yetimlerini..
Ve koca bir ordunun ruhunu çekerek tamamladı Redoran,
Yeşilin siyaha geçişini..
XX
Anlattığına göre bir görevi vardı Alqutile'in;
Çıkmıştı Pagret'ten yola masumların kralını seçmek için..
Belki de tahta çıkma vakti gelmişti Theodred'in.
Ama Old Tempeste tekrar gitmeden önce,
Herkes son kez veda etmeliydi evine.
Önce Redoran vardı Repeldum'a,
Yıkılmış evi çıktı karşısına.
Kana bulanmıştı her yer,
Tüm dostlarının yok edildiğini düşündü Siyah Redoran;
Ve karanlık iyice sardı onu.
İntikam yeminleri ederek habis yadigarla bir oldu.
Ve tekrar döndü buluşmak için sözleşilen yere,
Kral ve Kızıl Omuz bir mezarlığa yol aldı Vergan'da.
Önce yüce kral Theodor ve genç varisi buluştu,
Öğrendikleri içini bulandırsa da Theodred'in;
Krallığın hakkı olup olmadığını öğrenmeye,
Düşecekti o da yollarına Old Tempest'in..
Eredun'sa buldu annesini uzun yıllardan sonra,
Ve öğrendi gerçek ateşin çocuğu olduğunu;
Babası bir ateş ruhu olan kudretli Kaladrun'du..
Ve kolunda taşıdığı yadigar onun ruhuydu.
Vakit dolup buluşma yerine dönmeden,
Bir mesaj bırakmak istedi kral ,
Vergan halkına kendisinden.
Ve şehrin en görünen tavernasının kapısına,
Çizdi eski Vergan aslanını..
Ayrıldılar sessizce doğdukları topraklardan,
Ve buluştular çıkmak için yeniden yola..
XXI
Alqurile'in rehberliğinde vardılar,
Bu kez Old Tempest'e..
Fakat bu eski hapihsane,
Hiç beklemedikleri sürprizlerle doluydu.
Eredun gürleyen sese koştu,
Ve hiç yenilmemiş olanı karşısında buldu..
Redoran karşısında Kuzgun'un silüetini gördü,
İçindeki iyiliğin çalınmasından son anda kurtuldu..
Atalarının odasında ihaneti buldu,
Sylvar kanının tek varisi.
Yerde omurgasına saplanmış bir kılıçla dinledi,
Kadim kral Pagantus'un neden Pagret'e yetişemediğini,
Babasının intikamını almaya gelen Alqutile'den,
'Kraal Theodred!' diye gürleyen sesi yankılandı,
Old Tempestin koridorlarında Alqutile'in;
Okurken mektubunu yetimlerin..
Daha bitmemişti sınavı Kral Theodred’in,
Bir seçim yapmaya zorladı onu;
Atalarının en karanlık olanı,
Kurgesh’te yükselen kötülüğün yaratıcısı..
Başlarına gelen herşeye rağmen,
Eğmediler karanlığa başlarını,
Redoran nasıl bulduysa içindeki iyiliği.
Theodred de öyle seçti karanlık yerine bilgeliği,
Kol kola çıktılar taht odasından ..
XXII
Sadece kötülük değildi onları bekleyen bu zindanda;
Ateşin çocuğu Eredun,
Babası Kaladrun’un kardeşi,
Hiç yenilmemiş olanı, Kunesh’i buldu..
Onu da katıp yanlarına çıktılar ateşli topraklara doğru,
Ateşin varisi Nimbus’u bulmaya..
Yardım dilendi ateşin varisinden,
Ve ilk kez yenildiğini kabul etti Kunesh..
Ateşlerin arasından kara bir ejder yükseldi gökyüzüne,
Ve alındı Eredun’un elinden ölüm..
Kunesh kalbini ve bedenini yaktı kızıl omuz’un,
Ölümden azade kıldı onu,
Küllerinden yeniden doğdu sırtında alevden kanatlarla..
Artık bir anka kuşu olduğu ispatlarcasına..
XXIII
Büyük savaştan önce son duraklarıydı uçan dağlar,
Bir kurt kargasının sırtında vardılar Anzahar’a.
Ulu sekizler meclisine katılmaktı emelleri,
Şarktan gelen kötülüğü durdurmak için .
Meclisin çoktan hükmünü kaybettiğini gördüler,
Geri dönüp kendi savaşlarını kendileri vermeyi düşündüler..
Fakat Anzahar onlara farklı sürprizler hazırlamıştı,
Önce Redoran kaybettiği minik dostlarına,
Ve namı kendinden büyük bir müttefike kavuştu..
Ardından karanlık bir ayinde buldular kendilerini,
Theodred ay tutulmasından beri ilk kez gördü sevdiğini..
Karanlığa karanlıkla karşılık vermeye çalışanlar,
Aralarken ruhlar odasının kapısını;
Birden çıktı içerden,
Varisin zamana mühürlenen düşmanı.
Son karşılaşmadan bu yana ,
Sadece güçlenmedi kral ve dostları..
Birbirlerini öyle iyi tanıdılar ki,
Tek bir vücut gibi hareket ederek;
Alaşağı ettiler düşmanı..
Kapıların ardını tek gören Redoran’dı,
Boş bir odanın içinde buldu tüm arananları..
Önce gölge diyarın yöneticisi Volundur çıktı karşısına,
Gitmek istediği yer aslında kalbinin aradığından farklıydı.
Önce bilge Angoras seslendi ardından,
Daha sonra kalbinin en çok aradığını buldu ruhlar odasında..
Küçük kardeşini görür görmez ,
Silindi dünyayı kurtarma fikri gözünden..
Feda edip içindeki yadigarı,
Rederick’i alıp dışarı çıkardı..
Tüm yolculukta aradığını buldu Redoran,
Bırakmak istemese de arkadaşlarını;
Korumalıydı artık bunca emek ve acıdan sonra,
Ölümün elinden kurtardığını..
XXIV
Elinden tutup kardeşinin,
Uzaklaştı Redoran..
Kral yazıp mektuplarını,
Gönderdi tüm dostlara..
Yanlarına ilk katılan,
Her ne kadar değiştirse de suretini,
Kuzgun oldu..
Aslında ne başlarına gelenlerden,
Ne de kayıplarından sorumluydu..
Hep beraber düştüler yola,
Beklediler gelecek müttefikleri,
Helgen’in ormanlarında..
Soğuk topraklar cevap vermedi çağrıya,
İlk gelen ise Çöl İblisi oldu..
Kral en çok onun cevabından emindi,
İkinci gelen intikamını alıp;
Yüreğini soğutan Alqutile oldu..
Gördü Theodred’in kibrinden arındığını,
Ve yanında saf tuttu..
Ardından tanıdık bir sesin şarkısı çınladı,
Helgen’in pembe ağaçları arasında,
Redoran ve Rederick göründü çalıların ardından..
Onsuz savaş olmazdı,
Zaten o da dostlarını yalnız koymazdı..
Elinde krala bir hediyeyle çıkıp geldi eski dost..
Redoranın dönüşünün ardından ,
Evvelinde onlarla yolları ayrılan;
Doğa büyücüsü Bibror ve dostları çıkageldi.
Redoranın küçük dostları da onlara eşlik etti.
Ormanları çınlatan ayak sesleriyle,
Hiç yenilmemiş olan Kunesh kulak verdi çağrıya..
En son çıkagelenler ise beklenmeyenlerdi,
Farklı zırhları içinde koca bir ordu ,
Helgen sınırlarında belirdi..
XXV
İşte böylece gelindi beklenem savaşın kıyılarına,
Henüz yaşanmamış bir savaşın destanı yazıldı bu satırlarda,
Şarkta yükselen kötülüğe karşı koyacaklar onlar;
Bir Kral,
Altı diyarın tek gerçek varisi,
Son erkek ejder kanı,
Sylvar soyunun son temsilcisi,
Theodred Sylvergan...
Bir Simyacı,
Ruh yadigarının son taşıyıcısı,
Ölümün kapılarından geçip geri gelen,
Kardeşini kurtarmak için,
Diyara ve zamana kafa tutan,
Ve küçük Rederick’e sonunda kavuşan,
Yeşil Redoran..
Bir Savaşçı,
Torz’un yetimlerinin kahramanı,
Savaş tanrısının ihanetiyle,
Kendi yolunu bulan,
Bir doğa ruhuna dönüşüp,
Kendini yeniden yaratan,
Yiğit Zales..
Ve Ateşin Çocuğu,
Nam-ı diğer Kızıl Omuz,
Timba’nın yok edicisi,
Ateş yadigarının taşıyıcısı,
Kaladrun’un oğlu,
Yenilmez Kunesh’in yeğeni,
Ölüm elinden alınan,
Eredun..
Toplamda ne iyi, ne kötü..
Onlar kahramanlar
Onlar Ehven-i Şers!!
submitted by Dtkombayci to ehvenisers [link] [comments]


2019.07.08 07:35 reaaaaaaaly Doritos cips

doritos cips almıştım migros'tan dün. evde cips paketini açtığımda, 330 ml pepsi kola kazandığıma dair bir kupon çıktı içinden. odama gidip, kuponu bugün giyeceğim gömleğin cebine koydum ve salona geçtim. sabah evden çıktım ve birtakım işlerimi hallettikten sonra evin yolunu tutmuşken, alt sokağımızdaki bir bakkalın camekanında "yüz binlerce pepsi hediye" yazılı bir poster gördüm ve cebimdeki kupon aklıma geldi. birden heyecanlandım, çünkü para vermeden bedava bir şey alacaktım ve bu ana çok yakındım. içten içe çekiniyordum, bakkal beni azarlayabilirdi, bana beleşçi diyebilirdi, bedava kola için 40 takla attığıma dair aşağılayıcı ithamlarla insanlık onurumu ayaklar altına alabilirdi. ama o kola benim hakkımdı. frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin müşterilerine tanıdığı bir haktı bu, çekinmenin, utanmanın alemi yoktu. tüm cesaretimi toplayıp bakkala girdim ve selamun aleyküm dememe kalmadan 37 ekran tv'de halk tv'nin açık olduğunu gördüm ve selam deyip kestim. selamun dedikten sonra televizyonu görseydim geri dönüşüm olmazdı ve aleyküm de demek zorunda kalırdım bu da bedava kolamı daha başından kaybedeceğim manasına geliyordu, çünkü bana gıcık olacaktı. kafadan, ne alacaksa alsa da sktir olup gitse denecek bir müşteri sınıfına girecektim top sakallı bakkalın nazarında. selam dedi. dan diye kuponu uzatıp bedava kola kazanmışım verir misiniz diyemedim. dükkanın ucuna kadar yürüdüm raflara bakarak. bir şeyler düşünmeliydim. öyle armut gibi kuponu uzatıp kolamı istersem bana tutulabilirdi. kafamda bazı planlamalar yaptım. düşündüm, ölçtüm, biçtim tarttım. evet bu hak bana frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin tanımış olduğu bir haktı ama adamdan direkt bedava kola istemek, ne bileyim, bana da fırsatçılık ve beleşcilik gibi geldi. bi tane eti cin almaya karar verdim. 50 kuruştu zaten, o 50 kuruşu uzatırken, böyle yarım ağızla, sanki verse de olur vermese de olur kafasında olduğumu sanacakmışcasına, sanki kendisinin de bedava kolayı vermeme ihtimali yokmuşcasına, son derece doğal bi şekilde kuponu da uzatıp bedava kolamı alırım diye hesap ettim. bi müşteri vardı çıktı, 50 kuruşu uzattım, paranın üstüne de kuponu koydum, "bi de şu kuponda bedava şey varmış herhalde" gibi bi şey dedim, tam hatırlamıyorum, umrumda değilmiş gibi davrandım yani, ısrarcı olduğumu anlarsa hepten ayar olabilirdi bana, yok biz vermiyoz onu dedi. ben beynimden vurulmuşa döndüm, peki deyip çıkacaktım ama bu haksızlığa karşı sessiz kalmak işime gelmiyordu, direnmeye karar verdim. hee camekanda bedava yazısını gördüm de ondan şeaptım dedim, ben cipsleri rafa dizerken toptancı kafasına göre asmış onu dedi, sizin rızanız olmadan asamaz ki, assa bile sökebilirdiniz dedim, ya kaldı işte çıkarmadım bi daha, toptancı uğramadı, promosyon kolası diye sana dolaptaki kolayı mı vereyim, para verip kola isteyene ne vereceğim dedi. haklısınız ama ben bu kolayı hak ettim, cips aldım ve frito lay gıda san. ve tic. a.ş bana bu cipsten 330 ml kola kazandığıma dair bir kupon hediye etti ve kuponda yazılan esaslara göre siz bana bu kolayı vermekle yükümlüsünüz dedim. bu hindi gibi kabarmaya başladı, kardeşim asabımı bozma yok kola mola, nerden aldıysan git o versin beleş kolanı dedi. ben de sinirlenmeye başladım. ben bunu süpermarketten aldım ve süpermarketler bu kampanyaya dahil değil, anlaşmalı olan bakkal, büfe vs gibi yerlerden kolanızı alabilirsiniz şeklinde ifadeler var dedim kuponda ve masadan kuponu alıp ilgili kısımları kendisine de okuttum, bak burda yazıyor diye. yok benim anlaşmam filan dedi. ama camekanınızda bu kampanyaya dahil olduğunuzu gösterir bir poster asılı ve az önce, "sana promosyon kolası diye dolaptan kola verirsem" şeklinde bi ifadeniz oldu, demek ki daha önce bazı kimselere bu bedava kolalardan vermişsiniz, galiba siz bu kampanyayı kafanıza göre etkinleştirip kafanıza göre feshediyorsunuz dememe kalmadan başka bir müşteri girip, omzumun üstünden sanki ben orda yokmuşumcasına 20 tl uzatıp uzun marlboro istedi, bakkal, benden esirgediği tatlı dili sigara isteyen müşterisine sonuna kadar bahşediyordu, beni psikolojik olarak yıldırabileceğini sandı. gereksiz bir samimiyete girmiş, lüzumsuz bir sohbete tutuşmuştu sigara isteyen müşteri ile, beni hiçe sayıyordu. o esnada birkaç müşteri daha içeri girdi, ben dışarı çıktım ve bi sigara yaktım, içeriye müşteriler girip çıkıyordu. 15 dakika filan geçmişti, bakkalda müşteri kalmadığı bir anda tekrar kapıya yöneldim ve içeri girdim, şimdi nasıl yapıcaz bu işi abi dedim, resmi dili kenara bırakıp, kanına girmeye çalışacaktım. neyi nası yapcaz dedi, bedava kolam vardı, az önce konuşmuştuk, aliym mi dolaptan bi tane dedim, yok dedi, gelmiyo toptancı, 4 senedir ondan mal alıyorum, hukukumuz var diye hatır gönülden kesmiyorum ticareti ama savsaklıyor, ne cipse ne kolaya geliyor, c.tesi gelecekti salı oldu yok, satacak kola yok, veremem bedava kola dedi. peki abi allah rızası için cevap ver, samimi soruyorum, sizin aranızdaki kişisel husumetin, anlaşmazlıkların ceremesini ben çekmek zorunda mıyım, belli ki sen bu toptancı ile ihtilafa düşmüşsün, sana inat olsun diye sistematik bi yıldırma, ayar etme politikası izliyor, sen, ayağın alışmış, hak hukuk vs diye ticareti kesmiyorsun bu da ona güveniyor, velhasılı aranızda bi problem var ama frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin kuponlara yazdığı esaslarda bakkal ile toptancı arasındaki ihtilafi durumlarda bakkalın müşteriye kola vermeme hakkı saklıdır diye bi ifade yok, yani kameti uzatmayayım senin toptancı ile arandaki ticari kriz benim zerre kadar skimde değil, sen bana bu kolayı vereceksin, adamın asabını bozma, çıkar ver şu kolayı, skmiym vilayetini akodumun çocuğu, senin hayatını skerim ulan kahpenin çıkardığı, karısının kızının ırzına çöktüğümün, top sakalını sktiğimin kancığı diye saydırasım geldi ama yapamadım, korktum. başka bir müşteri geldi, ben yine dışarı çıktım, yine 10-15 dk dışarda zaman geçirdim, sigara filan, bi de içerden iskemle çekmiştim. içerde yine müşteri kalmadı, kapının ağzına gittim, önündeki bulmacayı çözüyordu bakkal. kedi gibi kafamı uzattım kapıdan, içeri doğru, miyavvvv dedim, oralı olmadı bakkal, ğırrrrrr, miyavvvvvv diye huysuz kedi sesi çıkardım, kafayı kaldırdı, göz göze geldik, ben göz çaktım, sevimli sevimli sırıttım, bunu da bi gülme tuttu, yüzünde oluşan bu mütebessim ifadeden arka alıp, tazı gibi fırladım içeri. masayı aştım, yanına yanaştım, çömelip hizasına indim, gömleğinin yakasıyla oynayarak, kulağına doğru yanaştım, seri şekilde nefes almaya başladım, kulağına çarpıp tekrar dudağımda seken nefesim, benim bile içimi ürpertiyordu. "neden kolamı vermiyorsun tatlılık?" dedim. git al akodumun musibeti, al sktir git, dolaptan al, 2 litre al, yolunu skem, al bi de ice tea al dedi. sinirlendim, senin lütfunu skerim anası kaşar, ben senden sadaka istemiyorum, hakkımı istiyorum, frito lay gıda san. ve tic. a.ş'nin bana tanıdığı bedava kola hakkından faydalanmak istiyorum, sen kimsin de bana öyle müstehzi müstehzi, bahşeder, lütfeder gibi, köpeğe kemik atar gibi git al dolaptan filan diyebiliyorsun, kimsin ulan sen top sakalını s*ktimin kulamparası, babası şehven ekmiş, anası sehven sıçmış kahpe dölü dedim. o sırada halk tv de son dakika geçti, fetöden biri gözaltına mı ne alınmış , bu da bi anda ona dikkat kesildi, alın aq alın kim var kim yok alın diye saydırmaya başladı, ben hemen mevzuya uyandım, telefondan kaydı açtım, hükümete filan sallamaya başladı, fetocu fetocu darbe sevici şeyler söyledi, normalde bu şekilde elde edilen delilin hükmü yok ama ohal mohal bi kılıfına uydurup atarlar dedim bu gavur kırmasını kodese. velhasıl emniyete ihbar etmeye karar verdim soysuz ibineyi o anda. kola mola da gözümde değildi artık. neyse abi iyi günler deyip sezercik gibi koşa koşa çıktım ordan.
submitted by reaaaaaaaly to kopyamakarna [link] [comments]


2018.12.24 11:39 focabutikotel Foça Otellerinde Yorumları En İyi Performans Gösterenler İçin Bir Şirketin Kiralama Performansını Etkiliyor

Foça Otellerinde Yorumları En İyi Performans Gösterenler İçin Bir Şirketin Kiralama Performansını Etkiliyor
24 Ekim tarihinde gönderildi
Foça otel-yetenek
Foça otellerinde restoranınızın fiyatının nasıl göründüğünü görmek için restoranınızın veya otelinizin çevrimiçi geri bildirimlerine ayak uyduracaksınız, ancak nasıl çalıştığınızı kontrol ettiniz mi? Kiraladığınız kişilerin kalitesi nedeniyle istisnai bir hizmet sunuyorsunuz. sıralamanızın bu süreci engellemediğinden emin misiniz?

Foça otellerinde durumunuzu iyileştirmek ve mümkün olan en iyi konukseverlik personelini işe almaya devam etmek için neler yapabilirsiniz?

Bağlılığa odaklanın
Çalışanlarınız arasında katılımı teşvik etmenin önemini küçümsemeyin. Çalışanlar görevlerini ve hedeflerini anladıklarını hissettiklerinde, kuruluşunuz için olumlu duygulara sahip olmaları için https://www.foca1887otel.com/ sayfamızdan bakabilir ve size olumlu yorumlar vermeleri daha olasıdır. Taahhütlerini ve çalışanlara verdikleri deneyimi göz ardı eden işverenler buna pişman olacaktır. Foça otellerinde göre, çalışanların yarısından azı işverenlerini bir arkadaşına tavsiye ediyor.

Markanızı yükseltin
Foça otellerinde en yüksek puanına sahip birçok şirket, en güçlü markalara sahip olanlardır. Bu neden bir faktör? Güçlü markalar bu marka ile özdeşleşmiş kişileri çekiyor. Bu, şirketlerin iş için daha uygun olan ve işlerinden memnun olma olasılıkları daha yüksek olan insanları işe almasını sağlar. Foça otellerinde bir araştırması, iş arayanların yüzde 69'unun işverenin markasını aktif bir şekilde yönetmeleri durumunda iş başvurusunda bulunma olasılığının daha yüksek olduğunu göstermiştir.

Foça otellerinde markanızı aktif olarak yönetmenin bir yolu nedir? Şirketler, çalışanlarının talepte bulunmadıkları sırada şirket hakkında yayın yapmalarını veya değerlendirmelerini yapmasına izin veremez. Bir çalışan neden bunu yapmak ister? Şirketin markası en iyi çalışanlar için heyecan verici ve çekici görünüyorsa, daha iyi yetenekler şirket ile çalışmak isteyecektir ve bu herkes için olumlu bir sonuç olacaktır.

Ciddi Değerlendirmeler alın
Foça otellerinde gibi çevrimiçi inceleme sitelerinin önemini hafife almayın. Glassdoor, kullanıcılarının yüzde 61'inin iş başvurusu yapmaya karar vermeden önce şirket yorumlarını ve derecelendirmelerini okuduğunu bildirdi. Bu sayı bozulurken kullanıcılarını araştırıyorlar), Sıkı bir yetenek piyasasında, iş arayanlar bir şirketin kendileri için doğru bir şey olup olmadığını belirlemek için giderek daha fazla çevrimiçi araştırma aramaktadır.

Hassas ve Şeffaf Olun
Foça otellerinde işverenler kendi şirketleri ve gönderdikleri belirli fırsatları bildirdiğinde bunu takdir eder. Son zamanlarda yapılan bir araştırma, kullanıcılarının yüzde 62'sinin, işverenler cevap vermeleri halinde daha olumlu olduğunu gösterdi. Adaylar başka ne görmek istiyor?

Foça otellerinde adaylar, aşağıdakilerin ilk beşinde çevrimiçi bilgi ararlar:

Maaş / tazminat
faydaları
Temel şirket bilgileri
Onu çalışmak için çekici bir yer yapan nedir
Şirket misyonu, vizyonu, değerleri
Foça otel bir Lider ile Çalışmak Ağırlama İşe Alım
Foça otellerinde en iyi işe almak istersiniz, ancak şirketinizin çevrimiçi profili olumsuz ise, en iyi oyuncuları çekmek ve saklamak zor olabilir. itibarınızı korumak ve en iyi restoran ve otel özelliklerini tanımlamanıza ve çekmenize yardımcı olacak ipuçları sağlayabilir. Misafirperverlik yöneticisi işe alım ekibimizle bugün iletişime geçin!
submitted by focabutikotel to u/focabutikotel [link] [comments]


2018.07.10 19:34 focaotel1887 Google’ın yeni değişiklikleri Foça otellerini nasıl etkiler? 2018

Foça Otelleri Google, yakın zamanda test ettiği ve kamu tarafından kamuya duyurulduğu arama motoru sonuç sayfalarında (olarak da bilinir) bazı önemli değişiklikler yaptı. Google’ın yeni değişiklikleri Foça otelleri nasıl etkiler?
Peki, buradan çıkışta, ücretli arama sonuçları artık sağ sütunda görünmeyecek ve sol sütunda dördüncü sütunda ek bir dördüncü ücretli reklam listelenecektir.
İlk incelemede, reklam bulunmadığında (yukarıdaki resme bakın) ve Google'ın, Google Alışveriş'in veya Foça Otel Arama'nın bu sağ tarafın ayrıldığı göründüğünde daha genel çağrılar olduğu görülmektedir (aşağıdaki resme bakın).
Ücretli bölümdeki dördüncü reklam yalnızca Google'ın "yüksek ticari sorgu" terimlerini gösterir. Ücretli reklamlar için arasındaki pozisyonlar en zorludur. Son zamanlarda yayınlanan bir Google açıklamasında şunları söyledi:
"Bu yerleşimi uzun bir süredir test ediyoruz, bazı kullanıcılar çok az ticari soruları görebiliyor. Düzenlemeler yapmaya devam edeceğiz, ancak bu, yerleşimin kullanıcıların arama yapması ve gerçekleştirmesi için daha alakalı sonuçlar sunabileceği yüksek kârlı sorgular için tasarlandı reklamverenler için daha iyi. "
Google değişikliklerinin önemli sonuçları
Seyahat dijital pazarlama ekibi izliyor ve geçen hafta Google’daki neredeyse tüm Foça otellerin sayfalarında büyük bir değişiklik gördük. Bunun, Foça otele özel dijital pazarlamayı nasıl etkileyeceğini söylemek biraz erken ama bazı bariz faktörler var:
Google, Foça otel ve Foça Gezilecek Yerler endüstrisini "son derece ticari" bir pazar olarak sınıflandırır
Sadece görünür pozisyonlarda düşüş, rekabeti artıracaktır.
Organik pozisyonlar ekrandan aşağı doğru itiliyor
Google'ın farklı otel arama modellerini denemek ve doğrudan rezervasyon yaptırmak gibi uzun süreler de dahil olmak üzere otel endüstrisinin varlığını en üst düzeye çıkarmak için birkaç yol denediğinden, ilk nokta gayet açık. Bununla birlikte, bu değişiklik tartışmalıdır, çünkü görünür reklam alanlarının sayısının azaltılması onu halihazırda çok daha küçük olan zaten kalabalık ve rekabetçi bir pazar haline getirecektir.
Google’ın değişikliği de ve öldüğü yönündeki açıklamasını vurdu. Organik pozisyonlar, sayfanın altına, "katman" altında gizlidir (bir web sayfasının içinde gezinerek erişilmesi gereken bir web sayfasının bölümlerini açıklayan bir terim).
Bu örnekte, "lFoça otelleri" araması zeminde organik sonuçlar vermez.
Üstü-kat-yaklaşık-arası-değişim-arası
Ve bu da uzun kuyruklu anahtar kelimeler için aramada olduğu gibi, " örneğinde olduğu gibi.
Bu neden önemli?
Google'ın yeni yerleşimi, Foça otel markanızın önüne teklif veren kaynaklanan rekabetin belirlenmesinde özellikle önemli olacaktır. Kendi web sitenize doğrudan trafik çekmek ve pahalı ödemek istemiyorsanız (paranız açık artırma için otel adınıza geri gönderiliyorsa) ücretli bir pazarlama varlığına sahip olmak her zamankinden daha hayati olacaktır.
Google kullanmamak, organik girişinizin sonuç sayfasının ortasına yerleştirilmesine ve yalnızca sayfa kaydırıldıktan sonra görülebilir olmasına neden olabilir.
Zaten oyunun önünde olanlar ve marka teriminize aktif olarak teklif vermek için, artan rekabet büyük olasılıkla tıklama başına maliyette bir artışa yol açacaktır. Yarışma yalnızca hafifçe arttığında bile, Google'ın, reklamların sağda kaldırılması nedeniyle kaybedilen reklamların kaybını karşılamak için maliyetlerini artırma olasılığı yüksektir.
Durumunuza bakılmaksızın, Google’da görünmeyen zarar verici bir değişiklik gibi görünen şey, tüm Foça otel endüstrisi üzerinde önemli bir etkiye sahip olacaktır.
Kaynak : https://www.focaotel1887.com/foca
submitted by focaotel1887 to u/focaotel1887 [link] [comments]


Makaleyi Geri çekme (Dergipark) Erkekleri etkilemenin yolları / onu kendine aşık edeceksin! Onu Kaybettiğime Pişmanım, Geri Nasıl Kazanabilirim? ( askolog.com ) Eski Sevgiliyi Geri Kazanma - SENİ NASIL ÖZLER? Crafting Dead Mod Paketinde Ev/base/Clan Base Nasıl Yapılır [RulingGame İçin ] OBS programı ile LOL videosu çekmek için ayarları nasıl olmalıdır ? Eski sevgiliyi geri kazanmanın en basit ve garantili yolu! ESKİ SEVGİLİNİ GERİ KAZANMAK İÇİN 3 ÖNERİ - www.ask-acisi-kocu.com yeni başlayanlar için, zincir nasıl çekilir Eyeliner nasıl çekilir, kolay çekme yöntemi

Eski Sevgilinin İlgisini Nasıl Geri Kazanacaksın? - Alkan ...

  1. Makaleyi Geri çekme (Dergipark)
  2. Erkekleri etkilemenin yolları / onu kendine aşık edeceksin!
  3. Onu Kaybettiğime Pişmanım, Geri Nasıl Kazanabilirim? ( askolog.com )
  4. Eski Sevgiliyi Geri Kazanma - SENİ NASIL ÖZLER?
  5. Crafting Dead Mod Paketinde Ev/base/Clan Base Nasıl Yapılır [RulingGame İçin ]
  6. OBS programı ile LOL videosu çekmek için ayarları nasıl olmalıdır ?
  7. Eski sevgiliyi geri kazanmanın en basit ve garantili yolu!
  8. ESKİ SEVGİLİNİ GERİ KAZANMAK İÇİN 3 ÖNERİ - www.ask-acisi-kocu.com
  9. yeni başlayanlar için, zincir nasıl çekilir
  10. Eyeliner nasıl çekilir, kolay çekme yöntemi

herkese merhaba, yeni başlayanlar için zincir nasıl çekilir onu anlattık. umarım faydalı olur. videomuzu beğendiyseniz beğen butonuna basmayı unutmayın. yeni videolarımızdan haberdar ... Merhabalar! Birini beğeniyorsun ve sana ilgi göstermiyor mu veya ilgisini çekmek mi istiyorsun. Onu etkileyip kendine aşık mı etmek istiyorsun. Tam senin için birkaç öneri hazırladım ... #Tenikhaftası #melbeauty #eyeliner Bu videomda teknik haftadan eyeliner nasıl daha kolay ve pratik çekilir onu sizinle paylaşıcam. son Videom: https://www.yo... Onu Kaybettiğime Pişmanım, Geri Nasıl Kazanabilirim? ( askolog.com ) ... Aklımda hala Aslı vardı biraz yakınlaşmaya çalıştım ama o ara hem yoğun iş temposu ve tezim için adeta ... Evet Arkadaşlar bugünde bu tarz bir video çekmek istedim. Gördüğünüz gibi mod paketinde ev nasıl yapılır onu anlattım.Aslında bu video RulingGame adlı kanal ... Dergipark sisteminde bir makale nasıl geri çekilir? Happy Morning Cafe Music - Relaxing Jazz & Bossa Nova Music For Work, Study, Wake up - Duration: 3:35:09. Cafe Music BGM channel Recommended ... Kendimi çok kötü hissediyor ve onu geri kazanmaya çalışıyordum. Yaklaşık 6 ay boyunca büyük bir karamsarlık ve aşk acısıyla savruldum durdum. Ta ki çok değerli bir koç ... OBS progeamı ile LOL videosu nasıl çekilir ayarlamaları nasıl olmalıdır onu anlatıp progeamı tanıttım :D. Kendimi çok kötü hissediyor ve onu geri kazanmaya çalışıyordum. Yaklaşık 6 ay boyunca büyük bir karamsarlık ve aşk acısıyla savruldum durdum. Ta ki çok değerli bir koç ... Kendimi çok kötü hissediyor ve onu geri kazanmaya çalışıyordum. Yaklaşık 6 ay boyunca büyük bir karamsarlık ve aşk acısıyla savruldum durdum. Ta ki çok değerli bir koç ...